VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Temmuz 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Einstein’ın çözemediği tek problem
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Einstein’ın çözemediği tek problem

Yirminci yüzyılın en büyük dehası Albert Einstein’ın şizofreni hastası oğlu Eduard’ın hayat öyküsünü anlatan roman, bir ailenin özelinde çağa da ışık tutuyor.

ÖZLEM AKALAN


Nobel Fizik Ödülü sahibi, atom bombasının ve birçok kuramın babası Albert Einstein’ın küçük oğlunun hayatını anlatan “Eduard Einstein Vakası”, bir bakıma büyük dehanın en zor dönemini de gözler önüne seriyor. Henüz yirmi yaşındayken Zürih’te bir psikiyatri kliniğine yatan ve hep babasının adı altında ezildiğini hisseden Eduard’ın iç dünyasını samimi bir dille aktaran yazar Laurent Seksik aslında bir doktor. “Stefan Zweig’ın Son Günleri”ni de kaleme alan yazar, roman kurgusunda bir biyografiye imza atmış. Dönüşümlü olarak Eduard, Albert Einstein ve ilk eşi Mileva Maric’in yaşadıklarının aktarıldığı romanda, sadece başkahraman Eduard hikâyesini birinci tekil şahıs olarak anlatıyor.

1910 yılında Zürih’te doğan, Zürih’te yaşayan ve yine bu şehirde öleceğine inanan (öyle de oluyor) Eduard, 1903-1919 tarihleri arasında evli kalan Einstein ile Maric’in, resmi kayıtlara göre, ikinci çocuğu. Resmi kayıtlara göre diyoruz çünkü çift henüz öğrenci ve beş parasızken dünyaya gelen tek kızları Lieserl’i, bakımını üstlenmeleri için, Maric’in Sırbistan’daki akrabalarının yanına yollamışlar. Kısa süre sonra hastalanıp ölen bebek hakkında bir daha hiç konuşmayan çift, bu gerçeği herkesten saklamış.
Roman piyano çalan, müzik dalında başarıları bulunan ve psikiyatr olabilmek için tıp okuyan Eduard’ın, bir kriz esnasında annesine fiziksel saldırıda bulunmasının ardından Burghölzli psikiyatri kliniğine yatırılmasıyla başlıyor. Mileva’nın Berlin’e gitmeyip Zürih’te yaşamayı tercih etmesi üzerine henüz dört yaşındayken babasından ayrılan Eduard, bundan sonra hayatının büyük bir kısmını annesinin evi ile klinik arasında geçirir. Ağır ilaç ve elektroşok tedavisinin kendisini daha da hasta ettiğine inanan Eduard, artık tıp eğitimine devam edemeyeceğinin bilinciyle kendini şiire verir. Psikolojiye de meraklı olan Eduard, Freud hayranıdır. Hatta onu bir baba figürü olarak görür. Çünkü babası ile ilişkisi hiçbir zaman hayal ettiği gibi olmamıştır.

Eduard’ın kliniğe yatmasının ardından henüz üç yıl geçmiştir ki, Berlin’de yaşayan Albert Einstein hayati bir karar alır. Hitler’in hedefinde olan, tüm mal varlığına el konan Einstein, ABD’ye gidecektir. 1933 yılında, oğlunu ziyaret etmek için son kez Zürih’e gelir. Gitmeden önce ona kendisiyle birlikte Amerika’ya gelmesini teklif etse de Eduard’ın cevabı katidir: “Seninle gelmek mi? Ölürüm daha iyi!” Bundan sonra baba oğul bir daha asla yüz yüze görüşmez, sadece mektuplaşırlar.

Ağır yük
Annesinin gözetiminde yaşayan, babasına ve ağabeyi Hans Albert’e belli bir mesafeden bakan Eduard, hayatı boyunca babasının soyadı altında ezilmiştir. Yazar, soyadının onun üzerindeki hasta edici ağırlığını Eduard’ın ağzından bakın nasıl aktarıyor:

“İnsanın soyadının Einstein olması, bununla yaşamayı öğrenme dönemi gerektirir. Bu dönem on yıllar, hatta bir ömür boyu sürebilir. Benim durumumdaysa şifa bulmuş olarak ölüp ölmeyeceğimi bilmiyorum. (…)

Einstein soyadı, fanilerin çoğu için bir yüktür. Böyle ağır bir yükü taşıyabilecek kadar sağlam omuzlara tek bir kişi sahiptir: babam. Ne ağabeyim ne de ben bu çaptayız. Sıkıntılarımın nedeni de bu işte. Einstein’ın oğlu unvanının öbür talipleri burada boy gösterecek olursa, onlarla konuşmayı çok isterim. Ödenecek bedeli açıklarım. Faturayı gösteririm. Kendilerine yakıştırdıkları bu adla bir daha böbürlenmezler artık. Laf aramızda, annemin soyadını seve seve taşırdım. Bu halde olmazdım şüphesiz. Ne yazık ki, zamanda geri gitmek kolay değil. Babam bu mesele üzerinde çalıştı daha önce. Onun yetki alanına girmeyeceğim.”

1921 yılında kazandığı Nobel ödülünden aldığı tüm parayı ayrıldığı eşi Mileva’ya vererek Eduard’ın hayatının sonuna kadar psikiyatrik destek almasını sağlamış olsa da, Einstein’ın küçük oğlu ile kuramadığı bağdan ötürü duyduğu üzüntüye arkadaşlarıyla mektuplaşmalarında tanık oluyoruz. Sağlığını yakından takip etmesine rağmen oğlunun bu denli farklı olması, Einstein için bile kolaylıkla üstesinden gelinebilecek bir sorun değildi. Zaten o da bunu, kendi onayıyla biyografisini yazan Carl Seelig’e 1952 tarihli bir mektubunda itiraf ediyor:

“Erken gelişmiş, duyarlı ve yetenekli bir çocuktu; on sekiz, on dokuz yaşlarında şizofren oldu.

Nispeten iyi huylu bir vaka, öyle ki çoğu zaman gününü kurumun dışında geçirebiliyor. Öte yandan, meslek hayatına girmesi tamamen imkânsız. Bu noktada çok güçlü duygusal ketlenmeler söz konusu, bunların niteliğine nüfuz etmenin halihazırda imkânı yok, en azından bu konunun yabancısı için.Şizofreni karımın ailesinde vardı ve evlendiğimde bundan tamamen habersizdim.
Teddy ile mektup yoluyla ilişki kurmuyor oluşuma şaşıracaksınızdır. Bunun arkasında, bütünüyle tahlil edemediğim bir şey yatıyor. Ama şunu da söylemeliyim ki, sırf ona görünmekle bile onda çeşitli türden, acı verici duygular uyandırdığımı sanıyorum.

Oğlum, çözümsüz kalan yegâne problem.”
Eduard’ın en büyük şansı hayatını ona adayan annesiydi. Mileva eşinden boşandığı 1919 yılından öldüğü 1948’e kadar oğlunun yanından asla ayrılmadı; zaten Eduard da annesini kaybettikten sonra klinikten bir daha hiç çıkmadı. Kendini oğluna vakfeden Mileva, aslında kocası için de büyük fedakârlıklara katlanmıştı. Üniversitedeki sınıflarının tek kız öğrencisi olan Sırp asıllı Mileva Maric, Einstein’dan üç yaş büyüktü. Tanıştıklarında Einstein henüz on sekiz yaşındaydı ve 1903’te evlendiler. 1919 yılındaki sancılı boşanmaya kadar hep kocasının arkasında oldu. Kendi eğitimini yarıda bıraktı, bilim dünyasından uzaklaştı. Bununla birlikte Einstein’ın makalelerini, bilimsel araştırmalarını hep yakından takip etti ve ona olan sevgisi azalmadı. Einstein da onun hakkında, “Bana eşit biri, benim kadar güçlü ve bağımsız!” der. Eduard’ın hikâyesinin ardından Mileva ve Einstein’ın Alfa Yayınları’ndan çıkan “Aşk Mektupları”nı da okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Einstein, “Yak bunları” dese de mektupları saklayan Mileva sayesinde büyük dehanın iç dünyasını daha yakından tanıma imkânı buluyoruz.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163