VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Şubat 2016 Pazar | Anasayfa > Haberler > Edebiyatımızın uç hanımı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Edebiyatımızın uç hanımı

“Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, müzikler, öğretmenler var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun” diyen Tezer Özlü‘yü ölümünün 30. yılında Feryal Saygılıgil ve Beyhan Uygun Aytemiz’in derlediği “Gülebilir miyiz Dersin?” kitabıyla anıyoruz.

MİNE AKVERDİ DENKTAŞ



Acıları, yalnızlığı, birey üzerindeki her türden baskının altını oyan tavrı; yaşam, ölüm ve acı karşısındaki tüm maskelerden ve dirençlerden soyunmuş çırılçıplak varlığı; ‘anlatıl(a)mayana’, mahreme, gizli saklıya kapı aralayan yazını ile Tezer Özlü ölümün ötesinde bile çoğalan bir yazar...”

Sosyolog ve belgeselci Feryal Saygılıgil ile filolog ve akademisyen Beyhan Uygun Aytemiz kitaplarının önsözünde işte böyle tanımlıyorlar Tezer Özlü‘yü. Nitekim “Gülebilir miyiz Dersin? - Tezer Özlü Kitabı“ da, 1986’da 43 yaşında hayata veda eden ancak ardında “bazen derin bir kederle bazen kalıbına sığmaz bir yaşama aşkıyla; özgürce, kadınca ortaya koyduğu metinler” bırakan Özlü‘nün bu metinleriyle nasıl çoğaldığını ortaya koyuyor.

Kitap, 27 Mayıs 2014’te İstanbul Arel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji ve Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerince düzenlenen ve Özlü‘nün yapıtlarının ve yaşamının izini sürerek yazarla okuru sınırların ötesinde bir kez daha buluşturmayı amaçlayan “Tezer Özlü Üzerine Düşünmek” Sempozyumunda sunulan (ve sunulamayan) metinlerin bir araya getirilmesiyle oluşmuş bir çalışma. Yani yazarlar, eleştirmenler ve akademisyenlerin gözünden Tezer Özlü‘yü anlatan bir kitap. Ancak bu kapsamlı derleme iki ayrı bölümden oluşuyor. İlk bölüm Özlü‘ye dair anılara, kendisiyle olmasa da yazılarıyla olan kişisel ilişkilere, düşünce ve duygulara yer veren samimi metinlerle Özlü‘yü capcanlı bir şekilde bugüne taşıyor. İkinci bölüm ise toplumbilim, felsefe, psikanaliz, dilbilim gibi disiplinlerin ışığında kaleme alınan sağlam inceleme metinleriyle Özlü‘yü derinlemesine anlamamızı sağlıyor.

ÖZLÜ‘NÜN ÖZÜ
BİZDE KALDI

Ölümünün 30. yılına geldiğimiz şu günlerde “Gülebilir miyiz Dersin” Tezer Özlü‘nün soluğunu bugün hâlâ içimizde hissedebildiğimizi bize gösteriyor. İşte derlemenin ilk bölümünde yer alan ve Tezer Özlü‘yü yaşatan ve çoğaltan metinlerden alıntılar:

Derlemenin ilk yazısı dört ay önce kaybettiğimiz büyük şair Sennur Sezer‘den. “Tezer Özlü: Yaşamı Değiştirmek İsteyen Anlatıcı“ başlığını attığı yazısında Sezer şöyle diyor: “Tezer Özlü yaşamak zorunda olduğu çevreyi, ülkeyi, koşulları değiştirmek isteyen bir genç kadındı. Bunu sessizce, kurallara uymayarak ve onları hafif alaysayarak yaptığını hatırlayalım.(...) O yazdıkları ve yaşadıklarıyla aile reisinin erkek olmak durumunu, yaşlı kadınların ömürlerinin sonlarını ailenin cefakârı olarak sürdürmeleri gerektiğini, bir gencin saygın bir okulu bitirip, saygın bir işte çalışarak yaşaması gerektiğini, cinselliğini toplumun onaylayacağı ilişkilerle (evlilik gibi) sürdürmesi zorunluluğunu hep yok saydı. Bu yok saymayı yazdıklarıyla haykırmayı seçti: “Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun.”

