VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mayıs 2018 Salı | Anasayfa > Haberler > Ehlileşmemiş tiplerin hikâyesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ehlileşmemiş tiplerin hikâyesi

Türk polisiyesinin yükselen yazarı Suat Duman, İstanbul’un altını üstüne getiren bir hikâye anlatıyor “Rakun”da. Bir taksi şoförünün bir anda kendini hem kanundan hem de suçlulardan kaçan bir hırsız olarak bulma hikâyesini İstanbul fonunda aktaran yazar, ‘ehlîleşemeyenleri’ dert ediniyor.

İPEK CEYLAN ÜNALAN


Suat Duman okuyanlar bilirler, okuru bir gerçeğin peşine düşürür; dolambaçlı yollara saptırır. Bazen de o yollara sapmanız gerekmez, yol gelir kendisi seriliverir önünüze. Belki başka seçenekler de vardır ama aslolan “o an” içinde bulunduğun yoldur. Kimi zaman girdaptır kimi zaman tek çare kimi zamansa ince zeka formülleriyle bir nevi üstesinden gelebilme fiilini gerçekleştirme alanı. Duman, gerçek..“Rakun” okuru İstanbul’un en bilinen sokaklarına götürüyor. Sıradanmış gibi akan bir günde taksicilik yapan Can’ın bir anda kanundan ve mafyadan kaçan biri haline gelmesini anlatıyor. Yer yer okuru gülümseten trajikomik sahneler içerse de “Rakun” temelinde 21’inci yüzyılın yalnız ve aciz insanının da bir nevi kara mizahi olarak tasvirini sunuyor.

*Rakun dünyanın tek bir kıtasında yaşayan, sevimli olduğu gibi evcilleştirmenin pek de mümkün olmadığı bir canlı. Onun bu kitaba ismini vermesi “ehlîleştirilememe” durumuyla mı alakalı?
Kitap ismini koyarken genelde çok zorlanıyorum, hep de en sona kalır. Bittikten sonra da uğraşırım. Hatta tavsiye de alırım, bir iki kişiye okuturum. Çoğunlukla da kitabın içinden bir cümle, kelime bulmaya çalışırım. Ama “Rakun”un kitap bitmeden adını koymuştum. Rakun sadece Kuzey Amerika’da yaşayan sempatik görünüşlü vahşi bir hayvan. Tuhaf da bir özelliği var, bu da evcilleştiremediğimiz bir tür olması ama bizim hayatımıza da girmiş bir tür. Yaşadığı coğrafyada insanın evinde de var rakun mesela. Aslında tam kafasına göre takılan ve sana da hiçbir evcilleştirme fırsatı vermeyen bir hayvan. Bu hikâye de şöyle uyuyordu; pek öyle makul insan yok “Rakun” hikâyesinin içinde. “Rakun” biraz ehlîleşmemiş tiplerin hikâyesi. Bir bakıma da hizadan çıkmış insanların hikâyesi… Bir de ana karakter Can’ın bir aslında yolculuğu, dönüşümü var romanda. Can karakterinin, makul kendi halinde bir öge iken finalde artık kimseyi taşıyamayacak hale gelen ve herkesten daha kötü, gaddar birine dönüşüyor. Dolayısıyla romanın adı karakterle özdeşleşiyor bence.

*O ehlîleşemeyen insanlarla yolunuz nasıl keşişti de bu romanın kahramanları oluverdiler?
Yoğun olarak avukatlık yaptığım dönemde bir soygun davası aldım. Adam bir kuyumcuyu soyuyor. Yakalanıyor, üstünde tozla taş parçalarıyla. Çünkü yan duvarı patlatıp girmiş. Ama üstünden sadece toz toprak çıkıyor. Altın maltın çıkmıyor. Delil yetersizliğinden salıveriliyor. O aşamada ben dosyasına ve mazisine vakıf oldum. İnanılmaz detaylarla doluydu. İşte “Rakun”un karakterleri de böyle gerçek hayatta bir şekilde yolumun keşiştiği insanlar. Aslında “Rakun”daki karakterimin bir kısmını tanıyorum. Mesela o tabloyu çalan hırsızın mazisini anlattığım bölüm gerçek aslında.

Suç hangimizi çekmiyor ki!

*Romanın çıkış noktası, suçsuzun suçluya dönüştürülmesi. Ortada suçlu olmayan bir masum taksici var. Ancak suça bulaştıktan sonra azılı birine dönüşüyor. Suç, suçu çeker diyebilir miyiz?

