VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2018 Pazar | Anasayfa > Haberler > Düşle gerçeğin iç içe geçtiği bir evrende
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Düşle gerçeğin iç içe geçtiği bir evrende

20. yüzyıl Latin Amerika edebiyatının en önemli isimlerinden ve büyülü gerçeklik akımının öncülerinden Uruguaylı yazar Juan Carlos Onetti, dilimize ilk kez çevrilen üç kitabıyla, Türk okurları kendi gizemli evrenine davet ediyor.

MİNE AKVERDİ DENKTAŞ

Latin Amerika... Neruda’ların, Borges’lerin, Cortazar’ların, Marquez’lerin, Allende’lerin, Fuentes’lerin memleketi; edebiyatın en katıksız, en içten, en çoşkulu, en sert, en büyülü ve en çarpıcı örneklerinin verildiği nev-i şahsına münhasır bir coğrafya... Ve işte eserlerinde bu bereketli toprakların damgasını gururla taşıyan bir diğer Latin Amerikalı yazar: Juan Carlos Onetti.

1909, Montevideo-Uruguay doğumlu olan Onetti, 65 yaşındayken ülkesinden sürgün edilip Madrid’e göçmüş ve İspanyol vatandaşlığına geçmiş. Uruguay’a bir daha asla dönmeyeceğine yemin edip 1994’te, 85 yaşında son nefesini Madrid’de vermiş olsa da, adı Latin Amerika’nın en büyük yazarlarından biri olarak anılıyor. Perulu romancı Mario Vargas Llosa onu modern Latin Amerika romanının öncüsü olarak tanımlıyor. Ancak romanları ve öyküleri buram buram Güney Amerika kokan ve bu kıtanın en önemli yazarlarından biri sayılan Juan Carlos Onetti, Latin Amerika edebiyatını seven Türk insanına ne yazık ki yarım asırdır yabancıydı. Çünkü üç yıl öncesine dek eserleri hiç Türkçe’ye çevrilmemişti. 2015’te Türkçeye çevrilen ilk eseri “Tersane”nin yayınlanmasının ardından şimdi de Alakarga Yayınları aracılığıyla üç kitabı birden Türkçe çevirileriyle karşımızda. İki romanı, “Veda Ederken” ve “Artık Fark Etmediğinde” ile bir öykü kitabı “Yarın Başka Bir Gün Olacak” sayesinde Onetti uzun yıllar sonra Türk okurlarıyla buluşmaya hazır. Nihayet Onetti’nin dünyasının kapıları açılıyor!

Uruguay’dan sürgün edildi
Üç çocuklu orta sınıf bir ailenin ortanca çocuğu olarak dünyaya gelen Juan Carlos Onetti, gümrük memuru babası, toprak zengini bir ailenin kızı olan annesi ve iki kardeşiyle mutlu bir çocukluk geçirdi ama hep yalnızdı. En sevdiği şey kendini dolaba kitleyip içeride yalnız başına kitap okumaktı. Ama okumayı ne kadar sevse de eğitim hayatını sevmedi. Liseyi yarım bıraktı ve 21’inde kuzeniyle evlenip Buenos Aires, Arjantin’e taşındı. Bir yandan yazıp çizerken, satış elemanlığından gazeteciliğe, çevirmenliğe ve Uruguay Kütüphanesi’nde baş kütüphaneciliğe kadar türlü işlerde çalıştı. Bu arada boşanıp öteki kuzeniyle evlenen Onetti, 1939’da ilk romanı “El Pozo”yu yayınladı. Ancak kitap beğeni toplasa da kendi çevresinin dışına sesini duyuramadı. Oysa daha sonra ilk modern Güney Amerika romanı olarak kabul edilecekti. Onetti sonraki yıllarda, Latin Amerika’nın en donanımlı, en prestijli ve en etkili kültür sanat dergisi olacak olan sol görüşlü haftalık dergi Marcha’da çalışmaya başladı. Edebiyat alanında da başarıyı aynı dönemde yakaladı. “Para Una Tumba Sin Nombre”, “La Vida Breve”, “Los Adioses (Veda Ederken)”, “El Astillero” (Tersane), “Juntaradaveres” ve hayali bir sahil kasabası olan Santa Maria’da geçen roman ve öykülerden oluşan Santa Maria Serisi onu edebiyatın zirvesine taşıdı. Öyle ki, 1962’de Uruguay Ulusal Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Ancak aynı dönemlerde Marcha Dergisi’nin yayın yönetmenliğini de üstlenen Onetti’nin siyasi fikirleri başını belaya soktu.
1974’te Onetti ve Marcha dergisi editörleri Uruguay’ı yöneten diktatör Juan María Bordaberry’nin gazabına uğradılar. Suçları, derginin dağıttığı edebiyat ödülünü Nelson Marra’nın polisleri işkenceci olarak lanse eden öyküsüne vermekti. Anlayıştan yoksun dikta rejimi Onetti ve arkadaşlarını parmaklıklar ardına koydu. Onetti tam altı ay bir akıl hastanesinde yattı. Çıktığında öyle aşağılanmış ve küsmüştü ki Montevideo’yu sonsuza dek terk etme kararı aldı ve 1975’te sürgün edildi ve İspanya’ya göçtü.