Ancak Sezer şunu da eklemeyi ihmal etmiyor: “Tezer’in değiştirme istediğinin yaşama sıkı sıkıya bağlı olduğunu, yaşamı sevmenin bir parçası olduğunu unutmamak gerekiyor. O yaşama karşı değildi, yaşamayı bir kurallar bütünü haline getiren ‘düzen’e karşıydı.”
Öykücü ve romancı Hatice Meryem de “Gerçek Tezer’den anlatıcı Tezer’e” yazısında Özlü‘nün isyanını “Yaşamın Ucuna Yolculuk” romanı üzerinden anlatıyor: “Ve onun (romanın) muhteşem karakteri. Ölmeye yatmayan. İtirazını net ve yaşamsal bir dille anlatan. İsyanını laf kalabalığından çok eyleme döken. Belki de ilktir edebiyatımızda. (...) Tezer Özlü‘nün ‘Yaşamın Ucuna Yolculuk’ kitabındaki ana karakter kadar itirazını güçlü biçimde dile getiren, bedelini ödeyen, yadsıdığı toplum normlarına gönül indirmektense delilik burcunu göze alan başka bir kadın karakter var mıdır acaba?” Ve ekliyor: “Cesur, gözü kara bir yazardır Tezer Özlü. Edebiyatımızın uç hanımlarındandır. Ben onun metinleri karşısında her zaman heyecan duydum. Eserlerinin yalnızca edebiyatımızla değil, sosyolojimiz, psikolojimiz, hukukumuz, kadınımız, erkeğimiz, hatta ve bilhassa bedenlerimiz, yani doğumdan ölüme hayatlarımızla alakalı metinler olduğunu düşündüm hep.”

Belgeselci Feryal Saygılıgil ise “Akılla Çılgınlık Arasında Bir Yazar: Tezer Özlü“ başlıklı yazısına “Okuyucusunun yaşamını değiştiren, kafasını karıştıran yazarlardandır Tezer Özlü. Yaşamı boyunca iktidarla derdi olan bir yazardır. Çocukluğundan hayatını kaybedinceye dek iktidarın diliyle uğraşan, ona kafa tutan birisidir” diyerek başlıyor ve şöyle devam ediyor “...Yaşam kurallar silsilesiyle örülmüştür. Buna karşı çıkmak, söz söylemek delilik sayılabilir. (...) Akılla çılgınlık arasında yaşamayı, yani deli olmayı seçendir; çılgınlık dünyasına en derin, en uzun, en sonsuz yolculuğu yapandır Tezer Özlü... Yaşamı bu derece yoğun yaşaması, iyi bir insan olmasındandır.”

İlkay Bakırtaş Tezer Özlü‘nün onun için ve daha birçokları için neden önemli olduğunu şu sözlerle ortaya koyuyor “Yaşamın Duvarları“ yazısında: “Ben kırk iki yaşında bir kadınım... Tezer Özlü ise öldüğünde kırk üç. Düşünüyorum da bu yaşıma kadar onunki kadar çalkantılı bir hayatım olmadı... Onun gibi intihara kalkışmadım, onun kadar çok seyahat etmedim, onun gibi okulu yarım bırakmaya cesaret edemedim, onun kadar çok sevgilim ve kocam olmadı, onun kadar erken evlenmedim, onun gibi akıl hastanelerinde yatıp çıkmadım, onun gibi bu ülkeyi terk edip gitmeyi, başka bir ülkede yeni bir yaşam kurmayı da göze alamadım. Yaşamını büyük bir cesaretle, yerleşik ahlak kurallarına uymayı reddederek, dilediği gibi yaşamaya çalışan bu kadın benim için neden bu kadar önemliydi?” Ve Özlü‘yle kitapları aracılığıyla 20’li yaşlarında tanıştığını söyleyen Bakırtaş şu cevabı veriyor: “Tezer Özlü örselenmiş ruhundan ve bedeninden taşan inişli çıkışlı enerjiyle, o günlerdeki ruh durumumuzun yansıması gibiydi.

Hepimiz aile evlerimizin kasvetli havasından, okullarımızın üstümüze üstümüze gelen duvarlarından, mensup olduğumuz sıkıcı orta sınıf hayat imlasından bunalmıştık. Biz de onun gibi, gitmek, gitmek, gitmek istiyorduk. (...) Tezer Özlü çıkışı olmayan bir labirentte kısılıp kaldığımızı çok iyi anlatmıştı. Yaşamı büyük bir iştahla, ancak aynı zamanda büyük bir tedirginlikle yaşadı.”
Ve Tezer Özlü‘nün yeğeni Ayda Çevik... O da “Tezer Özlü‘yü Düşünmek” başlıklı yazısında “Öfkeli ama mücadeleci olduğumda, umudumu tükettiğimi zannedip içimde umut kırıntılarının varlığını keşfettiğimde, düzenin beni sarıp kuşattığını fark edip kaçabildiğimde, güzel bir elbise giyip onu şık bir kolyeyle tamamladığımda, kadın olmaktan hoşnut olduğumda, ben olmaktan çekinmediğim anlarda Tezer Özlü hep benimledir” diyor ve ona “hâlâ buradasın” diyen bir mektupla sesleniyor: “Ben seni geçen yıl Haziran ayında Taksim’de Gezi Parkı‘nda gördüm. Gülüyordun, coşkulu kahkahalar atıyordun. Sevdiğin gençleri hayranlıkla izliyordun.(...) Biliyor musun, kitaplarını yayımlayanlar, ‘Türk edebiyatının lirik prensesi’ diyorlar sana. Hep sormak istedim hoşuna gidiyor mu? Türk yerine Türkçe kullanılmasını tercih ederdin sanırım. Duygularını içten ve coşkuyla anlattığın için ‘lirik’ seni rahatsız etmezdi.

‘Prenses’ sözcüğü ise neşeyle güldürürdü seni. Gerçek olmadığı için, rahatsız etmezdi belki de. Durmaksızın çalışan, koşturan, yardım almadan hayatın yükünü taşıyan bir kadın olduğun için ‘Bırak, belki prenses kavramı da böylece değişir’ derdin ince bir alaycılıkla. Ama gençlerin edebiyat ortamlarında, üniversitelerde ‘sınırsızlığın ve başkaldırın’ üzerine yaptıkları incelemeler, tartışmalar her şeyden çok mutlu ederdi seni... O tartışmalar ‘kalma’ arzusu uyandırırdı sende.”
“Gülebilir miyiz Dersin - Tezer Özlü Kitabı“ hep gitmek, gitmek, gitmek isteyen Tezer Özlü‘nün bundan yıllar önce gitmiş olsa da aslında hep burada, içimizde, bizimle kaldığını açıkça ortaya koyuyor.

TEK PARAGRAFTA TEZER ÖZLÜ
Tezer Özlü 1943’ta Kütahya, Simav’da doğdu. Çocukluğu anne babasının görev yaptığı Simav, Ödemiş ve Gerede’de geçti. İstanbul’a on yaşındayken geldi. Avusturya Kız Lisesi’ne gitti; ancak mezun olmadı. 1961’de yurt dışına çıktı. 1962 - 1963 yıllarında otostopla Avrupa’yı gezdi. Paris’te tanıştığı tiyatrocu ve yazar Güner Sümer’le 1964 yılında evlendi. Ankara’ya yerleştiler. Sümer’in Ankara Sanat Tiyatrosu’nda çalıştığı bu dönemde Özlü, Almanca çevirmenlik yaptı. 1963-64 sezonunda Sümer’in yönettiği Brendan Behan’ın “Gizli Ordu” oyununda oynadı. Sümer’den ayrılarak İstanbul’a yerleşti. Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle kesintili olarak 1967 - 1972 yılları arasında İstanbul’da farklı hastanelerin psikiyatri kliniklerinde kaldı. Çocukluğundan başlayarak yaşadıklarını ve klinikte kaldığı bu dönemleri “Çocukluğun Soğuk Geceleri” (1980) kitabında yazdı.1968 yılında yönetmen Erden Kıral’la evlendi. Bu evlilikten 1973’te kızı Deniz doğdu. Bir burs alarak 1981’de Berlin’e gitti. Bu arada Kıral’dan ayrıldı. Kanada’da yaşayan İsviçre asıllı sanatçı Hans Peter Marti ile tanıştı ve 1984’te Marti’yle evlenerek Zürih’e yerleşti. 1983’te Almanca olarak yazdığı ikinci romanı “Auf den Spuren eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde)”yi yayımlayan Özlü, Marburg Yazın Ödülü‘nü kazanan kitabını 1984’te “Yaşamın Ucuna Yolculuk” adıyla Türkçe olarak bir anlamda yeniden yazarak yayımladı. Göğüs kanseri nedeniyle 18 Şubat 1986’da Zürih’te yaşama gözlerini yumdu. 1978 tarihli ilk kitabı “Eski Bahçe” öykülerinden oluşur. Günce ve anlatılarından oluşan “Kalanlar”, senaryosu “Zaman Dışı Yaşam”, “Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar” ve Ferit Edgü‘yle mektuplaşmalarından oluşan “Her Şeyin Sonundayım” ise ölümünden sonra yayımlanmıştır.


Paylaş