VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2015 Pazar | Anasayfa > Haberler > Düşünmenin tabiatı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Düşünmenin tabiatı

Jiddu Krishnamurti “Düşünce Ağları“ kitabında “düşünmenin merkezine” odaklanıyor ve bilincin dönüşümünü, tabiatını, sevgi, korku, kıskançlık gibi bireysel davranışların kökenini bir gözlemci/araştırmacı gözüyle açıklıyor ve anlamlandırıyor.

Ayla Akbuar

Krishnamurti adını ilk kez 1985 yılında duydum sanırım, hafızam beni yanıltmıyorsa. Seksenli yılların gri havasından bunaldığımız zamanlardı. Ülkede uzun yıllardan beri süren güvensizlik, korku ve umutsuzluk havası sürüyordu. Ruhsal konularda düşünmek, konuşmak bugünlerdeki gibi sık rastlanır ve “trendy” değildi. Richard Bach’ın “Martı“sı elimizde, dünyayı kurtarmaktan ruhumuzu kurtarma çalışmalarına yatay geçiş yapıyorduk.

İşte, yaptığı konuşmaları İngilizceden Türkçeye çeviren ve fotokopiyle çoğaltan arkadaşlarımız sayesinde tanıdım ilk kez Krishnamurti’yi… Söylediği her cümle için uzun uzun tartıştığımızı ve aslında onun en istemediği yoldan anlama çabasında olduğumuzu ancak bugünden baktığımda anlayabiliyorum.

Krisnamurti 1895’te Hindistan’da doğmuş. Farklı ve filmlere yakışır bir hayat hikayesi var. On üç yaşındayken Teosofi Derneği başkanı tarafından sokakta keşfedilen ve bu derneğin yöneticileri tarafından eskişehir escort hizmetlerini veren kardeşiyle birlikte himaye altına alınan Krishnamurti, 16 yaşında bir mesih olduğu zikredilerek Doğu Yıldızı Örgütü‘nün başına getirilir.

Bu örgüt “Dünya Öğretmeni” Maitreya’nın yeryüzüne yeniden doğuşu- reenkarnesi addettiği Krishnamurti’yi “Dünya Öğretmeni” ilan eder. Otuz iki yaşında çok sevdiği kardeşinin ani ölümünden sonra, radikal bir karar alır ve Teosofi Derneği ile ilişiğini keser. Dünya Öğretmeni olmaktan istifa eder. 1986’da doksan yaşındaki ölümüne kadar tüm dünyayı gezerek konuşmalar yapar. Yaptığı konuşmalardan oluşan altmıştan fazla kitabı, birçok ülkede yayınlanır ve milyonlarca satar.

Konuşmalarında, kişinin kendisini değiştirmesinin ancak günlük hayat içinde kendi duygu ve düşüncelerinin farkında olması ve kurduğu ilişkilerde nasıl davrandığını gözlemlemesiyle mümkün olduğunu söyler. Herhangi bir din, dogma, guru ya da ritüele bağlı kalmaksızın kişinin kendini ilişkilerinin aynasında gözlemlemesiyle ve entelektüel analiz olmaksızın zihninin, düşüncelerinin ve duygularının özünü görmekle mümkün olacağını tüm hayatı boyunca vurgular. Kendisini de bir otorite değil, araştırmacı olarak tanımlar, herkese de takipçi değil, hayatın içinde bir araştırmacı olmaları gerektiğini öğütler.
Ganj Yayınevi’nden çıkan “Düşünce Ağları“ isimli kitap, sayfa sayısı az olmasına rağmen içeriğiyle hayli kıymetli. Toplam dokuz ayrı konuşmadan (bölümden) oluşuyor.

Bilincin tabiatı, bilincin dönüşümü, çatışmaların çözümü, imaj olmadan yaşamanın önemi, gerçekten özgür bir beyin olabilir mi, sevgi ve özgürlük kavramları, kontrolün gölgesi olmadan yaşamayı, korkunun kökenini ve dindar bir zihni bir gözlemci/araştırmacı kimliğiyle aktarıyor.

Kitabın konuşma içeriklerinden oluşması anlamayı daha kolay kılıyor.
Tam seçim öncesinde okuduğum bu kitabın zamanlaması beni uzun uzun düşündürtecek kadar anlamlıydı. Yıllardır ülke gündemindeki dinler, mezhepler, siyasi görüş ve farklılıklardan doğan çatışmalar hepimiz gibi beni de rahatsız ediyor ve umutsuz kılıyor. sarıcakaya escort Oysa okuduklarım farklı bir değerlendirme yapmama sebep oldu, kendimi biraz dışarı alıp düşüncenin ve zihnin kaosunu bir parça farklı değerlendirdiğimde hafifledim, özgür hissettim.

TAKILMIŞ PLAK MİSALİ

Krishnamurti’ye göre; bir Müslüman, bir Hıristiyan, bir alevi, bir Sünni, bir komünist, bir radikal dinci ya da sosyal demokrat, bir ev hanımı, bir doktor, bir marangoz artık kendinizi hangi gruba ait hissediyorsak o grup bilincine sahip oluruz. Sahip olduğumuz grup bilinci ise belli bir düşünce ile programlar bizi. Birey olduğumuzu sanırken, aslında tüm insanlıkla ortak bir bilincin parçası olduğumuz gerçeği yüzümüze çarpar. Programlanmış zihinlerimiz, takılmış bir plak gibi kendini tekrar eder durur. Aynı hatalar, aynı çatışmalar, savaşlar, yıkımlar tekrarlanır durur. Farklı programların birbiriyle çatışması, ta ki bir dönüm noktası gelene kadar sürer.

Düşüncelerimizi bakmaya programlandığımız gibi değil de, “gerçekte olduğu gibi nasıl görebileceğimizi öğrendiğimizde” dönüşüm başlayabilir. Çok okumak, eğitimler, deneyimler; hepsi zihnimizi tıka basa doldurur ve gerçeği görmeye engel olur.

“Kendinizi ayrı bir insan olarak değil de, gerçekten insanlığın geri kalanı olarak seyredebilir misiniz? Böyle bir hisse sahip olmak, insanlığa muazzam bir sevgi duyduğumuz anlamına gelir” derken kendi de bilir, belli düşünce kalıplarına bağlı olmak ve belli deneyimlere tutunmanın; tüm bu zulümlerin, savaşların, savaş makinelerinin, savaşın vahşiliğinin, öldürmenin, terörün, bombalar atmanın, bir sebepten dolayı ya da sebepsiz yere rehineler ele geçirmenin sebebi olduğunu… Deneyim, bilgi, bellek, düşünce, eylem ve bunların tekrarlanışı… Sürekli olarak gerçekleştirdiğimiz bu döngü bizi programlar.

Acıdan kaçar, hazzın peşinden koşarız. Düşünce sınırlıdır ve düşüncenin meydana getirdiği her eylem de sınırlı olacak, bölünme ve çatışma yaratacaktır. Doğum ve ölüm döngüsü arasındaki hayatımız da bu çatışmaya mahkûm kalacaktır ister istemez. Peki, çaresi ne olabilir? Birçok spritüel söylemde yer aldığı gibi “düşünceyi durdurmak” değil, düşüncenin, zihnin, yarattığımız imajın, ilişkilerdeki davranışlarımızın doğasını idrak etmek başlangıç olabilir.

Doğumdan ölüme kadar sürekli bir mücadele ve çatışma içinde olmanın normal kabul edildiği bir zihinsel programlanmamız var. Çatışmanın olmadığı bir hayatın mümkün olup olmadığını hayal bile edemedik. Hele ki, bizim gibi her uyandığımız sabah “bugün hangi kriz var” diye gözümüzü açtığımız bir ülkede yaşıyorsak, çatışma ve mücadele neredeyse hücrelerimize işliyor. “Sınırlı olan düşünce ulusal, ekonomik ve dini bölünmelerin meydana geleceği sorunlara sebep olur ve ardından düşünce ‘bu sorunları çözmeliyim’ der. (...) bir grup insanın diğer bir grup insana galip gelme isteğiyle meydana gelen o devasa üzüntüler de bu içeriğe dâhildir. Bu bilinçte ırksal ve grupsal içerikler vardır ve en nihayetinde de ölüm vardır”

Hiç yabancı gelmedi değil mi? Krishnamurti, belli bir yargı, inanç engeli, görüş, ya da ideal varsa “gerçeği” görmenin mümkün olmayacağını söylüyor. Mesele, önyargıdan kurtulmak da değil, “görme meselesi”dir diyor. Elimde olsa, başta bizi yönetenler olmak üzere, ülkemdeki herkesin bu kitabı okumasını isterdim.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163