Ülkesine küskün öldü
Ancak Madrid’de şöhretinin sınırları genişleyip uluslararası boyutlara ulaşırken kişisel hayatı küçülüyordu. 1980’de Latin Amerika Pen Kulübü tarafından Nobel Edebiyat Ödülüne aday gösterildiğinde ve aynı yıl İspanyolca konuşulan ülkelerin Nobel’i sayılan Cervantes Ödülü’nü kazandığında artık evinden, hatta odasından bile çıkmamaya başlamıştı. Bir zamanların ateşli gazetecisi, üretken yazarı ve gönülçelen aşığı dördüncü evliliğine ve küçük oğluna rağmen ne yazık ki ülkesinden uzak kalmanın, kızgınlığın ve küskünlüğün acısıyla yoğun bir depresyona girmiş ve bu durum onu yatağından kalkamaz hale getirmişti. Hayatı boyunca yirmiyi aşkın esere imzasını atan ve son olarak “Cuando Ya No Importe” (Artık Fark Etmediğinde) romanını (1993) yayınlayan Onetti diktatörlük sona erdikten sonra dahi Uruguay’a dönmeyi reddetti. Bir başka Latin Amerikalı usta yazar Eduardo Galeano, onun son zamanlarını şöyle anlatıyordu: “1994 yılında Madrid’deki evinde öldüğünde on beş senedir yatağında, sigara içerek ve özel bir düzenekle bir hortumun ucundan şarap içerek yaşıyordu.” Belli ki, memleketini ve özlemini çektiği her ne varsa hepsini, zihninde yarattığı düş ile gerçeğin buluştuğu o büyülü ve de kasvetli dünyada yaşamıştı.


Kendi evrenini yaratan adam
Yazarlığın olmazsa olamazlarından biri olarak kabul ettiği yalancılığını açıkça söylemekten çekinmeyen Juan Carlos Onetti, hikayelerinde bizi düş ile gerçeğin iç içe geçtiği tuhaf dünyalara götürür. London Review of Books'tan eleştirmen Michael Wood, “Onetti'nin öykü ve romanlarının ne hakkında olduğunu söylemek kolay değildir, hatta bu hiç denenmemelidir” der. Buna göre Onetti'nin yarattığı dünyalar tamamıyla kendine özgüdür. Yine de roman ve öykülerinde iki önemli ismin etkileri hissedilebilir. Biri Buenos Aires'te ona yol gösteren yazar Roberto Arlt, diğeri de büyük bir hayranlık duyduğu Amerikalı yazar William Faulkner. Onetti de tıpkı Faulkner'in Mississippi'de yarattığı hayali kasaba Yoknapatawpha gibi, kitaplarında daha çok Montevideo'nun bir izdüşümü sayılabilecek Santa María adında bir şehir-evren yaratmıştır. Bu evrende Borges'in büyülü modernizmini, Marquez'in derinlikli hikayelerini ve Sartre ile Camus gibi varoluşçuların kesvetli karamsarlığını buluşturur. Modern şehir hayatının çöküşünü, yalnız ve mutsuz kahramanlarının gözünden aktaran Onetti'nin onlar için sunduğu tek kurtuluş anılara, hayallere ya da ölüme sığınmaktır. Nitekim kendisi de romanlarına sığınarak aynısını yapmıştır: “Dünya üzerinde bir yerlerde hep, uyku ve işten daha çok düşlere vakit ayıran bir insan olacak, bu insanın insan olabilmek için hikaye uydurmak ve anlatmaktan başka çaresi olmayacak."


Paylaş