Hangimizi çekmiyor ki… Herhalde hepimiz ,hayatın belli bir noktasında “Niye hep benim başıma geliyor bu?” demiştir. Aslında herkesin başına geliyor işte. Can’ın da başına geliyor. Can dışındaki herkes zıvanadan çıkmış. Can öyle birisi değil ama ona dönüşüyor finalde. Benim ilgimi çeken şey aslında Can’ın durumu. Suçlu insan adam öldürüyor gözünü kırpmadan ve bunu hiç düşünmüyor. Bu, insan değil. Can daha çok ilgimi çekiyor yani Can nasıl bu kadar makul birisi? Ya da biz nasıl bu kadar makul olamıyoruz? Biz o noktaya niçin varamıyoruz? Aslında bu daha ilgi çekici. Yani yazmaya daha değer bulduğum şey. Niçin biz zıvanadan çıkmıyoruz? Bu kadar tuhaf bir dünyadayız, nasıl kabullendik bu soğuk ritmi? Ben bunu yazmaya değer buluyorum.

*Romanda bir de kötünün kötüyü içselleştirmesi, iyinin de iyi ve iyi olana yönlenmesi durumu da söz konusu. Ne dersiniz?
Polisiyelerde “Kimin yanındasın?” sorusu var. Suçun, suçlunun mu yoksa onu derdest etmeye çalışan sistemin mi? Bu şablonu bu haliyle kurmayı sevmiyorum. Çünkü sistemin yürütücüleri bizzat suçlu olabilir. Bizim suçlu diye kodladığımız kişi aslında bu dünyanın en iyi insanı da olabilir. Gerçekte de bu kadar keskin bir ayrım yok. Bu romanda çok iyi ya da çok kötü insanlar yok. Hepsi aslında ortalama denilecek bir noktadalar.

*Romanda şöyle bir cümle var: “İki tip insan vardır; biri yazın kazak giyenler, diğeri yazın da penyeyle dolaşanlar.” Bunu biraz açar mısınız?
“Rakun”un asıl motivasyonu şu: bu türün yani polisiyenin edebi kaynaklarından besleniyor çoğu kez. Çok sevdiğim büyük yazarları var bu türün. Ama “Rakun” esasen sinemadan beslenen bir roman. Kurgusu da öyle. Hem kurgusu hem atmosferi hem de tipleri öyle. Ben de tipleri konuştururken bu tipin sinemadaki karşıtlarından daha çok beslendim. Mesela insanları bir masanın etrafına toplayıp saatlerce konuşmayı başaran yönetmenler var Quentin Tarantino gibi… Zaten hani belki kılıç sahnesi, aklımda yoktu gerçi yazarken ama sonradan Kill Bill filmi gibi olduğunu söylediler. Yani neden olmasın? Bence sakıncası yok. Hem alıntıladığınız o cümle hem de başka yerlerde de benzer şeyler var. Hem o kalıbı seviyorum. Kendinden o çok emin, her işi başarmış o adamın akıl veren, mesel anlatan… Her şeyi çözmüş ve insanları ikiye ayırmış biri. Sadece o kalıbı biraz eğlenceli bir şekilde tekrar etmek istedim yazarken. O alıntı cümlenin kaynağı o.

*Peki “Rakun” nasıl doğdu?
Bu “Rakun” hikâyesini aslında birkaç yıl önce bir kısa 20 sayfalık kısmının sonunu yazmıştım. Bu kadar detay ve karakter yoktu. Can ve hırsız vardı. Yayınlamamıştım, notlarımın içindeydi. Bu kadar uzatır mıydım? Sadece yazdım ve bıraktım. Can vardı, hırsız vardı; Picasso tablosu Can’ın evinde kalıyordu ve Can ne yapacağını şaşırıyordu. Polisten de kaçıyordu, hırsızdan da. O dönemden bir cümle o. O metinden çok azını aktardım buraya. O dönem not aldığım cümlelerden birisi buydu. Sadece espriydi benim için.


Paylaş

İki King güçlerini birleştirdiKitapları toplamda yaklaşık 350 milyon adet satan yazar King bu kez gücünü kendisi gibi yazar olan oğlu Owen’la birleştirdi; tüm kadınları uyutan bir virüsün peşine düştü.

Devam