VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Şubat 2015 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Ekime sıkışmış muhayyel ülke
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ekime sıkışmış muhayyel ülke

“Fahrenheit 451” romanının kült yazarı Ray Bradbury’nin “Sonbahar Ülkesi” isimli kitabındaki hikâyeler o kadar canlı, yarattığı dünya o kadar ilginç ki, o dünyada vakit geçirme isteği ve tadın damakta kalması bence hikayelerin tek sorunu.

MURAT CAN AŞLAK


“... yılın hep son döneminin yaşandığı ülke. Tepelerin sisli, derelerin puslu olduğu; öğlenin çabucak geçtiği, gün doğumuyla gün batımının uzadığı ve gece yarılarının sürüp gittiği; büyük ölçüde güneşe bakmayan bodrumlardan, bodrum altlarından, kömürlerden, dolaplardan, tavan aralarından ve kilerlerden oluşan; halkı sonbahar halkı olan, yalnızca sonbahar düşüncelerine sahip oldukları; geceleri boş kaldırımlarda dolaşan insanlarının yağmur sesine benzediği… [Sonbahar Ülkesi]”

Fantezi, korku ve bilim kurgu edebiyatının devlerinden Ray Bradbury, işte bu ülkenin topraklarına mahalleler, çiftlikler, sahil kasabaları serpiştirmiş, doğaüstü yağmurlarla toprağını sulamış ve 19 hikâye üzerinden ülkeyi keşfe çıkacağımız rotayı çizmiş. Aslında yukarıdaki tanımı, Ray bana kızmasın ama biraz yetersiz: Tamam, kitap zengin bir karanlık damardan besleniyor, ancak Bradbury ziyaretçilerini üşütmemek için ülke sathına sıcacık duygulardan beslenen şömineler ve kendisinin çocukluk nostaljileriyle arada bir yüzünü gösteren bir güneş de yerleştirmiş.

HAYAL GÜCÜ ETKİSİ

Ölüm, hikâyelerde çoğunlukla merkezde yer alsa da Bradbury bu merkeze her seferinde başka yönden ve açıdan yaklaşarak, başka duyguları uyararak, ziyaretçilerinin sırt çantalarına ve karavanalarına farklı sürprizler koyarak sadece korku hikâyeleri sevenlere değil, genel hayal gücü edebiyatı okurlarına seslenen bir kitap yaratmış. Poe-vari, Alacakaranlık Kuşağı ile akraba, sinematik hikâyelerinin en yenisi 60 yıllık olmasına rağmen kitapta antika havası asla yok; hikâyeler yazıldıkları gün kadar canlı. Bradbury, şatafata yüz vermeyip, kenar süslerine gözler takılmasın diye üslubu ağırlaştırmamaya özen göstererek hem sıkı bir tempo yakalamış, hem de böylece sahne ışığının altında yalnız kalan hayal gücüne her hikâyede hayran bırakmayı başarmış.

Sonbahar Ülkesi’nin ziyaretçileri için, 19 durak içinde “mutlaka görülmesi gereken yerler listesi” şöyle:

“Sıradaki”: Meksika’nın ultra-kapitalist mezarlıkları, yoksulların duvarlara asılan mumyaları ve turist çiftin şeker kaplı içi kof ilişkisinin kazdığı ölüm kuyusu.
“Bir süre sonra, kadın, ‘Joseph,’ dedi, adam da ‘Evet,’ dedi ve kadın da dedi ki, ‘Gel de elimi tut, olur mu?’ ‘Kadınlar...’ Adam iç çekti. Geldi ve kadının elini tuttu. Bir dakika sonra, kadın elini geri çekti, battaniyenin altına sakladı, adamın eli boşta bıraktı. Gözleri kapalı, sesi titreyerek dedi ki, ‘Boş ver. Tahayyül ettiğim kadar güzel değil. Zihnimde senin benim elimi tutmanı sağlamak gerçekten de güzel.’ “ “Küçük Katil”: Yeni doğmuş bebeğinin onu öldürmek istediğinden emin olan anne ve/ veya doğuştan katil bir bebek.

