VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2010 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Edebiyat hayatı teorize edince
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Edebiyat hayatı teorize edince

2010 Nobel Edebiyat Ödülü, Yazar MArio Vargas Llosa""nın oldu.

Ahmet Tulgar

Mario Vargas Llosa’nın üretimi, standart romanın yanı sıra polisiye, siyasi gerilim, tarihi roman, komedi gibi janrları ve tiyatro oyunları, siyasi yazı ve edebiyat bilimsel incelemeleri de kapsar. Ve yazılarının çoğu otobiyografik özellikler içerir. Tam da bu işte. Böylesi bir çok yönlü yazı ya da yazarın savrulmaları. Yazıdan yazıya.

Bir de esas olarak kendi geliştirdiği teknikler, bunlara yazdığı teoriler. Esas bu yani. Dönemden döneme değişen, el atılan bu teknikler, yolu tutulan bu teorilerin her biri bir dünya bakışı, dünya görüşüne de işaret ediyor aynı zamanda. Dünyaya bakışını, dünyanın yazarın gözüne görünüşünü belirliyor.

Llosa bunlarla Llosa yani.

Llosa’yı anlamak bunlarla mümkün. Ya da benim gibi bir solcunun onu affetmesi için buraya bakması gerekiyor. Onun üretimindeki geçişlere, iç içe geçişlere. Ki ben onu sırf bir vesileyle Thomas Mann’ı örnek verdiği için bile affetmeye hazırım.

Llosa, Thomas Mann’ın “Büyülü Dağ”ını, Tolstoy’un “Savaş ve Barış”ı ve kendisinin pek beğendiği Joanot Martorell’in şövalye romanı “Tirant lo Blanc”ı teorisini geliştirdiği novela total ya da totalizante’nin yani bütünsel romanın gerçekleştirilmiş hâli olarak niteler.
1969’da yayımlanan “Katedral’de Konuşmalar” romanına kadar Llosa bu teoriye uygun yazmaya çalışır. Llosa’nın bütünsel roman teorisine göre romancı hiç de mütevazı olmayan bir hedefe yönelmeli, gerçekliğin mümkün mertebe tamam ve mimetik bir resmini yaratmalı, gerçeğin bütün cephelerini resmetmeli ve bununla özerk ve kendi kendine yeten bir dünya oluşturmalıdır.

Llosa hâlâ solcudur. Solcudur yani. Bu dönemde.
“Yeşil Ev”in yayımlanmasının ardından Vargas Llosa bu roman üzerinden 1971 tarihli çalışması Historia secreta de una novela’da romanın biçimine ilişkin tekniklerini ve görüşlerini izah eder. İddiasına göre hedefi roman kişilerininin anlam arayışını karakterize eden oryantasyon kaybının aynısına okurda da yol açmaktır. Bunun için olay örgüsünün bölüntülenmesi, tesadüfi olayların bilinçli kullanımı, ani ve hazırlıksız gelişen yeni durumların devreye sokulması, başka anlatılardan fragmanların yerleştirilmesi, yan hikâyelerin iç içe geçirilmesi ve çakıştırılması, mitik öğeler ve anlatıcı perspektiflerini kaydırma, aşırı kamaştırma ve karıştırma gibi teknikler kullanır.

Llosa soldan liberal çizgiye doğru kaymaktadır.
1969’da yayımlanan “Katedral’de Konuşmalar” adlı romanında Llosa daha sonra birçok romanında kullanacağı, Latin Amerika edebiyatına özgü bir stile yönelir. Roman kahramanları olayın geçtiği ülkedeki dil çeşitliliği içinde konuşmakta ve yüksek İspanyolca konuşmamaktadır. Ayrıca anlatıcı devreye girmemekte ve okura kişilerin ve onların hayat gerçeğinin doğrudan ve otantik bir izlenimi, ülkenin gerçek dilinin kendiliğindenliği ve ifade gücü verilmeye çalışılmaktadır. Hispanik edebiyat bilimi bu stili, Vargas Llosa ilişkilendirerek oralidad kavramı ile tartışır.

Acaba Mario Vargas Llosa’yı solun bütünselci bir açıklayıcılık iddiasındaki dünya görüşünden liberalizmin insanı pazarın işleyişine teslim eden yaklaşımına geçiş mi, onun edebiyattaki bu anlatıcısız, spontane stiline yöneltti? Ya da edebi arayışları mı onun siyasi değişiminin nedenidir?

Bu sorular, bu sorulara verilecek cevaplar fazla mı zorlama olur?

Hayatı, dünyayı ne dağıtır? Ne bölüntüler?

Edebiyat yeniden kurar mı?

Llosa’nın edebiyatı sorular sorduran bir edebiyat. Onun teoriye, siyasi yazılara, hatta Peru’nun devlet başkanlığına adaylığını koyacak kadar siyasete düşkünlüğü edebiyatta bazı sorularına cevap bulamayışından mı? Ya da tam da cevapları edebiyatta bulduğu için mi siyasetten, siyasetlerinden bu kadar kolay dönebiliyor?

ORTA DÜNYA BEKLEYEN OKUMASIN
Gazetecilik de hep hayatında Llosa’nın. Ama gazetecilik uğraşı azaldıkça edebiyatı çoğalanlardan o da. Birini bırakmadan diğerini yapamayanlardan yani. Bu da bana gazeteciliğe, yazarların gazeteciliğe yaptığı adaletsizliği düşündürür. Yani gazeteciliği olmadan acaba böyle bir renklilik olabilir miydi Llosa’nın romanlarında?

Sorular, sorular, bu yazı da dağılacak böyle giderse nihayetinde. Biraz daha enformasyon öyleyse.

Mario Vargas Llosa okullu edebiyatçılardan. Üniversitede edebiyat okuyor. Birkaç kez evleniyor.

Siyasi görüşlerini birkaç kez değiştiriyor. Soldan sağa doğru. Bu değişimi “Sudaki Balık Anılar” adlı kitabında anlatıyor.

1986’da Gabriel Garcia Marquez’i sosyalizme verdiği değer nedeniyle eleştiriyor.
1987’de sol iktidar Peru bankalarını devletleştirmek istediğinde buna karşı bir protesto yürütüyor.

1990 yılında Peru devlet başkanlığına adaylığını koyuyor. Seçim kampanyası sırasında favori gösterilmesine rağmen kazanamıyor. Tekrar edebiyata dönüyor.

ABD üniversitelerinde ders veriyor. İspanyol El Pais gazetesine makaleler yazıyor. Peru’yu terk ediyor. Madrid’e yerleşiyor. Şimdi Londra’da yaşıyor.

Bu yıl Nobel’i o aldı. Gerekçe, romanlarındaki iktidar yapılarının kartografisi ve bireysel direniş, isyan ve yenilginin keskin kenarlı resimleri.

Siyasetsiz olmuyor yani.

Edebiyatsız da.

Paylaş