VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2018 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Dünya onu konuşuyor: A.J.Finn
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Dünya onu konuşuyor: A.J.Finn

40 ülkeye satılan, film hakları alınan ve New York Times çok satanlar listesinde ilk haftada Dan Brown’un “Başlangıç”ını yerinden ederek 1 numaraya yükselen “Penceredeki Kadın”ın yazarı Türkiye’den ilk kez Vatankitap’a konuştu: “Bu romandaki amacım son bölümün sonuna ‘SON’ kelimesini yazabilmekti. Gerçekten de bunun ötesinde bir ihtirasım yoktu”

İPEK CEYLAN ÜNALAN

J. Finn: Şu an tüm dünya onu konuşuyor! Çünkü o, ilk kitabı “Penceredeki Kadın”la yayınlandığı ilk haftada New York Times çok satanlar listesinde Dan Brown’un son romanı “Başlangıç”ı geride bırakarak 1 numaraya yerleşti. Ardından Amazon ve Sunday Times’ın listelerinde bir numaraya ulaştı. Bununla da kalmayıp telifi 40 ülkeye ve film hakları “Ejderha Dövmeli Kız” ve “Büyük Budapeşte Oteli” filmlerinin Oscar’lı yapımcısı Scott Rudin’e satıldı. Stephen King, Tess Gerritsen gibi dünyanın önde gelen yazarları, kitap hakkında olumlu görüşlerini paylaşınca gözler ona çevrildi.

Ancak daha önce Los Angeles Times, Washington Post, Times Literary Supplement dâhil olmak üzere bir çok mecra için yazılar kaleme alan yazarın, gerçek adının Daniel Malloway olduğunun ortaya çıkması uzun sürmedi. Duke Üniversitesi Edebiyat Bölümü mezunu olan Malloway, master ve doktorasını Oxford Üniversitesi’nde tamamlamış. Daha sonra New York’ta bir yayınevinde editörlük yapmaya başlayan Malloway “Penceredeki Kadın”ı yazdığında, kitabını aynı yayınevinden yayınlayacağı için mahlas kullanmanın daha doğru olacağını düşünmüş. A.J. Finn mahlası da şöyle ortaya çıkmış; A.J.’yi kuzeni Alice Jane’den, Finn’i ise bir akrabasının köpeği Finn’den almış.

Peki onu bir anda “dünyanın konuştuğu yazar” yapan “Penceredeki Kadın”ın sırrı ne? Bu sorunun yanıtı elbette kitapta gizli. Ama birkaç ipucu verecek olursak, şu kavrama dikkat edin derim: “Agorafobi”. Kelime anlamı olarak alan korkusu, pratikte kaygı bozukluklarının bir kısmı için kullanılan bir terim olan agorafobi, yalnız başına evin dışında ve kalabalıkta olmaktan, kamuya açık yerlerde bulunmaktan korkan kişiler için kullanılıyor.

Kitabın başkarakteri Anna Fox da bir agorafobik. Ancak onun hayatı evinin penceresinden gözlemlediği olaylar silsilesiyle bir anda değişiyor. Gerçek ile hayali, tehlike ile güveni sorgulayan bu psikolojik romanın tezi “hiçkimse ve hiçbir şey göründüğü gibi değil!”
Romanı yazarken dünyanın konuşacağı bir yazar olacağını asla tahmin etmediğini düşündüğünü söyleyen A.J.Finn, ilk kez VatanKitap’a konuştu.






























1 numara olmak benim için sürpriz oldu

Öncelikle kitabınızın bu kadar popüler olacağını ve çok satan haline geleceğini, yazarken hayal etmiş miydiniz?

Hiçbir şekilde. Bu romandaki amacım son bölümün sonuna ‘SON’ kelimesini yazabilmekti. Gerçekten de bunun ötesinde bir ihtirasım yoktu. Yani olan her şey 40 ülkeye satış, film anlaşması, New York Times çok satanlar listesinde ilk haftada 1 numaraya çıkmak birbiri ardına gelen ihtişamlı sürprizler oldu.

“Penceredeki Kadın”ın ardındaki esin kaynağı neydi?
Bir gece, kanepemde uzanmış “Arka Pencere” (1954 yapımı bir Alfred Hitchcock filmi) yi izlerken bir ışık fark ettim; sokağın karşısındaki komşum oturma odasının ışığını açmıştı. Uzaktan kumandayı televizyona yönelttiğim ana kadar, kadını seyrettim. Televizyonumda, Thelma Ritter, bahçenin karşısındaki Raymond Burr’u gözetleyen Jimmy Stewart’a, “Tam bu dairede, belanın kokusunu alabiliyorum” diye çıkıştı. “Pencereden dışarıya bakıyorsun. Görmemen gereken şeyler görüyorsun. Bela.” Tekrar ekrana döndüğümde bana dik dik bakıyordu. “Enteresan,” diye düşündüm; altmış yıl sonra tam da Stewart’ın kendisininkini gözetlediği gibi ben de kendi komşumu gözetlemiştim. Röntgencilik ilkel içgüdülerden birisidir, biz insanlar çevremiz ve onun sakinleri hakkında merak duymaya programlanmışızdır. Bu tesadüfî olay “Penceredeki Kadın”a ilham verdi.

14 yıl depresyonla savaştım

Kitabın başkarakteri Anna Fox, agorafobik bir karakter. Onu yaratmaya nasıl karar verdiniz? Nereden ilham aldınız?

Bana 2001’de -21 yaşımdaydım- depresyon tanısı kondu ve on dört yıl boyunca bununla mücadele ettim. O zaman zarfında çok mutsuz hissettim. Bu, ilişkilerime çalışmalarıma ve kariyerime kadar her şeyin zarar görmesine neden oldu. “Penceredeki Kadın”ı da o dönemde yazmaya başladım. Yıllar boyunca kendimi birçok kez, evi bırakın, yatak odamdan bile dışarıya çıkamaz halde buldum. Anna Fox kendisini bana tanıttığında, daha iyi bir durumdaydım (ve hala daha iyi bir durumdayım). Anna’nın travması ve kederi koşullara bağlı. Benimkinden çok farklı olsa da yoğunluk olarak çok benziyor; onun için Anna’nın durumuyla bağ kurabildim.

Bunun, kendi yolunu bulmaya çalışan, karanlıktan ışığa çıkmaya çalışan depresif bir kadının hikâyesi olduğunu söyleyebilir miyiz?
Evet. Ancak “Penceredeki Kadın”ın depresyonla ilgili bir kitap olmadığını vurgulamam gerek. En önemlisi bu bir gerilim romanı. Ancak bir suç romanına göre söyleyeceği daha fazla şey var. Hikâyeye rezonans, derinlik ve çok boyutluluk aşılamaya çalıştım. Nihayetinde, Anna’nın yolculuğu, kendi kurtarıcısının kendisi olmasını gerektiren bir yolculuk. Kitabın ruhunu yansıtıyor. Kederi ve paniği deneyimlemiş birisi olarak bunu, Anna’nın daha iyi bir yere ulaşmasına rehberlik edecek güçte buluyorum.

Anna’nın klasik filmlere özel bir ilgisi var. Ve kitapta bahsettiğiniz filmler kitabın olay örgüsüyle de bağlantılı. Bunlardan hiçbirisi, gerçek anlamda kitaba tesir etti mi?
Güzel soru! Sinema teması, kitapta bir nevi bir fon müziği gibi; modu ve korku atmosferini güçlendirip zenginleştiriyor. En azından ben öyle umuyorum. Ama bu, ikinci, alt bir amaca da hizmet ediyor: Bu filmlerin bazıları, anlatıcının gideceği yol için ipuçları da verirken diğerleri de dikkati başka bir yöne çekmek için oradalar.

Stephen King’e minnettarım

STEPHEN King, Tess Gerritsen, Louise Penny ve Ruth Ware gibi büyük yazarlardan böyle güzel eleştiriler almanız hakkında nasıl hissediyorsunuz?

Gerçekten mahcup edici. Bu yazarların çok fazla boş vakitleri yok ama yine de boş anlarını okumaya adamışlar. Ben de bir okuyucu olarak bunu ilham verici buluyorum. Ve onların çalışmasını övdüğü bir yazar olarak da tamamen minnettarım. Benim için mükemmel bir örnek teşkil ediyorlar: Ben de yeni yazarlar için aynı desteği sunma niyetindeyim. STEVE KİNG’DEN yazan bir e-posta aldığımda e-postanın aynı isimdeki New Yorkl’u bir kongre üyesinden olduğunu sandım. Şu işe bakın ki yazıştığım kişi Stephen King’miş. Övgü bir kenara, edebiyata ve film kültürüne bu kadar çok katkı sunmuş olan bir insanın benim çalışmamda dikkatini çeken en ufak bir şey bulmasını bile düşünmek çok acayip. Daha minnettar olamazdım.

İnternet bir aynalar koridoru
Yazar olmadan önce sosyal medyada aktif değildim ama sonra, yayıncımın isteği üzerine bu platformlara kayıt oldum. Internet bir aynalar koridoru, orada gösterildiğini ya da yansıdığını gördüğünüz hiçbir şeye güvenemezsiniz. Diğerleri sıklıkla kendilerini yanlış tanıtıyorlar, bu ya yanıltıcı fotoğraflarla ya kendi fotoğraflarını filtreleyerek ya da genel olarak poz vererek oluyor.



Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam