VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Haziran 2012 Cuma | Anasayfa > Haberler > Düzene başkaldıran küçük kadın; Jo
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Düzene başkaldıran küçük kadın; Jo

“Küçük Kadınlar” bundan 150 yıl önce cinsiyet ayırımı gibi daha önce hiç dokunulmayan tehlikeli bir alanı sokmuştur.

Sevil Atasoy

Amerikalı kadın yazar Louisa May Alcott’un 1860’ların sonlarında yayınlanan, kısmen otobiyografi niteliğindeki “Küçük Kadınlar” (Little Women) adlı romanı, Meg, Jo, Beth, ve Amy March adlı dört kızkardeşin yaşam öyküsünü aktarır.

Dünyanın dört bir yanında milyonlarca genç kızın aile, iş ve aşk hayatını etkilediği bilinen romandaki karakterlerden Jo’yla ilk kez tanıştığımda sanırım 11-12 yaşındaydım. Kendimi hep onunla özdeşleştirdiğimi hatırlıyorum. Önceleri kendimi Jo’ya benzettiğimi sandım, aslında Jo’nun karakter çizgilerinden çoğuna zaten sahipmişim.

Dört kızkardeşin ikincisi olan Jo, yani Josephine March bizim “Erkek Fatma” diye nitelendirebileceğimiz bir karaktere sahip. Baba March’ın “Oğlum” Jo şeklindeki hitabı, sevgili arkadaşı Laurie’nin ona zaman zaman “Aziz dostum” diye seslenişi, baba iç savaşa gittiğinde ona eşlik etmek için ısrarı bu yansımanın sadece bir kaç küçük örneği...

Hantal, inatçı, sakar, kararlı, “kafası kıyak” denebilecek ölçüde neşeli Jo, başkaldırışın sembolü, düzene isyanın bayrağı, alışılagelmiş genç kızlığın normlarını değiştiren bir lider. Beni de cezbeden onun bu düzene başkaldırışı, farklı şeyler deneme, “hayır” diyebilme cesareti oldu.

Bütün iyi niyetine rağmen başı sıklıkla derde giren Jo, kendine özgü komikliği, kızkardeşi Beth’in desteği ve onu sürekli kontrol altında tutmaya çalışan annesinin yardımıyla, hayatın zorluklarını aşar. Kızkardeşim olmadığından Beth’i hep annemin, Jo’nun annesini anneannem’in yerine koyduğumu hatırlıyorum. Edebiyatı, yazıp, çizmeyi seven Jo gibi, ben de okumayı sevdim, çocukluktan genç kızlığa geçiş dönemimde hikaye yazamamış olsam da, defterler dolusu aşk şiiri yazdım. Bu şiirlerin nerede olduğunu sakın sormayın. Anneannem sarı sayfalı defteri bulduğunda “Bu saçmalıkların hayatında yeri yok” deyip yırtıp atmıştı!

Jo, evlenmeye, aile hayatına, romantizme karşıydı. Bu duyguların onu çok sevdiği ailesinden uzaklaştıracağına inanırdı. Ben de evlenmeye karşıydım. Ama bunun altında yatan Küçük Kadınlar’ın Jo’su değil, içinde bulunduğumuz yıllarda batının hippi hareketi ile başlayan 68 ruhuydu. İlk evliliğimi çok küçük yaşta yapmışsam, bunun nedeni bir an önce çoluk çocuğa karışma, iyi bir anne ve eş olma hevesinden değil, baba otoritesinden kurtulma ve özgür olabilme girişimindendir. Jo gibi evlilik kurumuna hiç inanmamış olsam da, evliliği kurulu düzene isyan edebilmenin bir yolu olarak gördüm. Ne yazık ki bu tutum, beni hızlı bir boşanmaya da götürdü. İyi ki çocuğumuz olmamış diye seviniyorum.

Jo, New York’ta yazarlık gayretlerini sürdürmeye çalışırken bir Alman profesörü, Bhaer’i tanır ve onu bir eşten ziyade iş ortağı olarak kabul eder. Jo’dan etkilenmemin çok gerilerde kaldığı yıllarda, ben de hayatımı birleştirdiğim kişilerde sadece sevgi ve karşılıklı saygıyı değil, birlikte çalışabilmenin, bir şeyler üretebilmenin keyfini aradım ve buldum.

Jo, romanın en çok hatırlanan karakteridir. Aslında yazar Louisa May Alcott’un kendisidir. Bu yüzden üzerinde çok durduğu, öne çıkarttığı bir kahramandır.

Bundan 150 yıl öncesinin muhafazakar dünyasında, çocuk kitaplarına cinsiyet ayırımı, kadın erkek rollerinin kutuplaşması gibi, daha önce hiç dokunulmayan tehlikeli bir alanı sokmuş, milyonlarca kadının varlık nedenini sorgulamasını, kendini March kardeşlerden biriyle bir tutmasını ve dünyadaki yerini düşünmesini sağlamıştır. “Küçük Kadınlar”, günümüze kadar gelecek güçlü bir feminist akımın ilk tohumlarını atmıştır. Bu açıdan, edebi değeri fazla olmasa da, sosyal etkileri büyük olmuştur.

“Küçük Kadınlar”ı okuyan küçük kızlar, geleneksel rollerinden sıyrılıp yeni ufuklara dığru yelken açtılar, toplumda liderliğe soyundular, sadece iyi bir eş ve anne olarak kalmak istemediler, bu amaçla ekonomik özgürlüklerini kazanmak zorunda olduklarını anladılar, okuyup bir iş sahibi oldular ve çalıştılar.

“Küçük Kadınlar”, dünyanın bir çok ülkesinde orta sınıfın “normal” küçük kızlarının, geleneksel erkek alanlarına adım atmasını sağladı, topluma katılmasını, üretime katkısını ateşledi. Hırslı kadınların iş dünyasında öne çıkabileceklerini, en az erkekler kadar başarılı olabilecekleri umudunu verdi. 1860’lardaki bu ses, cinsiyet kimliğinin sorgulanmasını 1960’lara kadar taşıdı, A.B.D. başta gelmek üzere pek çok ülkede kadın erkek eşitliğine doğru adım adım gidilmesini sağladı.

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam