VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
22 Temmuz 2017 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Dünya, sevgililer için zalim bir yer
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Dünya, sevgililer için zalim bir yer

Farklı kültürlerin yapılarını ve değer yargılarını özümsediği geçmişiyle, toplumsal yapıyı oluşturan mozaiği iyi kavrayan ve anlatan bir yazar Isabel Allende. Son romanı “Japon Sevgili”, hayata, aşka, ilişkilere, yaşlanmaya dair özlü sözlerle adeta altı çizilerek okunacak akıcı ve sağlam kurgulu bir eser.

ÖZEN YULA



Şilili yazar Isabel Allende, Latin Amerika edebiyatının dünyaya armağanı olan hem kendi coğrafyasının kederini hem de dünya derdini ve ahvalini iyi kavramış bir yazar. Farklı kültürlerin yapılarına ve değer yargılarına maruz kalmış bir geçmişi var. Bu, aynı zamanda ona toplumsal yapıyı oluşturan mozaiği iyi kavrama ve anlatma yeteneğini kazandırmış. Üç yaşındayken babası tarafından terk edilen Allende, annesi ve üvey babası ile Latin Amerika’nın farklı yerlerinde yaşamış, kişiliğini bu deneyimlerden yola çıkarak kurmuş.

“Japon Sevgili” yazarın araya yerleştirdiği hayata, aşka, ilişki biçimlerine, yaşlanmaya dair özlü sözlerle adeta cümlelerin altı çizilerek okunacak. Ama her şeyden önce iyi, akıcı, toplumsal yapıyı oluşturan mozaiği çok iyi anlatan bir roman.

Kalabalık bir kişiler ağını anlatmasına rağmen hiçbirini ihmal etmeyen, anlattığı izlekten koparmayan bir kurgusu var. Öncelikle Lark House’ta bakıcılık işine giren Irina’yla tanışıyoruz. Lark House’taki yaşlıların hayatına nüfuz ettikten ve onların genel yapısını, mekânın kurallarını öğrendikten sonra orada yaşayan Alma Belascoadlı, bakımevinin kurucusu ve destekçisi ailenin büyük annesi çıkıyor karşımıza. Bundan sonra da zamanlar ve mekânlar arası baş döndürücü bir hikâye başlıyor. Farklı kültürlerden insanların geçmişi ve birbirine değen bugünlerini öğreniyoruz.

Ayrılma ve kavuşmalar seremonisi
Alma, Danzig Limanı’ndan kalkan gemiyle San Francisco’daki teyzesiyle Amerikalı eniştesinin yanına gönderiliyor. Ailesi ise Hitler rejiminin sefaleti altında ezilip yok ediliyor. Alma, San Francisco’da kuzeni Nathaniel ve bahçıvanın oğlu Ichimei ile dostluk ilişkisi kuruyor. Eniştesi Isaac Belasco ve teyzesi Lillian’la zengin bir hayata dâhil olan kız içine kapalı büyürken kuzeni Nathaniel ona çok destek oluyor. Zamanla Alma’nın gönlü Ichimei’ye düşüyor. Yıllar boyu sürecek ve kuşakları sürükleyecek o müthiş aşk böyle başlıyor. Gençliklerinden ileri yaşlarına dek cinselliğin en hasını beraberce yaşatan bir aşk bu.

Ama araya Dünya Savaşı ve Amerikalıların içlerinde yaşayan Japon asıllılar için kurdukları enterne kampları girer. Alma, çocukluk aşkı Ichimei’yi bu kamplardan birinde yitirir. Sonra bir araya gelmeleri için aradan yılların geçmesi gerekir. Ama onların ilişkisi tarihin akışı boyunca hep bir ayrılmalar ve kavuşmalar seremonisidir.

Bir yandan onların aşkını takip ederken öte yandan yaşlı Alma’nın yanında çalıştırmaya başladığı Irina’nın hikâyesine odaklanırız. Irina hem bakımevinde çalışmakta hem de hafta sonları arkadaşıyla köpek yıkayarak hayatını kazanmaktadır. Dürüst tutumu dikkati çekince kendini Alma’nın yardımcısı olarak bulur. Bu esnada Alma’nın torunu Seth de fena halde abayı yakar Irina’ya. Aradan geçen yıllar boyunca Seth, Alma’nın hikâyesini yazmaya talip olur. Bu konuda da Irina’dan destek alır. Ancak Irina ondan özellikle uzak durmaktadır.

Irina’nın hikâyesi Moldova’da dedesiyle ninesinin yanında başlar. Sonra Amerika’ya üvey babasıyla annesinin yanına gönderilir. Annesi vaktiyle Aksaray’da fuhuş tacirinin eline düşmüş, sonra Türk polisi tarafından kurtarılmıştır. ABD’ye gitmeyi başaran anne, alkolün etkisinde bir hayat sürdürmektedir.

Görkemli aile tarihi
Irina’nın hayatı annesiyle üvey babasına teslim edildiği gün değişmiştir. Bu ufak-tefek utangaç kızın sırrı yıllar sonra kendisini bulan FBI Ajanı Wilkins’in gelmesiyle ortaya çıkar. Bu sırla beraber onun neden kendisini Seth’ten ve bütün erkeklerden uzak tuttuğunu, neden kimseye güvenemediğini anlarız.

Seth, anlayışlı tavrı ve çabasıyla Irina’yla yakınlaşmaya başlar. En azından aynı evi paylaşmaya başlarlar. İkisinin ortak ilgi alanı, Alma ile Ichimei’nin hikâyesidir. Derken günden güne yaşlanıp güçten düşen Alma, ikisini karşısına alıp hikâyenin kalanını olduğu gibi anlatır.

Temelde insan hakları ihlalleri, toplumsal önyargılar, tacize uğrayan insanlar üzerine söyleyecek sözü olan bir yazar Allende. Bunu da görkemli bir aile tarihini anlattığı romana bir dip akıntı olarak yerleştiriyor. Bir yandan Amerikan-Japon dostluğunu anlatırken öte yandan aynı zamanda ekonomik bir işbirliği olan bu tutumun bir gecede nasıl da düşmanlığa dönüştüğünü gösteriyor. Allende, yüzeysel bir durumu anlatırmış gibi görünürken ve kolayca akıp giden bir anlatıyı kurarken, aslında derin yapıda bir insanlık durumunu ustaca anlatmasıyla maruf. “Sarı Tehlike” başlıklı bölümde (s.101-110) bu kamplardaki yaşantıyı en net biçimde, adeta resmini çizip gözümüze tutarcasına anlatır.
Bu arada “Olmek heykelleri” (s.19), “Azize Parascheva” (s.27), “ayahuasca” (s.43), Şintoizm (s.90), Oomoto (s.90), Dharamsala (s.183) gibi okuyucuyu metinlerarası okumalara yöneltecek güçlü bir kültürlerarası yapısı var “Japon Sevgili”nin.

İnci Kut, İspanyolca aslından gayet akıcı ve güzel bir çeviri gerçekleştirmiş. Ancak arada kaçan “Hiç de rahatsız ediyor değildi” (s.295) gibi çeviri kokan cümleler var.
Hayat böyle, ötesi Japonların dediği gibi:
“Şikataganai” (Elden ne gelir!)



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Ağustos 2017 Yıl : 13
Sayı : 162