“Tahmin edemeyeceğimiz kadar kanlı bir karanlıkta çalışan beyinleriyle garip, kırmızı küçük yaratıklar. Kendini koruma içgüdüsü dışında bir düşüncesi olmayan, ırksal hafıza, nefret ve ham acımasızlığa sahip saf küçük beyinler. Ve bu durumda, kendini koruma içgüdüsü, nasıl bir dehşet doğurduğunu fark eden anneyi saf dışı bırakmaktan oluşuyor. Sorarım sana doktor, dünyada bir bebekten daha bencil ne var? Hiçbir şey!” “Tırpan”: Her şeyini kaybetmiş çiftçi bir aile. Bir anda onlara miras kalan gerçek olamayacak kadar bereketli bir çiftlik, devasa bir buğday tarlası, bir tırpan ve omuz göçerten bir görev. “Tırpan delice savruldu. Ve Belsen ve Buchenwald’ın fırınları alevlendi. Tırpan şarkısını söyledi, ıslak, kırmızı. Ve mantarlar White Sands, Hiroshima, Bikini’de ve yukarıda Sibirya göklerinde kör güneşler kustular.”
“Kutudaki Kukla”: Lanthimos’un Köpekdişi (2009) ya da Shyamalan’ın Köy’ü (2004) benzeri, annesinin sınırladığı ve yalanla manipüle ettiği bir alanı tüm evrenmiş gibi yaşayan çocuğun yaşam ve ölüm algısının bozulması. Evren’deki tüm kavramların sıkıştırıldığı bir ev. Ağaçların arkasında yaşayan, gürüldeyen, babasının katili canavarlar.

“‘Anne…?’ söyleyemedi. ‘Ölmek… ne demek? Hep bundan söz ediyorsun, bir duygu mu?’ (Anne) ‘Birisinin ardından yaşamak zorunda olanlar için, evet, kötü bir duygu.’”
“Dudley stone’un Muhteşem Ölümü“: 30 yaşında kariyerinin zirvesinde inzivaya çekilen bir yazar ve onun ilk defa günışığına çıkan tuhaf anlaşması.

HER HİKÂYE BİR ZAFER

“Ne mi yaptım? Orada oturdum, donmuş, çakılmış kalmıştım; korkunç bir patırtı! Duydum, suratıma çarpan tabutun sesini! Kara bir delikten dökülen kömürleri duydum; gömülmüş kapımdaki toprağı. Böylesi durumlarda tüm geçmişinin film şeridi gibi aktığı söylenir. Saçmalık. Gelecek akıyor.” Sadece yukarıdaki maddelerle asla sınırlı değil liste: Kendi iskeletiyle bir ölüm kalım mücadelesine giren adam, ikinci yarısının yapılması 10 yılı bulan bir kumdan kale, tüm Dünya’yı hasta bir çocuğun yatağına taşıyabilen bir köpek, sadece trafik kazaları olduğunda bir anda toplanan kalabalık bir çete, Einar Amca’nın yeşil kanatları, boy aynaları önünde kendini bulan bir cüce… Bradbury’nin hayal gücünün meyveleri ağzı açık bırakacak nitelikte; bunların yaşam bulduğu sahneler ve hareketi sağlayan kurgu harika. Bu üç unsurun bir araya getiriliş üslubu da usta işi.

Bradbury’nin ölmeden adını mezar taşına işlettiği, ilk kâşifi Hugh Hefner olan ve ilk kez Playboy’un emekleme döneminde dizi şeklinde yayımlanan kült distopya eseri “Fahrenheit 451” de aslında daha önceden yazdığı beş hikâyesinin oluşturduğu sinerjiden doğmuş. Pek çok diğer romanı da birbirlerine dirseklerinden hafifçe dokunan hikâyelerin birleştirilmesiyle oluşturulmuş. Yani hikâyeler Bradbury’nin esas oyun alanı. Hayatını devamlı yazmaya vakfetmiş, her gün yazmış Bradbury her bitirdiği hikâyeyi zamana karşı girdiği kavgada ufak bir zafer olarak görmüş. İçindeki hikâye jeneratörü ömrü boyunca 600 civarı hikâye yaratmış. “Sonbahar Ülkesi”ndeki bazı hikâyeleri o kadar canlı, yarattığı dünya o kadar ilginç ki, bir hikâyeden daha uzun süre o dünyada vakit geçirme isteği ve tadın damakta kalması bence kitabın tek sorunu.Bradbury’nin kütüphanelerde dağıtılan bedava ufak not kâğıtlarına aldığı notları 10 cente kiraladığı daktilolarda temize çektiği gençlik (ve yoksulluk) döneminden kalan “Sonbahar Ülkesi”, hem korku hikâyeleri hem fantezi edebiyatı sevenler için okunmalı, listelerine alınmalı.

Düşünüyorum da, Bradbury’nin aynı dönemde elinin altında bir klavye ve kahve makinesi olsaydı, acaba kaç yeni ülkeye daha can verecekti?

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam