VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ocak 2014 Salı | Anasayfa > Haberler > Elde var Selim ve hüzün
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Elde var Selim ve hüzün

“İstanbul Mayısta Bir Akşamdı”da Selim İleri, kendi yaşamından yola çıkarak Cumhuriyet’in tarihsel kişiliklerini anlatıyor. Onların portreleri üzerinden anlattığı ise İstanbul’un tarihi.

LEVENT TÜLEK

Hüzün. Evet, Selim İleri’den, onun edebiyatından bize kalan şairin dediği gibi “Elde var hüzün...”. Ama onu bilmeyenler, okumayanlar veya tanımayanlar için (kaldıysa eğer) sığ, karamsar, ağdalı ve hazzından kuru kuruya beslenilen bir hüzün değil İleri’ninki. İçinde geçmişin unutulmuş, tüketilmiş, çürütülmüş bütün güzellikleri ile günümüzün az da olsa kalabilmiş edebi, insani ve dünyevi değerlerin toplamından çıkan ümit dolu müstehzi bir hüzün onunki. Naçizane onun dilini biçare taklit ederek kurmaya çalıştığım bu cümlenin zavallılığını affederseniz Selim İleri’nin “İstanbul Mayısta Bir Akşamdı”sını dilim döndüğünce anlatmaya gayret edeceğim. Bu vesile ile neresinden başlayacağımı bilemediğim şahane bir deneme kitabı olan “İstanbul Mayısta Bir Akşamdı”yı anlatırken de bana ışık tutacak anahtar kelimenin “hüzün” olduğunu söylemeliyim.



İşin hüzün kısmına daha sonra gelelim ve kitaba şöylece bir göz gezdirmeye başlayalım.
Selim İleri, romanları başta olmak üzere çağdaş edebiyatımızın en önemli isimlerinden biri bildiğiniz üzere. Genç yaşlarında öyküyle başlayan yazarlık hayatını birbirinden önemli, her biri başyapıt sayılabilecek birçok eserle sürdürdü İleri. Kahramanlarını betimlerken ruhlarına öyle derinlemesine girdi ve nakşetti ki, onların yaşamayan sadece birer roman kişisi olduğuna inanmak güç geldi biz okurlara. Onun ne de olsa. İşte daha genç yaşkahramanlarının hepsi gerçekti çünkü. Geçmişle gelecek, gelenekle modernlik arasında sıkışmış, debelenen, var olmaya çalışan kent insanını öyle kendine özgü ve taviz vermez özgünlükte tasvir etti ki yıllardır, ne vakit birilerinin bir tiyatro oyununda, filminde ya da romanında benzer bir kurgu kişisi görsek “selimilerivari” dedik sonunda. Genç yazarların kitaplarını tanıtırken “selimilerivari” dokunuşlar dediğimizde alınmadı yazar arkadaşlar, bunun bir övgü sözü olduğunu biliyorlardı ında (kendisi “İstanbul Mayıs’ta Bir Akşamdı”da atmış beş yaşına geldiğini ve yaşlandığını söylüyor haksızca) edebiyata bu denli sağlam ismini çakmış olan yazarımız eserlerinde ve düzyazılarında neredeyse utangaç sayılabilecek mütevazılıkla okuruna saygısını ve edebini elden bırakmıyor. Tıpkı elimizdeki yeni kitabında da olduğu gibi. “İstanbul Mayısta Bir Akşamdı” bu günümüz yazın dahisinin yeni deneme kitabı. Kendi yaşamının parçalarından yola çıkarak cumhuriyet tarihinin yazarları başta olmak üzere dönemin tarihsel kişilikleri üzerinden bir İstanbul resmi çiziyor yazar. Hem de nasıl bir resim... Kentin hızlı değişmesiyle gökdelenler ve arabalar arasında kalmış biz zavallı İstanbullular’ın geçmişe duyduğumuz özlemin bile üzerine beton atıldığından unutuverdiğimiz masalsı bir resim... Tam da Selim İleri’nin anlatabileceği, dostlarıyla, Refik Halid’le, Abdülhak Şinasi ile, Behçet Necatigil’le, Nezihe Meriç’le ve daha niceleri ile el ele vererek betimlediği... İşte işin hüzün kısmı da burada başlıyor zaten. Biz niye böyle olduk diyorsunuz okurken. Nasıl bu kadar umarsız, vefasız, kaygısız ve taş kalpli oluverdik? Nasıl bu kadar vandal, yeşil sevmez, kıymet bilmez, geçmişe saygısız oluverdik? Çünkü “İstanbul Mayısta Bir Akşamdı” o kadar güzel bir İstanbul tasvir ediyor ki adının sonundaki “...dı”yı kabullenemiyorsunuz bir türlü. O “...dı” geçmiş bitmiş diyor bize. Siz yaptınız, böyle oldu! Yazara da bu masalı anlatmak kaldı. Bir vardı, bir yoktu...

ŞEHİR CANAVARLAŞTI
Selim İleri “İstanbul Mayısta Bir Akşamdı”da hayatına değip geçmiş, onun insanı olmuş ya da olmamış, okuduğu, izlediği, sohbet ettiği, çalıştığı, sofra paylaştığı, acı ya da mutluluk paylaştığı her birinin adını okuduğunuzda ayrı bir heyecan duyacağımız birçok ismi anlatmış. Sadece bir roman yazarı olarak değil, senarist, öykücü, tiyatro yazarı ve makaleci olarak da neredeyse tüm yazın disiplinlerinden eser vermiş yazarın nasıl bir insan zenginliğine ulaştığına ve genç yaşında neredeyse çağın tümüne dokunduğuna, hissettiğine ve yaşadığına gıpta ederek tanık oluyorsunuz. Anlatıları sadece kişiler üzerinden bir dönem resmi çizmek değil tarihsel ve sosyal bir değişimin, hatta hızından başınızı döndürecek bir başkalaşıma hayret edip şaşa kalıyorsunuz. Zaten müptela olduğumuz (ki benim sıkça gülümsediğim çocuksu muzipliklerini de serpiştirdiği) o leziz dilini yine biz okuyucularından esirgemeden oya gibi işliyor ve okuyucusunu bire bir sohbet havasına sokuyor ki bu lezzet bitmesin, kitap sona ermesin istiyorsunuz. Ankara, İzmir ve Bursa’dan manzaralar olsa da “İstanbul Mayısta Bir Akşamdı” adından da anlaşılabileceği gibi bir İstanbul kitabı. Bu satırları yazdığım, yaşadığım semtte dahil, her gün önünden geçtiğimiz, artık gözümüzün maalesef aşina olduğu çok katlı işyerleri, alışveriş merkezleri, ruhsuz beton binaların yerinde olduğuna bir türlü inanamayacağımız başka bir dünyanın (moda deyimle paralel bir dünya da diyebiliriz) olduğunu bir kez daha acı acı duyumsatıyor bize Selim İleri. Unutmak istiyoruz, makus talihimize boyun eğmek, geçmiş-bitmişle yüzleşmek istemiyoruz bilgisayarlı, i-pad’li, akıllı telefonlu, rezidanslı ve steril sitelerde oturan İstanbullular olarak. Metrobüslerde, otobüslerde, özel arabalarda saatlerce trafikte cebelleşip işimizden, okulumuzdan güç bela gidip dönüyoruz süpermarketin servis yaptığı evimize. Ayağımızı uzatıp televizyonu açıyoruz ve kitap okumaya, tiyatroya gitmeye, resim galerisine gitmeye zamanımız olmuyor işte. Bu şehir canavara döndü, bizi yutuyor. İşte o yüzden İleri’nin anlattığı İstanbul bize hüzün veriyor. Hem de kıskanılası bir hüzün. Yazar bunun bilincinde okuyucusunu teselli de ediyor bir yandan ama sanki anlattığı her yazar, oyuncu, Göztepe’deki teyze, Moda’daki dedenin Bakla Tarlası Apartmanı (Her gün önünden geçtiğim bu apartmanın hikâyesini duymak bile beni bir başka heyecanlandırdı ve sevindirdi), Boğaziçi’nin biricik yazarı Abdülhak Şinasi, Refik Halid, Adalet Cimcoz, Türkan Şoray ve daha niceleri ile büyülü bir masal çağında yaşarmışçasına bizi bir daha erişemeyeceğimiz, yaşayamayacağımız umutsuz bir özlemle baş başa bırakıyor.

“İstanbul Mayısta Bir Akşamdı” beş ana bölümden oluşuyor. İstanbul Sonsuz Şehir, İstanbul’da Edebiyat, Gelmez Günler, Unutulmayanlar, Mutfaktan. Bu bölümler başlı başına Selim İleri’nin bibliyografisini de özetliyor biraz da. Etkilendiği yazarlar, olaylar ve mekanlarla örülü bir çağın panoraması “İstanbul Mayısta Bir Akşamdı”. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından başlayarak günümüze kadar hepimizin değdiği, dokunduğu bir hayatın da röntgenini çıkartıp hastalıklarımızla yüzleştiriyor bizi. Yeni yılın getirdiği en güzel şeylerden biri oldu “İstanbul Mayısta Bir Akşamdı”. Umarım bütün bir yıl ve bundan sonrası hep İstanbul’da Mayıs Akşamları kadar güzel olur.

Paylaş