VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mart 2013 Cuma | Anasayfa > Haberler > Eleştiri oklarından herkes nasibini alıyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Eleştiri oklarından herkes nasibini alıyor

Selim İleri, edebiyat çevreleri tarafından “bir başyapıt” olarak adlandırılan son kitabı “Mel’un: Bir Us Yarılması” ile okurlarının karşısına bambaşka bir yönüyle çıktı: Müthiş lezzetli bir hiciv dili ve keskin eleştiri okları.

Emel Lakşe
elakse@gmail.com

Selim İleri son kitabında, eserlerinde görmeye alışık olmadığımız bir dil ve üslupla çıkıyor karşımıza. Evet, onun bu yönüne aşina olmadığımız doğrudur. Ama peşinen söylemeli ki keskin bir zeka ve engin bir bilgi birikiminden süzülen bu hınzır ve incelikli tarz çok çabuk alışkanlık yaratabilir. Gerek kahramanı gerek izini sürdüğü temalarla üzerinde epey konuşulacak kitap, piyasaya çıktığı anda bu üslubun tiryakilerini yarattı bile.
İncelikli eleştirileri ile okuru ilk sayfalardan itibaren avucunun içine alan romanın kahramanı Sayru Usman, bedeninde taşıdığı birden fazla kişilik, hayata karşı taşıdığı güvensizlik ve karamsarlık, kendine olan aşırı güvenin altında yatan başaramamışlık duygusu ile karmaşık bir karakter. Bu yönüyle İleri’nin diğer kahramanları gibi. Ancak İleri, bu kez bize kahramanını anlatmıyor, ondan yola çıkarak projektörünü içinde yaşadığımız çelişkilere, çarpık düşünce biçimlerine, her şeyi işimize geldiği gibi eğip bükme alışkanlığımıza ve kendi yarattığımız ilahlara tapma tutkumuza çeviriyor. Yakın ve uzak tarihimizi, Doğu-Batı arasında bocalamamızı, kafa karışıklıklarımızı, yitirdiğimiz ve yerine hiçbir şey koyamadığımız değerleri anlatıyor.



HİÇBİR SATIRI BOŞ DEĞİL
Sayru’nun gerek kendisine gerek okura anlattıkları ve anılarıyla roman tek bir çizgi üzerinde gitmiyor. Kurgusu ve akışıyla kökleri birçok yöne uzanan çok yapraklı ve sağlam bir ağacı andırıyor.
“Mel’un” 581 sayfalık kalın bir kitap. Ve hemen hemen hiçbir satırı boş geçmiyor. Her cümle insanı ya gülümseten ya kahkahalar attıran ya da içini acıtan ve bazen de kanatan tespitlerle dolu. İleri, bunu büyük bir ustalıkla ve sanki öyle bir ustalık yokmuşçasına tevazu içinde, satır aralarına sinmiş incelikli ve zeka dolu ironilerle yapıyor. Kaleminin ucunu batırarak aklınızda, inançlarınızda, değer yargılarınızda, düşünce sistematiğinizde minik yaralar açıyor. İlk birkaç sayfada, maçın başında beklemediği birkaç yumruk yemiş boksör misali hissettiğiniz şaşkınlık, ilerleyen sayfalarda yerini her türden sorgulamalara bırakıyor.
Sayru Usman belki çok güvenilir bir anlatıcı olmayabilir, bir konu veya kişi hakkında burada böyle orada öyle düşünebilir, zaten kitabın alt başlığının da işaret ettiği gibi şizoit özelliklere sahip, içinde aynı anda konuşan birden fazla Sayru yaşıyor. Ama hakkını teslim etmek gerek: O, pek çoğumuzdan bir parçayı içinde taşıyor. Kabul etmek gerekir ki böyle bir metni bu kadar etkili ve gerçekçi biçimde ondan başka kimse taşıyamazdı. Çünkü o, yaratıcısının da belirttiği gibi “en büyük erdemi, kaybettiği yerde gerçeği bilmesi ve dile getirmesi” olan “kaybetmiş, olmamış, oldurulmamış bir adam”.

