VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Eylül 2016 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Düştüğümüz yerden kalkacağız, unutmayın!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Düştüğümüz yerden kalkacağız, unutmayın!

Ercan Kesal’ın “Cin Aynası”nda yer alan denemeleri, yazarın kişisel tarihiyle toplumsal tarihimiz arasında açılmış birer solucan deliği. Yazarın bu deliklerin içinde ilerleyen kalemi, kişisel hayatlarımızın ortaklaşa çekilen acılarına ulanıyor.

OYLUM YILMAZ



Hemen her yazarın kaleminin gelip takıldığı çok kritik bir yer vardır. Hikâyesinin çatışma noktasından, romanının karakterleri arasında koyduğu mesafe gibi teknik ya da sanatsal bir kaygıdan söz etmiyorum, hayır. O kritik yer yazarın, içinde yaşadığı toplumla ve zamanla kendisi arasında, kendi edebiyatı arasında kalan yerdir. Daha açık bir ifadeyle söylemem, hatta sormam gerekirse, toplumsal olaylar olup biterken yazar ne yapacaktır? Savaşlarla, darbelerle, yaşanan iç çatışmalarla, iktidarların güç oyunlarıyla arasına mesafe koyup sanatıyla mı uğraşacak yoksa bu çalkantılara herkes gibi kendini kaptırıp günün acıları içinde varlığının ve yazınının öğütülüp yok oluşuna göz mü yumacak?

Bu soru yüzünden deliren, hatta kendini öldüren edebiyatçıları biliyoruz. O nedenle yanıtı bir çırpıda, bir eleştiri yazısında öylesine vermek elbette mümkün değil. Ama dünya edebiyat tarihinin ağırlıklı olarak insanlığın vicdanı olmayı göze almış yazarların tarihinden oluştuğunu da biliyoruz. Toplumsal olarak yaşanan her acıda, her haksızlıkta, kulağımızı hikâyelerinde kaybolduğumuz yazarların sesine açıp beklememiz boşuna değil. Yazarın sesi, yazdıkları, varlığı ve vicdanı, etrafta onca şey olup bitiyorken bu nedenle yine gündemimizin başköşesinde, yazarın ne yapıp ne yapmadığı, neleri konuşup neler karşısında sustuğu bu nedenle toplumsal olarak ilgimizin merkezinde... Ercan Kesal’ın denemelerinden oluşan “Cin Aynası” da ister istemez tam bu ilginin merkezine gelip yerleşiyor.

En azından yazdım işte!
Yazarları, yazdıklarının ötesinde bir insan olarak değil de, başlı başına bir kahraman olarak görmek isteriz ya, Ercan Kesal, işte bu isteğimizi kendiliğinden gerçekleştiren bir yazar. Oyunculuktan senaristliğe, hekimlikten yazarlığa hangi işe elini atsa ardında peri tozları bırakan büyüleyici bir kahraman! Dolayısıyla hayatına, edebiyata, sinemaya, siyasal çalkantılarımıza dair kaleme aldığı denemelerin içinde kaybolmamak mümkün değil. Yazar, denemelerine, başta sorduğumuz soruya, edebi deneyiminin ekseninde verdiği bir cevapla başlıyor. “Galeano’dan ilham alırsam, ‘birlikte kurtulmayı ve yeniden buluşabilmeyi ümit ettiğim’ için yazıyorum. Kederlerimi, iç sıkıntılarımı ve başkalarında da fark ettiğim acıları anlatmak için yazıyorum. Kendime acı vereni açıklamak, içimde büyüyen sevinci ve coşkuyu da hemen paylaşmak için yazıyorum. Sokaktan duyduğum cümleleri ‘cesaret ve kehanetle bezeyip yeniden asıl sahiplerine gönderdiğimde’ onlardan gelecek işaretin merakıyla yazıyorum. (…) Yazdıklarıma yeniden dönüp baktığımda, metinlerin, anılarımın ‘billursu’ halinden başka bir şey olmadığını görüyorum. Yazdıkça içimdeki tortulardan kurtuluyorum sanki. Anılarımı yazmak içimdeki tortuları temizlerken, hayatım bir yandan yeni tortular biriktirmeye devam ediyor, farkındayım! Geçmişle ilişkim özlemden daha çok bir keder. Yapabileceklerimiz varken yapamadıklarımızdan dolayı içimden atamadığım suçluluk duygusu ve keder. ‘En azından yazdım işte!’ demek için yazıyorum…”

İç çeker gibi bir okşayış
“Cin Aynası”nda yer alan her deneme yazarın kişisel tarihiyle toplumsal tarihimiz arasında açılmış birer solucan deliği. Yazarın bu deliklerin içinde ilerleyen kalemi, kişisel hayatlarımızın ortaklaşa çekilen acılarına ulanıyor. Kederli geçmişimizi ve bugünümüzü iç çekerek okşar gibi anlatıyor Ercan Kesal. Darbeler, işkenceler, ölüm oruçları, faili meçhul cinayetler; peynir hastalığına, şeker zammına, Ergün Günçe’nin şiirlerine, yaban çiçeklerinin kokusuna, basma perdeli oturma odalarının sakinliğine, Foucault’nun mezarlarına, Metin Erksan’a, Yaşar Kemal’e, Ciguli’ye nasıl da karışarak bizim hayat dediğimiz şeye dönüşüyor, gösteriyor.
“Düştüğümüz yerden kalkacağız, unutmayın!”, “Aslolan hayattır!”,“Ahlak, en olmaz zamanlarda ‘Ben buradayım arkadaş’ diyebilmektir.”, “Anılar belleğimizin bekçileridir, kalbimizi temizlerler, iyi bakın onlara.”, “İyiliğe inancınızı kaybetmeyin,” diyor Ercan Kesal. Ama bütün bunları derken anlattıkları, yenilir yutulur cinsten mi peki? Değil, hiç değil. Kısacası en başta söylediğim gibi, kulağımızı Ercan Kesal’ın vicdanına dayayıp söylediklerini dinlemek, yürek istiyor. Tıpkı burada yaşamak, yazmak, düşünmek ve okumak gibi…


Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam