VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Aralık 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Dostoyevski’nin derinliklerine açılan kapı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Dostoyevski’nin derinliklerine açılan kapı

Joseph Frank, “Çağının Bir Yazarı” adlı biyografide büyük Rus yazarın özel hayatından, romanlarından, dönemin toplumsal yapısı ve politik ikliminden, yazar üzerindeki psikolojik, ideolojik, felsefi, edebi ve dini etkilerden topladığı donelerle Dostoyevski’nin ve dönemin dört dörtlük bir portresini çiziyor.

MİNE AKVERDİ DENKTAŞ



Dikkat sevgili okurlar, son 100 yılın en iyi ve en ufuk açıcı biyografilerinden biriyle karşı karşıyasınız; Joseph Frank imzalı muazzam bir Dostoyevski biyografisiyle: “Dostoyevski: Çağının Bir Yazarı”. Stanford ve Princeton Üniversiteleri’nde verdiği Slav edebiyatı ve karşılaştırmalı edebiyat dersleriyle tanınan Amerikalı akademisyen ve yazar Joseph Frank’ın 1976-2002 yılları arasında, yani 26 yılda yazdığı, toplam 2500 sayfadan oluşan ve beş cilt hâlinde yayımlanan eşsiz Dostoyevski biyografisi bugün dünyada bütün dillerde yazılmış en iyi Dostoyevski biyografisi olarak nitelendiriliyor. Dahası, biyografi ve edebiyat incelemesi dalında yayımlanmış en kapsamlı eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Pek çok ödüle layık görülen bu kallavi eserin 2010’da daha kolay okunabilmesi açısından biraz kısaltılarak 996 sayfalık tek bir kitap hâline getirilmesi ise Dostoyevski tutkunları için şüphesiz en müjdeli haber olmuştu. Şimdi Frank’ın tek kitaplık kısaltılmış biyografisi Türkçe olarak da yayımlandı.

“Dostoyevski: Çağının Bir Yazarı”, alışageldiğimiz biyografilere pek benzemiyor; ağırlıklı olarak ünlü yazarın hayatında olan bitenlerden ziyade zihnine, ruhuna ve onları şekillendiren çevresindeki her şeye birden ışık tutuyor: Çarlık Rusya’sına, dönemin felsefi, ideolojik, sosyolojik, siyasi ve edebi akımlarına, tarihsel olaylara ve elbette bunların yazar ve eserleri üzerindeki etkilerine.

Özel hayattan çok fikirler var
“Dostoyevski’nin kişisel tarihi öylesine göz kamaştırıcıydı ki biyografi yazarları için o tarihin önemli dönüm noktalarını uzun uzun anlatmak neredeyse karşı konulması olanaksız bir şeydi,” diyor Joseph Frank daha önce yazılmış Dostoyevski biyografilerinden bahsederken; “Dostoyevski kadar önemli Rus yazarlarının hiçbiri, Rus toplumunu, en alt basamağından en üst basamağına kadar geniş bir yelpaze içinde tanıyan Dostoyevski’yle yarışamaz; Dostoyevski hayatının dört yılını, bir suçlu olarak, kendisi gibi suçlu köylülerle birlikte geçirmiş, daha sonra hayatının son döneminde Çar II. Aleksandr ailesinin genç üyeleriyle yemeklere davet edilmişti. Dostoyevski’nin yapıtları incelenir ve yapıtların yorumları yapılırken böyle bir hayatın, bütün o büyüleyici özellikleriyle birlikte, başlangıçta bir geri plan olarak esas alınması anlaşılır bir şeydir.”
Ancak Dostoyevski ve eserlerine hem tutku hem de uzmanlıkla yaklaşan Frank, geleneksel biyografi yazarlarına özgü bu bakış açısının ünlü yazarın yapıtlarının hakkını vermediğini söylüyor: “Kuşkusuz, Dostoyevski’nin roman kişileri birtakım psikolojik ve duygusal sorunlarla boğuşurlar ve bunlar romanların esas malzemesini oluşturur ama kitaplarında çağının ideolojik öğretilerinin esintisi de güçlü bir şekilde hissedilmektedir. Özellikle önemli yapıtlarındaki bu tür öğretiler, ‘Suç ve Ceza’daki Raskolnikov gibi ya da ‘Cinler’in Stavrogin’i ve Kirillov’u gibi kişilerin, bazen de cinayetle sonuçlanan tuhaf, uçuk davranışları için gerekli güdüyü sağlar. Roman kahramanları genellikle melodrama özgü bir gerilim ve yoğunlukla anlatılmış da olsa, o kahramanların içinden çıkamadıkları sorunları anlayabilmek için, eylemlerinin ideolojik güdülemelerle nasıl iç içe geçtiğini anlamamız gerekir. İşte bu yüzden Dostoyevski kitabımı yazmaya oturduğum zaman, perspektifinin değişmesinin gerektiğini düşündüm, Dostoyevski’nin yaratıcılığının bağlamını açıklamaya çalışırken, bu açıklamalara tamamıyla kişisel hayatöyküsü egemen olmamalıydı. Böylece kitaplarımda Dostoyevski’nin özel hayatına çok daha az yer verdim, yaşadığı çağda egemen olan çeşitli düşünceler arasındaki çatışmayaysa daha çok yer ayırdım.”
“Dostoyevski: Çağının Bir Yazarı”, ünlü yazarın zihninde dolaşabilmek, müthiş romanlarının derinliklerine dalabilmek, dönemin Rusya’sının tarihsel iklimini hissedebilmek ve Dostoyevski’nin büyüklüğünün sebebini anlayabilmek için eşsiz bir fırsat.