TARİHİ YORUMLAMAK
Kitapta özellikle altı çizilen temalardan biri ve belki de en önemlisi tarih. İleri, son zamanlarda hayatımıza ve gündemimize çokça giren konuları irdeliyor ama bunu bilindik resmi-gayrıresmi tarih tartışmaları üzerinden yapmıyor. Tarihimizden ne resmi ne de gayrıresmi olanından - bihaber oluşumuzu yüzümüze vurmakla kalmıyor, tarihi tahrif etmek, işimize geldiği gibi çekip sündürmekle de itham ediyor. Hem de esas suçluların aslında bu alanlarda söz sahibi, yanına yaklaşılmaz isimler olduğunu kanıtlarıyla ve çelişkileriyle ortaya koyarak yapıyor bunu. Metin ilerledikçe tarihi yazarken değil okurken ve yorumlarken tarafsız olmak gerektiğini, üstelik de epey yüksek sesle anlatıyor bize. Sayru aracılığıyla Muhsin Ertuğrul, Sokollu Mehmet Paşa, Abdülhak Hamit, Mithat Paşa gibi tabulaşmış şöhretleri ağır bombardımanlara maruz bırakıyor. Uluslararası ünü olan tarih profesörü ve DP devrinin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü de Osmanlı’da Bizans’ın hiçbir tesiri olmadığını kanıtlamaya çalışan çabaları dolayısıyla bu eleştiri oklarından nasibini alıyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın ve diğer hükümdarların kardeşlerini, oğullarını ve torunlarını öldürmelerinin altında yatan esas nedenleri sorguluyor.



CAHİDE’NİN LEYLAKLARI
Sayru, kara sevdası ve tanrıçası olarak gördüğü Cahide’ye bile ateş etmekten kaçınmıyor. Romanın bir yerinde, leylaklara bayıldığını söyleyen Cahide’nin aslında leylaktan fazla da anlamadığı Sayru’nun getirdiği beyaz ve pembe leylaklarla ortaya çıkıyor. Çünkü Cahide çiçeklerin rengini yadırgayarak hayranını - meczubunu demek belki daha da doğru - kendisine yapay çiçek getirmekle suçluyor.
Edebiyat tarihi mi dediniz? Sayru sazı eline alıyor, Dante’nin “İlahi Komedyası”nın intihalle lekeli olduğundan giriyor Charles Dickens’ın aslında okurlarının isteklerine göre yazan vasat bir romancı olduğundan çıkıyor.
Bir sosyal yergi kaleme alınır da işin içine yazın ve yayın dünyası girmez mi? Sayru Usman, “Finten” piyesinin adını bile duymamış, bulundukları pozisyonlara ancak ve ancak birilerinin izni ile oturan ve aynı şekilde kalkan, yalnızca popüler olanın peşine takılan, “yelloz” ve “etkafa” adını vererek cisimleştirdiği yayıncılara ateş püskürüyor. Tarih için yaptığı saptamayı burada da sırf edebiyat çevrelerinde isim yapmış oldukları için eleştirilemeyen yazarlardan, süpermarketlerde satılan kitaplardan dem vurarak yineliyor.
İleri’nin kendi sözleriyle söylersek “Bu kitapta kendine önem atfeden herkese bir alay var.” Ve bu alaylar subjektif değil, acımasız hiç değil ama ödünsüz bir gerçeklikten kaynaklanan ağır bombardımanlar…
Kitap zengin bir konu ve kişi çeşitliliği içinde yol aldığından yer yer zorlayıcı olsa da Selim İleri belli ki bilerek- okura yol gösterme gayreti içine girmemiş. Örneğin birçok yerde -yeni basımı için nostaljik bir sunuş yazısı yazdığı- Kerime Nadir’in “Hıçkırık” adlı romanının kahramanlarına atıf yapıyor ama isim benzerliğinden ötürü Kenan Evren’le kıyasladığı Kenan’ın o Kenan olduğunu anlamayı okurunun bilgisine ve sezgisine bırakıyor. Cahide’nin Cahide Sonku olduğu açıkça belli olsa da kitapta sıkça adı geçen leylakların, “Hıçkırık”ın kadın kahramanı Nalan’ın en sevdiği çiçekler olduğu belirtilmiyor. Uzun sözün kısası Selim İleri yılların verdiği ustalıkla bu kitabında da edebiyatın tüm araçlarından yararlanarak ortaya gerçekten de okunası ve üzerinde uzun uzun konuşulup tartışılası bir başyapıt çıkarmış.



Kitaptan seçmeler…
Bizi hep mahveden âti ortaya çıktığı zannıyla boyuna mâziyi silme gayretleri değil midir?

Bizans’ın müesseselerinden başlayarak, hayatımız bir adaptasyonlar silsilesidir.

İmlasında bile birleşememiş bir ulusun sonu nereye varır?

Edebiyat dersimizde Yahya Kemal dolayısıyla göklere çıkartılan Lale Devri, tarih dersimizde bir kepazelik devri olup çıkıyor. Hangisidir?

Mazisi silinmiş ve o mazinin silinmesinden, tabuta konup toprağa verilmesinden horon tepecek kadar hoşnut, başına gelen büyük felaketten daima habersiz bir toplumda, bu keşmekeşte, bu hercümerçte kime sesleneceğim?




Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163