VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
19 Nisan 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Dr. Jivago’nun istihbarat savaşlarından Nobel’e uzanan yolculuğu
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Dr. Jivago’nun istihbarat savaşlarından Nobel’e uzanan yolculuğu

Rus edebiyatının tartışmasız en iyi eserlerinden birine imza atan Pasternak’ın “Dr. Jivago”yu yazma süreci; CIA ve İngiliz istihbaratı ile İtalyan yayıncıların romanı başka dillerin yanı sıra Rusça da basma uğraşı; buna karşılık KGB’nin nafile engelleme çabaları… Taraflardan birinin Pasternak’ın Nobel kazanmasını sağlaması, diğerinin ise reddetmesine sebep olması… Soğuk savaşın kültürel kodları, “Dr. Jivago” özelinde mercek altına alınıyor.

BUKET AŞÇI GÜREL




Şairlerin şairi olarak” anılan Boris Pasternak, tek bir roman yazdı ve bu romanla sadece dünya edebiyatının değil istihbarat örgütlerinin de bir anda ilgisini üzerine çekti.

Soğuk Savaş dönemiydi. Kültür-sanat eserleri birer propaganda aracı olarak kullanılıyor, başarılı bir romanın ya da oyunun ardından bir istihbarat örgütü çıkabiliyordu. Amaç belliydi: Batı da, Doğu da (SSCB) en güçlü medeniyet olduğunu ispatlamaya çalışırken, rakibini de bir o kadar zayıf gösterme gayretindeydi.

Frances Stonor Saunders’in “Parayı Verdi Düdüğü Çaldı/ Sanat ve Edebiyat Dünyasında CIA Parmağı”, bu durumun ABD ve CIA ayağını detaylarıyla anlatan ilginç bir kitaptır. Çünkü ABD Sovyetler karşısında her ne kadar pek çok alanda daha üstün olsa da kültürel anlamda boy ölçüşemiyordu. Klasik müziğin dâhileri, Rus edebiyatının görkemli romanları, Bolşoy Balesi ya da Ermitaj Müzesi karşısında onlar hâlâ “kovboy şapka takan, Marlboro içen ve çiklet çiğneyen” bir toplumdu ve bu değişmeliydi!

Bu amaçla bizzat CIA tarafından yönetilen bir program başlatıldı. 35 ülkede bürosu olan Kültürel Özgürlük Komitesi ile dergiler çıkarıldı, sergiler açıldı, sanatçılara -aralarında çok ünlü ressam ve yazarların da olduğu- destekler sağlandı. Mesela George Orwell’ın “Hayvan Çiftliği” romanı gibi...
Batı’da bunlar olurken elbette Doğu da boş durmuyordu. Her şeyden önce tüm yapıtların yayımlanabilmesi için “Resmi Kültür Talimathanesi”nden geçmesi gerekiyordu. Rejime ilişkin en küçük bir eleştiriyi kabul etmeyen bu kurallar çok katıydı.

Sırça fanusun yazarları
Rejimin sanatla ilişkisi bununla da sınırlı değildi. Sovyetler Birliği’nde yazarlar adeta ayrıcalıklı bir sınıftı. Sosyalist gerçekçilik ekolünün kurucularından, Sovyet romanının en büyük yazarlarından Maksim Gorki ve Stalin arasındaki sohbet bir efsane gibi anlatılmaktaydı. Stalin, Gorki’ye bir toplantıda Batı’daki yazarların nasıl yaşadığını sormuş, o da villalarda yaşadıklarını söyleyince Peredelkino’nun kurulmasını emretmişti.
“Peredelkino, bir Rus asilzadesine ait eski bir arazi üzerine inşa edilmiş bir yazarlar kolonisiydi. El değmemiş çamların, ıhlamur ve sedir ağaçlarının ve karaçamların ortasında yer alan koloni, 1934’te Sovyetler Birliği’nin önde gelen yazarlarını şehirdeki apartman dairelerinden uzaklaşıp sığınabilecekleri bir inziva mekânıyla ödüllendirmek üzere oluşturulmuştu. 250 dönümlük alanda bulunan geniş parsellerin üzerine takriben elli kır evi ya da daça inşa edilmişti. Yazarlar, tahta kulübelerde yaşayan çiftçilerle köyde ortak bir yaşamı paylaşırdı.”

Elbette, Stalin de bu bonkörlüğünün karşılığında “kendi yazarlarından komünist devlete kurgusal ya da şairane methiyeler düzmelerini bekliyor, olay örgülerinin fabrikalardaki ya da tarlalardaki kas gücüne dayalı ilerlemeyle dolup taşmasını” istiyordu. Ona göre; “Ruh üretimi, tank üretiminden daha önemli”ydi.

Yazarlar Sovyet rejimi için o kadar önemliydi ki, Sovyet Yazarlar Birliği’ne üye yaklaşık 4 bin yazar, daracık mekânlarda yaşayan ve temel tüketim mallarını alabilmek için uzun kuyruklarda çile çeken sıradan Sovyet vatandaşlarına kıyasla “lüks” sayılabilecek imkânlara sahiptiler. Mesela doğa içindeki yazar evlerinin yanı sıra, vatandaşların, hayalini bile kuramayacağı ek gelirlere sahiplerdi. Ancak bu harika koşullar bir süre sonra “yazarları bir konfor kozasına hapsederek etraflarının bir casus ağıyla sarılması”na dönüşmüştü.
Çünkü Sovyetler için de, tıpkı Batı’da olduğu gibi, kitap bir “silah”tı!

İtalya’dan gelen yayıncı
İşte Boris Pasternak “Dr. Jivago”yu bu koşullar içinde yazmıştı. Kültür politikasını yönetenlerle uzlaşamadığı hatta ters düştüğü için 1936’da şiirleri ülkesinde yasaklanmıştı. O da Batı edebiyatının önemli şairlerini Rusçaya kazandırıyordu; Shakespeare, Goethe, Rilke, Verlaine gibi... Ama o, Boris Pasternak’tı ve her yazdığı ya da yazacağı büyük bir merak uyandırıyordu.

Bu yüzden İtalyan bir komünist olan D’Angelo, Pasternak’ın bir roman yazdığına ilişkin kısacık bir haber okuduğunda müthiş heyecanlanmış, Milano’daki bir editöre mektup yazmış ancak yanıtını bile beklemeden soluğu Sovyetler Birliği’nde, Peredelkino’da almıştı. Rusya’nın en tanınmış şairlerinden birine ait ilk romanın haklarını satın almak muazzam bir başarı olacaktı!
D’Angelo ve Pasternak’ın 20 Mayıs 1956’da yaptıkları görüşmeyle başlayan süreç, gerçekten de dünya genelinde muazzam ses getirecekti. Roman tüm dünyada basılacak, hemen her dilde çok satacak ve Nobel Edebiyat Ödülü’nü alacaktı. Bir de... KGB ve CIA başta olmak üzere bir istihbarat savaşını da başlatacaktı.

The Washington Post’un Ulusal Güvenlik Editörü Peter Finn ve aynı gazetenin Moskova bürosu şefliği yapan Petra Couvée’nin kaleme aldığı “Jivago Vakası/ Kremlin, CIA ve Yasak Bir Kitabın Etrafında Dönen Savaş” isimli kitap, iki istihbarat örgütü arasında kalan romanın bu hikâyesini, birbirinden ilginç bilgi, anekdot ve tarihi kişiliklerle ele alırken aynı zamanda kültür dünyasının küresel bazda işleyişine, dengelerine, ödül mekanizmalarına (Nobel gibi) da yer veriyor.

Her şey, kitaptan alıntıladığım yukarıdaki bölümde olduğu üzere D’Angelo’nun kısacık bir haber okuyup soluğu Peredelkino’da almasıyla başlıyor. Pasternak bu görüşmede önce romanı vermek istemiyor. Çünkü roman, Resmi Kültür Talimatnamesi’ni uygun bulunmadığı için SSCB’de yayımlanamayacaktır. Sovyetler’de yayımlanmayan bir eserin Batı’da izinsiz olarak yayımlanması ise vatana ihanet suçlamasına kadar gidebilen bir suçtur ve bu suçla Pasternak, hem kendisinin, hem de ailesinin hayatını tehlikeye atacaktır. Nitekim Pasternak, romana ilk başladığı sırada, 1948 Aralık ayında İngiltere’de yaşayan kız kardeşlerine şöyle yazmış ve onları uyarmıştı: “Ülke dışında yapılacak yayınlar beni en feci tehlikelerle karşı karşıya bırakacaktır; ölüm tehlikesinden hiç bahsetmiyorum bile.”

433 sayfalık başyapıt
Bunun üzerine D’Angelo yeni bir teklifte bulunur: Feltrinelli Yayınevi kitabı tercüme ettirecek ancak Sovyetler Birliği’nde yayımlanana dek basmayacaktı. Böylece el yazması da yok olma tehlikesinden kurtulacak ve korunabilecekti. İkna olmak üzere olan Pasternak bir şart daha ileri sürer bunun üzerine: “Sovyet basımının er ya da geç yapılıp yapılmayacağı konusunu dert etmeyelim. Feltrinelli’nin kitaba ait bir kopyayı -mesela önümüzdeki birkaç ay içinde- Fransa ile İngiltere başta olmak üzere, önemli ülkelerdeki diğer yayıncılara gönderme taahhüdünde bulunması şartıyla romanı size vermek arzusundayım. Ne dersiniz? Milano’ya sorabilir misiniz?” D’Angelo bunun mümkün olmakla kalmayıp, aynı zamanda kaçınılmaz bir durum olduğunu, çünkü Feltrinelli’nin kitabın yabancı yayın haklarını da mutlaka satmak isteyeceğini söyledi.
Cevaptan memnun olan Pasternak çalışma odasında gidip geri döndüğünde “elinde gazete sayfalarına sarılıp sarmalanmış büyük bir paketle vardı. Elyazması beş kısma ayrılmış ve sık aralıklarla daktilo edilmiş 433 sayfadan oluşuyordu. Pelür kâğıtla ya da kartonla ciltlenmiş her bir kısım, sayfalara açılmış kalın deliklerden geçirildikten sonra düğümlenmiş sicim parçalarıyla bir araya getirilmişti. İlk bölüm, 1948 tarihliydi ve eserin üzerinde hâlâ Pasternak’ın el yazısıyla yaptığı düzeltmelerin lekeleri durmaktaydı.”
Ancak “Dr. Jivago” ilk önce Rusça basılmadı/ basılamadı. Sırasıyla İtalyanca, Fransızca, Almanca ve İngilizce yayımlandı. Ta ki, 1958 Eylül’üne dek. Brüksel’deki Dünya Fuarı’nda, tüm dünyayı bir sürpriz beklemekteydi: “Doktor Jivago” mavi keten kumaş sert kapağa Rusça basılmış olarak Vatikan Pavyonu’na Sovyet ziyaretçileri bekliyordu.

Bu nasıl olmuştu? Kitaptan anlıyoruz ki, bu hiç kolay gerçekleşmemişti. İşin içinde türlü türlü telif hakları sorunları, SSCB baskısı (İtalyan yayıncılar muazzam bir direniş göstermişti), Pasternak’ın can güvenliğine dair endişeler ve hemen her yayıncının üzerinde türlü türlü baskılar hissetmesi ve çok istedikleri halde bir türlü kitabı basamamaları. Ancak şimdi Vatikan Pavyonu’nda kitabın Rusça baskısı dağıtılıyordu.
Hal böyle olunca dedikodular da alıp başını yürüyor ve “kitabın gizli yayıncısının CIA olduğu iddia ediliyordu. Hatta Britanya istihbarat servisinin, Feltrinelli’yi Moskova’dan taşıyan uçağa mecburi iniş yaptırdığı ve kargo bölümündeki valizinin çıkarılıp romanın gizlice fotoğraflarının çekildiği bile söyleniyordu. “Jivago Vakası”nın yazarları Peter Finn ve Petra Couvée’a, göre ise bu komik bir iddiadan başka bir şey değildi. Peki, gerçek neydi?

CIA’e ulaşan iki film makarası
“Jivago Vakası” bu soruya da yanıt veriyor. “Doktor Jivago’nun Rusça elyazması, Washington D.C.’deki CIA genel merkezine 1958 Ocak ayının başlarında iki film makarası halinde ulaştı. Kitabın bu nüshası Britanya istihbaratı tarafından servis edilmişti. Amerika ve Britanya istihbarat servisleri ‘Doktor Jivago’nun Rusça olarak yayımlanması konusunda fikir birliğine varmıştı, ancak Britanya bunun ABD’de yapılmasını istemiyordu. Çünkü kitabın Avrupa’daki küçük bir yayınevinden önce ABD’de yayımlanması Moskova’daki yetkililerin Pasternak’a ve ailesine eziyet etmesine neden olabilirdi. ABD’de de bunda hemfikirdi. Ayrıca CIA, “Dr. Jivago”nun“bir soğuk savaş propagandası olarak değil, edebiyat yapıtı olarak” tanıtılmasını istiyordu. Hatta romanın İtalya’da yayımlanmasından hemen sonra teşkilat “Doktor Jivago”nun Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasını da arzulamaya başlamıştı. Ancak Nobel’i alabilmesi için kitabın anadilinde ve ülkesinde yayımlanması gerekiyordu ki, böyle bir belirti ortada yoktu.

Nobel’e giden yol
Her ne kadar CIA’inAkademi’nin kararlarını etkilemek gibi bir amacı olmasa da romanın önündeki engelleri kaldırmak istiyordu. Bunun için de “Dr. Jivago”nun1958’de Hollanda’da Rusça yayımlanmasını organize etmiş ve SSCB sınırlarına sokmuştu. Romanın, SSCB sınırlarından sokulması, Sovyet vatandaşlarının eline geçmesi, korsan baskılarının yapılıp satılması hatta basımı uzun süre Avrupa’daki Rus mültecilerin işi sanıldı.
Sonunda beklenen oldu ve Nobel Edebiyat Ödülü Pasternak’a verildi. Pasternak, ödülü aldığını öğrenince önce çok mutlu oldu ama ertesi gün -açıklanmayan bir nedenle- ödülü reddetti. Buna rağmen hakkında tüm ülkede acımasız bir kampanya yürütüldü. Pasternak, intihar etme noktasına kadar geldi. “Yazara yönelik saldırının ölçeği ve habisliği bütün dünyada çok sayıda insanı dehşete düşürdü. Dehşete kapılanlar arasında Sovyetler Birliği’ne sempatiyle yaklaşan pek çok yazar da vardı: Ernest Hemingway ve Hindistan başbakanı Cevahirlal Nehru gibi...”Pasternak’ın bu süreçten sağ çıkması, pek çok muhalif yazar gibi öldürülmemesiise açıklanamadı. Hatta “Jivago Vakası”nda bu durum “hiçbir açıklaması yok” olarak yorumlanıyor. “Sadece onu hayatta bırakmak istemiş olabilirlerdi” deniyor, o kadar.
İstihbarat savaşları, sosyalist rejimin iyi-kötü yanları, ABD propagandası vs. Tüm bunları bir kenara bırakırsak ve romana sadece edebiyat penceresinden bakarsak, tereddütsüz ve gönül rahatlığıyla “dünyanın en iyi romanlarından” diyeceğimiz “Dr. Jivago”nun edebi yapısı ne yazık ki bir süre bu çirkin siyasi oyunların ve yasakların gölgesinde kaldı.

Buna rağmen Boris Pasternak ne yazdığını ve başına nelerin gelebileceğini en baştan biliyordu. Ama o, “şairlerin şairiydi.” Edebiyat onun varoluşuydu ve yazmakta olduğu bir epik Rus yapıtıydı. Kalemini durduramazdı. Nitekim, 20 Mayıs 1956’da D’Angelo onu ziyarete gelip, kolunun altında romanıyla ayrılırken ona şöyle demişti: “Böylece idam törenime seni de davet etmiş bulunuyorum.”



Paylaş

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
19 Nisan 2017 Yıl : 12
Sayı : 158