VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mayıs 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Dünya elden gidiyor!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Dünya elden gidiyor!

H. G. Wells’in 1897 yılında yazdığı “Dünyaların Savaşı”, İngiltere’nin sömürgecilik politikalarına ve bilimin gelişmesine duyulan endişeyle ilgili çok şey söylerken, günümüz dünya düzeniyle ilgili de önemli bir eleştiri kaynağı olmaya devam ediyor. Uzaylı istilasını edebiyatın bir parçası haline getiren kitap, yeni basımıyla raflarda.

Emrah GÜLER guler.emrah@gmail.com

Her nesil ‘Dünyaların Savaşı’nı kendi deneyimlerinin ışığında yeniden okuyup, yeni bir şeyler öğrenebilir.” H. G. Wells’in yüz yıldan fazladır farklı nesillere ilham vermeye devam eden büyük romanı için söylenen bu sözler, bir başka büyük bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke’dan geliyor.
Clarke, Ali Kaftan’ın çevirisiyle İthaki’den yayımlanan “Dünyaların Savaşı” için yazdığı önsözde Wells’in “şaşkınlık verici roman”ıyla tarih boyunca çok ender karşımıza çıkan bir öngörüye sahip olduğunu; bilimsel, tarihsel ve sosyal olarak öngörülerinin yansımalarının günümüze kadar geldiğini yazıyor: “O, içinde barındırdığı sonsuz vaatler ve tehlikelerle evreni de görüyordu.”
İlk kez 1897 yılında bir İngiliz dergisinde tefrika olarak yayımlanan “Dünyaların Savaşı”, bir yıl sonra kitap halinde okuyucuyla buluşuyor. Öykü, tanıdık bir öykü. Kitabı okumamış olan birçok kişi için sayısız sinema, televizyon, radyo, çizgi roman uyarlamalarından tanıdık. Başta tabii ki, Orson Welles’in Amerikan dinleyicilerini, “Dünya elden gidiyor” diye paniğe uğrattığı 1938 radyo okumasından ve 2005 yapımı, Tom Cruise’un başrolde olduğu Steven Spielberg filminden. Bir yandan, popüler kültürün vazgeçilmez temalarından olan uzay istilasını konu aldığı için tanıdık bir öykü.



YÜZYIL SONU KORKULARI

Uzay istilasını konu alıyor demek, romana ve yazarına haksızlık olacaktır. Uzay istilasını ilk kez edebiyatın ve popüler kültürün önemli bir parçası haline getirdi, demek daha doğru bir tanım. Kitap, farklı kültürlerden, farklı nesillerden, farklı zevklerden okuyucuyu ve izleyiciyi tutkuyla içine çeken uzay istilasını ilk kez ele alan bir roman.
“Marslılar Dünya’ya saldırıyor” olarak indirgeyebileceğimiz öykü; geçmişini, hikâyesini ve adını bilmediğimiz ana karakter tarafından anlatılıyor. Mekan: İngiltere, zaman: 19. yüzyılın sonu. Londra’nın yakınlarında bir gözlemevinde başlayan öyküde Mars’ın yüzeyinde birtakım patlamalar olduğunu öğreniyoruz. Kısa bir süre sonra da gene Londra yakınlarına bir meteor düşüyor. Meteor sanılan “şey”in bir silindir olduğu görülüyor. İnsanların meraklı bakışları altında, silindirin içinden; “neredeyse bir ayının boyutlarında”, “yuvarlak, grimsi,” “V şeklinde tuhaf ağızlı”, “kahverengi yağlı derisi” ve “dokungaca benzeyen” uzuvlarıyla Marslılar çıkıyor.
Marslılar insanların umdukları gibi “Dünyalılar, biz dostuz” demiyor ve insanların ilk uzlaşma hamlesi olan beyaz bayrağı “ısı ışınları”yla yakıp, niyetlerini belli ediyorlar. Isı ışını ve sonrasındaki “yeşilimsi duman”dan insanlar da nasibini alıyor, Marslıların karşısına çıkan herkes birer meşaleye dönüyor. Sonrası, felaket öykülerinin tanıdık seyrinde ilerliyor. Anlatıcı karısından ayrı düşüyor, Marslılar üç bacaklı dev savaş makineleriyle İngiltere’nin kırsalından Londra’ya doğru “yakıcı ölüm” saçarak ilerliyorlar. Anlatıcı ise tüm bu kaos içerisinde sükunetini bozmadan öyküsünü anlatmaya devam ediyor.
Bir önceki kitabı “Zaman Makinesi” gibi yayımlandığı dönemde “bilimsel romans” olarak tanımlanan “Dünyaların Savaşı”, yazarı H. G. Wells’in yaşadığı ülkenin ve dönemin gidişatına bakışıyla ilgili de çok şey söylüyor. 19. yüzyıl sonunda İngiltere ekonomik, askeri ve bilimsel olarak dünya lideri konumunda, sömürgeciliği ise kendi iktidar yolculuğunda haklı ve gerekli görüyor.

SÖMÜRGECİLİĞE CEVAP

Bilim, hayallerle beraber kabusları da gerçeğe dönüştürebilecek güce sahip oldukça da, bilim korkusu toplumsal bilincin önemli bir parçası haline geliyor. Viktorya döneminin bir başka toplumsal kabusu ise, modern 21. yüzyıl insanının 2012 korkusuna benzeyen kıyamet korkusu. Baş döndürücü hızla yaşanan değişimlere hakim olmakta zorlanan İngiliz halkı 1899’da dünyanın sonunun geleceğine inanıyor.
Wells, yüzyıl sonuna gelen bu dönemde “Dünyanın Savaşları”yla beraber bilimkurgu edebiyatına ilham kaynağı olacak eserlerini yazıyor. “Zaman Makinesi”nde iki farklı ırkın yaşadığı uzak geleceğin dünyasını anlatıyor. “Doktor Moreau’nun Adası”nda hayvanlara insansı özellikler kazandırmaya çalışan bir bilim adamının öyküsünü; “Görünmez Adam”da ise, adından da anlaşılabileceği gibi görünmez olmayı başaran bir adamın öyküsünü anlatıyor.
Wells’in bilimle yakından kurduğu endişe ve hayranlık karışımı ilişkinin temelini geçmişine kısa bir yolculuk yaparak da anlayabiliyoruz. 1880’lerin ikinci yarısında Fen Bilimleri eğitimi veren bir okula devam ediyor. Burada ünlü biyolog ve Darwinizm savunucularından Thomas Huxley ile tanışıyor ve Huxley’nin görüşlerinden etkileniyor. Wells’in ilk eseri ise biyoloji üzerine bir ders kitabı. Daha sonra Nature isimli bilim dergisine yazmaya başlıyor. Bu yazılarda, hayranlıkla takip ettiği bilimsel gelişmeleri sıradan bir insanın anlayabileceği bir dille anlatıyor.



Bilimsel yazılarındaki hayranlık kurgusal eserlerinde daha karanlık bir anlatıma dönüşüyor. Toplumsal olarak dinin ve büyünün yerini doldurmaya aday bilimin karanlık ve bilinmeyen yüzüne odaklanıyor. Astronomi ve biyolojideki gelişmeler “Dünyanın Savaşları”na da ilham kaynağı oluyor.Wells, “Dünyaların Savaşı”nda yeni yüzyıla damgasını vuracak iki Dünya Savaşı’nın da habercisi oluyor. İngiltere’nin yayılmacı politikalarını ve sömürgeciliğin insani boyutunu İngiltere’yi yok etmeye kararlı acımasız uzaylılarla eleştiriyor. “Dünyaların Savaşı”, yüz yıl sonra da düzenin eleştirisi olmaya devam ediyor.

Paylaş