VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2018 Pazar | Anasayfa > Haberler > Edebiyatta eleştirinin özeleştirisini yapmak
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Edebiyatta eleştirinin özeleştirisini yapmak

Ayşegül Tözeren “Edebiyatta Eleştirinin Özeleştirisi” isimli kitabında eleştirinin “öz”üne iniyor ve klişe olarak nitelenen tüm eleştiri unsurlarını yeni, farklı bir bakış açısıyla irdeliyor.



İPEK CEYLAN ÜNALAN



Eleştiri yazmak zor iş. Üstelik eleştirinin özeleştirisi yapmak daha zor olmalı. Eleştirinin özeleştirisi yapmaya nasıl karar verdiniz?

19 yaşımdan beri çeviri eleştirisi de, roman eleştirisi de yazıyorum. Son dönemde sinema eleştirisi de yazıyorum. Bu kitaba başlangıç olarak edebiyat eleştirisinin eleştirisiyle başlamak istedim. Türk edebiyatında bir eleştiri geleneği var. Geleneğe dâhilim ama geleneğe dâhil olarak gelenekten kopuşu da yakalamak gerekiyor. O yüzden Nurullah Ataç’tan alarak Fethi Naci’yle devam ettim. Buna da eleştiri anlayışlarını eleştirerek başladım. Sanıyorum ki kendimi eleştirerek de sürdüreceğim.

Kitapta edebiyat eleştirisini bir kurum olarak ele alıyorsunuz. Burada ödül kurumu da devreye giriyor. Edebiyat jürilerinde yer alan birisiniz aynı zamanda. Eleştiri ve ödül kurumu arasında nasıl bir uzantı var?
Dediğiniz gibi edebiyat eleştirisini öncelikle bir kurum olarak eleştirdim. Eleştiri de bir ödül kurumuydu. Buna öz eleştiri dememin nedeni, bende birden fazla öykü yarışmasında jüriyim yani bu kendimi de eleştirmekti aynı zamanda. Hem ödül kurumunu hem de eleştiri kurumunu eleştirerek başladım. Ondan sonra da özellikle öyküyü 80’ler, 90’lar ve 2000’ler olmak üzere dönemlere ayırdım. Ve 2000’lerde biraz durarak, nerden nereye geldik diye sorguladım.. 2000’leri anlamaya çalışan ilk eleştiri de bu oldu. Kitabın bir bölümüne gösteri toplumundan yola çıkarak gösteri edebiyatı dedim. Gösteri edebiyatında kastettiğim; çok görünen çok okunur, görünmekle okunmak arasında bir bağlantı olduğu 80’lerde yazılı ve görsel basınla birlikte ortaya çıkarken 90’larda televizyon çağı dediğim dönemde görünmek ve okunmak arasındaki bağlantı çok daha ciddi duruma geldi. Bunlara eleştiriler getirdim.

Kitapta eleştirmenlik kurumlarını da eleştiriyorsunuz.
Evet, bunu yaparken Türkiye’nin eleştiri geleneğindeki yazarları tek tek okumaya çalıştım.

Kimleri incelediniz mesela?
Türkiye’nin eleştiri geleneğinin kurucusundan, Nurullah Ataç’tan başlamak istedim. Özellikle dilin gramer kısmıyla çok ilgilenmiş, ama dil yalnızca gramerden ibaret değildir. Ben Nurullah Ataç’ı dili gramere hapseden dil eleştirisini eleştirdim. Bunun yapıt eleştirisine evrilemediğini söyledim. Yapıt eleştirisine yavaş yavaş Fethi Naci’yle evriliyor. Fethi Naci de edebiyat dünyasında çok güçlü bir figür. Romanları iyi- kötü diye ayırabiliyor. Bu ikilik de bana sorunlu geldi. Bunu eleştirirken de “Ben ancak yazarı da okuru da metinle yüzleştiririm,” dedim. Hüseyin Cöntürk’le birlikte ise multidisiplinal bir eleştiri ortaya çıkarıyor. Yani eleştirirken sosyolojiden de yararlanıyor. Deformasyonu haklı kılan diye çağının eleştirisi bir yazı vardır. Deformasyonu haklı kılanda sosyoloji, psikoloji ve edebiyat eleştirisinin birlikte terminolojisini kullanabilmiş. Bu şu an çok yapılıyor olsa da geçmişte yapılması bizim için çok önemli. Eleştiriyi ilmek ilmek irdeleyen, bir özeleştiri sunan bir kitap çıkarmaya çalıştım ortaya.

Popülist bir mirası devraldık
Bizler popülist bir mirası devraldık. Bu mirası reddetmeye çalıştık ama karşımızda sosyal medya vardı. Sosyal medyanın kendi sokakları kendi mecraları var. Bizde bundan kaçamadık tabiî ki. 2000’lerin birçok önemli yazarı 90’ları reddederek başladı. 90’larda daha bireyci bir yaklaşım var ancak daha toplumsalcı yazmak istediler. Ama toplumu ve mahalleyi yazarken bastırılmış olan tekrar ortaya çıkarken bu sefer bunu popülist şekilde yaptılar. Sosyal meydanında ortaya çıkmasıyla yazarlarda görünme telaşı olduğunu gördük. Eğer görünmek için yazarsan nitelikli edebiyatından uzaklaşırsın. Bu günümüz yazarının dilemması.

Paylaş