“Suç ve Ceza”yı yazma süreci

“Dostoyevski Eylül’ün ilk iki haftası içinde bir tarihte Katkov’a bir mektup yazdı, daha sonra ‘Suç ve Ceza’ya evrilecek metin tasarısından söz etti. Bu aşamada bir roman yazmayı düşünmüyor, bir öykü ya da novella yazmayı tasarlıyordu, ‘iki aydır’ bu tasarı üzerinde çalışmaktaydı, bitirmek üzereydi. Katkov’a bir ya da iki hafta, en çok bir ay içinde metni bitirmeye söz verdi, ana izleği özetledi, bu izleğin hiçbir şekilde [onların dergisinin] siyasetiyle çelişmeyen, tam tersine uyuşan bir izlek olduğu konusunda editöre güvence verdi: Bir cinayetin psikolojisinin raporu… Üniversiteden atılan genç bir delikanlı, […] büyük bir yoksulluk içinde yaşamakta … ortalıkta dolaşan tuhaf, ‘olgunlaşmamış’ düşüncelerin etkisinde … bir çırpıda bu iğrenç durumdan kurtulmaya karar verir. Tefecilik yapan yaşlı bir kadını öldürecektir. Yaşlı kadın aptal ve hastalıklı, açgözlü biridir, kötüdür ve başka hayatları söndürür… ‘Hiçbir işe yaramıyor. Yaşamasına ne gerek var?’ Bu soru genç adamın aklını karıştırır. Kadını öldürmeye karar verir, taşrada yaşayan annesini mutlu edecek, kızkardeşini kurtaracak … eğitimini tamamlayacak, yurtdışına gidecektir, daha sonra dürüstlükten sapmadan namuslu bir hayat yaşayacak, insanlığa karşı insancıl yükümlülüklerini yerine getirecek, böylece işlediği cinayetin sağır, budala, hastalıklı ve yaşlı bir kadını öldürmeye cinayet denebilirse suçundan kurtulacaktır. Olayın üzerinden bir ay geçtikten sonra… hiç umulmadık, beklenmedik duygular ona işkence etmeye başlar. Tanrısal doğru, dünyanın yasası yüzünden acı çeker, sonunda kendisini ihbar etmek zorunda kalır. Zorunda kalır, çünkü Katorga’da izini kaybettirse bile insanlarla beraber olacaktır; cinayetten hemen sonra hissettiği o insanlardan kopmuşluk ve yalnızlık duygusu bir işkenceye dönüşür… Suçlunun kendisi suçunun kefaretini ödemek için acı çekmeyi kabul eder.”
Sonunda Dostoyevski’nin ünlü romanı “Suç ve Ceza” tefrika halinde ilk yayınlandığında olanları Rus felsefeci Strahov şöyle özetliyordu: “1866’da bir tek şey okundu, o da ‘Suç ve Ceza’ydı.

Edebiyatseverler romanın boğucu havasından, insanlar üzerinde bıraktığı etkinin çok ıstırap verici olduğundan yakınıyorlardı, sinirleri güçlü olanları hasta ettiğini, zayıf olanların tamamıyla okumaktan vazgeçmesine yol açtığını söylüyorlardı ama hep ondan söz ediyorlardı.” Strahov roman için “Hepsinden önemlisi de,” diyordu “gerçeklikle tıpatıp çakışması.”



Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam