VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
09 Temmuz 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Düşlerimizi kurgulayan adam
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Düşlerimizi kurgulayan adam

“Sandman” bir çizgi roman değil, bir “çizgili roman.” Burada düşler, masallar ve efsanelerle iç içe geçmiş derinlikli hikayeler, duygusal hesaplaşmalar, kendini arayan kayıp kahramanlar, kibirli tanrılar, doyumsuz insanlar, ağırlığıyla ezen en bildik duygular, en çıplak ve acı gerçekler ve aklınızı uçuracak müthiş bir edebi metin var!

Mine Akverdi



“Rüyanda düştüğünü görürsen ne olur bilirsin... Bazen o anda uyanırsın. Bazen o düşüş seni öldürür. Ve bazen, düşerken uçarsın...”
Sabahları uyanıp da çapaklarınızı temizlerken gece zihninizi ve ruhunuzu ele geçirmiş olan mutlulukların, heyecanların, korkuların, kabusların neden kaynaklandığını hiç düşünür müsünüz? Rüyaların ve düşlerin “uyku ile uyanıklık, yaşamla ölüm arasındaki” bir başka boyuta ait olduğunu, orada gördüklerimizin ve yaşadıklarımızın bir anlamı, bir sebebi olduğunu ve hatta bazı sonuçları olacağını... Ya da tıpkı Shakespeare’in “Bir Yaz Gecesi Rüyası”nda olduğu gibi tüm yaşadıklarımızın belki de sadece bir düş olduğunu? Ben düşünürüm, hem de çok. Peki bilincimizi bir kenara atıp kendimizi kayıtsız şartsız teslim ettiğimiz rüyalar aleminin bize yaşattıklarının bir sorumluluğu var mıdır? Ya da bir sorumlusu? İşte İngiliz yazar Neil Gaiman, bu soruların yanıtını eşsiz çizgi roman serisi “Sandman” ile verir; bizi tüm düşlerin sorumlusuyla tanıştırır: Rüyalar Lordu Sandman, nam-ı diğer Morpheus, ya da kısaca Düş (Dream) ile...
“Sabahları uyandığımızda gözlerimizdeki çapakların sahibi Sandman’dir. Uykuya dalmadan önce gelir ve rüya görmemiz için gözlerimize büyülü bir kum serper. Uyanışa doğru o büyülü zerrecikler çapaklaşır...” Gaiman 1988-96 yılları arasında DC Comics/Vertigo için yazdığı 10 ciltlik kült çizgiroman serisi “Sandman”de Rüyalar Lordu’nun, biz ölümlülerin zihninin kolay kolay algılamayacağı muazzam düş evreninin kapılarını işte bu sözlerle aralar ve Düş’ün (ve elbette onu temsil ettiği rüyaların, kabusların, masalların, efsanelerin, hikayelerin, hayallerin, korkuların ve umutların) varlık nedenini sorgulayan destansı bir hikayeye yelken açar... Bu hikayede Düş tek değildir; zamanın başlangıcından beri var olan ve Ebediler olarak bilinen yedi kardeş, Kader, Ölüm, Düş, Yıkım, İhtiras, Umutsuzluk ve Hezeyan hep birlikte karşımıza dikilir ve hayatlarımıza dokunurlar. Ancak Ebedilerin de kusurları vardır ve değişim onlar için bile kaçınılmazdır, zira “sadece zümrüdüanka yükselir ve düşmez, ve herşey değişir ve hiçbir şey tam anlamıyla yok olmaz.” “Sandman”, her bölümde farklı evrenlerde, farklı varlıkların bilinçaltında dolaşıp bizlere başkalarının hikayelerini anlatsa da müthiş bir kurguyla iç içe geçmiş tüm öykülerin temelinde anlatılan, varlığını sorgulayan Rüyalar Lordu’nun hikayesi, yüzleşmeleri, dramatik değişimi ve dönüşümüdür.
EDEBİYAT ÖDÜLLÜ TEK
ÇİZGİ ROMAN
Her ne kadar çizgiroman olarak anılsa da “Sandman” bildiğimiz çizgiromanlara benzemez. Yenilmez süper kahramanlar, iyi-kötü savaşları, dünyayı kurtarmak için soyunulan maceralar, kazanılan temiz zaferler, kısa ve basit diyaloglarla anlatılan didaktik hikayeler yok. Çünkü söz konusu “Sandman” olduğunda karşınızda duran, bir çizgiroman değil, bir “çizgili roman.” Zira burada düşler, masallar ve efsanelerle iç içe geçmiş derinlikli hikayeler, ailevi hesaplaşmalar, kendini arayan kayıp kahramanlar, bencil ve kibirli tanrılar, doyumsuz insanlar, zaaflar, korkular, umut ve kızgınlıklar, ağırlığıyla ezen ve insanı insan yapan en bildik duygular, en çıplak ve acı gerçekler, ve aklınızı uçuracak müthiş bir edebi metin var! (Dave McKean’in çizgi roman dünyasına aykırı soyut kapakları da cabası.)
“Sandman”in muhteşem bir kurguyla örülmüş öyküler dizisi içinde gezinirken Gaiman’ın mitolojiyi, tarihi, bilindik efsaneleri, masalları ve edebi eserleri yeni baştan yazışına şahit oluruz. Shakespeare’in “Bir Yaz Gecesi Rüyası”nı nasıl Rüyalar Lordu’nun bizzat gidip de verdiği ilham sayesinde yazdığını görür, nesilden nesile aktarılan Uzak Doğu’ya ya da Afrika’ya ait halk hikayelerinde, 1001 gece masallarında, Arap, Yunan, Kuzey Avrupa mitolojilerine ait efsanelerde, Dante’nin, Milton’un, Blake’in yaratmış olduğu senaryoların satır aralarında bir yerlerde Sandman’in tüm hikayelere müdahil oluşunu izleriz. Tanrılar, periler, cadılar, kutsal kitaplardan, edebi eserlerden, çizgi romanlardan tanıdığımız karakterler, tarihi kişilikler, yazarlar, popüler kültür figürleri ve elbette modern dünyanın sıradan insanları Sandman’ın karanlık fantastik evreninde buluşurlar. Ve böylece Gaiman bu çok katmanlı, zengin ve baş döndürücü yapıtıyla kendi uçsuz bucasız evrenini ve kendi modern mitolojisini yaratır “bu adamın içinde muhakkak ölmüş tanrılardan birinin ruhu var” sözünü haklı çıkarırcasına...
Çizgi roman kavramını tamamen değiştiren devrim niteliğinde bir eser “Sandman.” 1991’de ilk defa ‘Dünya Fantastik Edebiyat Ödülleri’nde ‘En İyi Kısa Hikaye Ödülü’nün bir çizgi romana verilmesine sebep olması ve edebiyat ödülü alabilmiş tek çizgi roman olarak tarihe geçmesi bunun kanıtı. Yazar Peter Straub’un sözleri de durumu özetliyor: “Eğer bu edebiyat değilse, hiçbiri değildir!”
SONSUZ BİR İLHAM KAYNAĞI
Bana gelince; okuduğum hiçbir şey bu kadar ilham verici olmamıştı. Zira “Sandman”ın bir örümcek ağı gibi ince ince birbirine bağlanmış öykülerinde Gaiman’ın kaleminden damlayan olağanüstü fikirler, hayalgücümü daha önce hiç olmadığı şekilde harekete geçiriyor. Nefis bir kurgu içinde anlattığı dahiyane hikayeler beni Gaiman’ın yaratıcılığına, zekasına, bilgeliğine, ucsuz bucaksız hayalgücüne hayran bırakıyor. “Sandman”ı okurken sanki düş evreninin kapıları önümde açılıyor, tanrısallık ve insanlık karşıma dikiliyor, kimselerin bilmediği bir şeylerin sırrına varıyormuş hissi benliğimi sarıyor, kalbim daha hızlı atmaya başlıyor. Sanki Rüyalar Lordu, tek gözünde yanıp sönen bir ışıltıyla bana bir kıyak geçiyor, “Bir kez hayal edilmiş bir şey asla kaybolmaz, bir daha asla hiç hayal edilmemiş olamaz” sözleriyle düşlediğim her şeye, gördüğüm her rüyaya, kurguladığım her öyküye, beslediğim her umuda bir değer biçerek bana cesaret verip hayal gücümü sonsuz derecede özgür kılıyor. Sandman benim için Borges’in “Kum Kitabı” gibi. Bıkıp usanmadan tekrar tekrar sayfalarını karıştırdığım, her açtığımda sanki ilk kez okuyormuşum gibi vurulduğum ayrı bir sözle karşılaştığım, ucu bucağı olmayan bir ilham kaynağı.
Ama herkesin düşleri farklıdır ve herkesin hayal gücü bir diğerinin asla hayal edemeyeceği şekilde farklı çalışır. İşte bu yüzden her okurun “Sandman”de bulacağı şey başka olacaktır. “Sandman”deki bir hikayede bir Afrika kabilesinde, büyükbaba torunundan erkek olmasını sağlacak masalı dinleyebilmek için önce çölden bir şeyi bulup getirmesini ister. “Neyi bulmam gerekiyor?” sorusuna cevabı şudur: “Bulduğun zaman ne olduğunu anlayacaksın.”

Okuma Notları:

”Sandman”in fon müziği The Cure’un “Lullaby” şüphesiz. Zira gerçek bir müzik tutkunu olan Neil Gaiman’ın ince ve kırılgan görünümlü ama delici bakışlı, duygularını içinde saklayan karanlık, gizemli, mesafeli ve de karmançorman saçlı Rüyalar Lordu’nu yaratırken The Cure’un solisti Robert Smith’ten ilham aldığı söylenir. Kitapla aynı karanlık ruha sahip “Lullaby” (Ninni) şarkısıysa gece yatağa yattıktan sonra ziyarete gelmesi muhtemel ‘öcü’ye dair o korkulu bekleyişi anlatır... Karanlık, dengesiz, acıtıcı, baştan çıkarıcı, sarsıcı Tori Amos ( Gaiman’ın yakın arkadaşıdır) şarkıları da Sandman ruhuna uygundur.
n Shakespeare’in “Bir Yaz Gecesi Rüyası” ve “Fırtına”sı, Chaucer’in “Decameron Hikayeleri,” Milton’un “Kayıp Cennet”i, Lewis Carrol’un “Alice Harikalar Diyarında”sı, Alan Moore’in “Watchmen”i, Marlowe’un “Faustus”u, , Stephen King’in “O”su “Sandman” ile yolları kesişen kitaplardır. Tom Robbins’in “Parfümün Dansı” ve Borges külliyatı da pekala eklenebilir.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163