VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ocak 2014 Salı | Anasayfa > Haberler > En büyük hediye içten bir kucaklayıştır
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

En büyük hediye içten bir kucaklayıştır

Buket Uzuner’in yılbaşı kutlamalarına karşı çıkan bir karakteri işlediği öykü kitabı “Bir Yılbaşı Hikâyesi” okurla buluştu. Kendine has üslubuyla yılbaşına dair farklı bir bakış açısının kapısını aralayan Uzuner’le yeni kitabını konuştuk.

İPEK CEYLAN ÜNALAN

Buket Uzuner’in 2007’de Almanya’da yayımlanan Freitag Gazetesi için yazdığı “Bir Yılbaşı Hikâyesi” adlı öyküsü biraz geç de olsa Everest Yayınları tarafından yayınlanarak raflardaki yerini aldı. Yılbaşı kutlamalarından kaçmak için yaşadığı yerden uzaklaşan, aile kavramına ve sevgi bağlarına inanmadığı halde hiç tanımadığı bir çocuğu kendi çocuğu gibi şefkatle seven, ona bağlanan ve aslında hiç sevmediği yılbaşına yeni bir anlam yükleyen bir adamın ilginç hikâyesini attığı “Bir Yılbaşı Hikâyesi”ni Buket Uzuner’le konuştuk.

Öykünün başlangıcında “Hayat bazen bizi karakterimize uygun düşmeyen hikâyeleri yaşamak zorunda bırakıyor.” diyorsunuz. Kadere inanır mısınız?
Kendi düşünce ve arzularımıza uyan hayatları seçerek doğmamız henüz mümkün değil. Buna karşılık içine doğduğumuz hayatın her türlü haksızlık ve eşitsizliğini kabul etmek yerine daha iyi bir dünya ve hayat için mücadele edilebileceğine hep inandım. Bu bakımdan, İbn-i Haldun’un müthiş sözü “coğrafya kaderindir” meselesi. Hiç kolay olmasa da özellikle günümüzde kırılması daha olası bir zincir.
Öykünün ana karakteri rastlantılara inanmayan biri. Peki, siz inanır mısınız rastlantılara?
Tesadüf herkes için farklı tanıma sahip bir durum. Bence, benzer düşünce ve arayışlara sahip insanların benzer yollarda yürürken karşılaşma olasılığının yüksek olma durumu bir tesadüf olamaz. Bazılarımız bu karşılaşmalara mistik, sihirli bir gözle bakıyor ve rastlantı, tesadüf diyor.

Öykünün ana karakteri yılbaşı kutlamalarından ve yılbaşına dair ne varsa hepsinden uzaklaşmak için Türkiye’ye kafa dinlemeye geliyor. Ancak kaçmaya çalıştığı yılbaşı kutlamalarının başrolünde buluyor adeta kendisini. Sizce hayat böyle midir kaçtığı şeyler insanın peşini bırakmaz mı?
Korktuğumuz şeylerin başımıza gelmesi de bir tesadüf olmasa gerek. Sizin de vurguladığınız gibi öykünün anlatıcısı, asosyal, soğuk ve egosantrik bir adam. Hakkında fazla bir şey bilmiyoruz ancak başka insanlardan kaçarak, münzevi bir hayatı tercih etmesi ve diline sinmiş acı söylemi, onun derin hayal kırıklıkları yaşamış olduğunu düşündürtüyor bize. Kendimizi yeni hayal kırıklıklarından korumak için insanlardan uzaklaşabiliriz ancak küçük bir çocuğun veya bir hayvanın saf sevgisinde hepimizin içten içe özlemiyle yandığı kendi saflığımıza tutulan bir ayna mevcuttur. Kaçtığımız şeylerin içinde bazen hayal kırıklıklarının üstünü örttüğü özlemin önlenemez bir çekimi bulunur.

DAYATMALARA KARŞIYIM
Satır aralarında yıllar içinde özellikle de popüler kültürün etkisiyle kabullenilmiş “yanlış doğrulara” tepkiniz var. Noel Baba’nın ünlü bir içecek markasının lanse ettiği imajda olmayışı, Dante’nin Komedi adlı eserinin aslında 65 yıl sonra Boccaccio tarafından İlahi Komedi’ye dönüştürülmesi ve bunun bugün unutulması gibi... Popüler kültüre ve öğretilerine karşı mısınız?

Popüler kültüre hiçbir zaman karşı olmadım. Kendi zamanında popüler olarak görülen Beatles, Elvis, Mozart, Hüseyin Rahmi, Ümit Yaşar gibi isimlerin eserleri hâlâ yaşayan, sanat değeri tartışılmayan insanlık mirasıdır. Benim karşı olduğum insanların düşünmesine ket vuran, kolaycı ve şekere bulanmış dayatmalardır.
Tüm bayramları ve kutlamaları tüketim canavarına dönüşmüş olarak tanımlıyorsunuz. Toplumlarda neden “özel günlerde tüketmeliyim, alışveriş yapmalıyım” şeklinde bir algı oluştu?
Bayramlar, insanlığın en güzel icatlarından biridir bence. Her çağda her kültürde insanlar, yaşamı, sağlığı ve bereketi kutlamak için çeşitli bahaneler bulup, bir araya gelmeye, toplanıp eğlenmeye hep önem vermişler. Bayramlar bu bakımdan insanların doğal ihtiyaçlarından. Farklı kültürlerin farklı bayramlarını hem öğrenmek hem de paylaşmayı çok severim. Hediye kültürü de çok güzel, ancak bayramlarda, özel kutlamalarda pahalı, büyük hediye almanın dayatılması doğal değil. Yapay, sahte ve çıkarcı bir durum. Sevgilinizin, eşinizin sizin için pişirdiği özel bir yemek, çocuğunuzun size çizdiği bir resim, sahici kocaman bir kucaklayış, öpüşten büyük hediye yoktur.

Kitabın ana kahramanı hiç hayal edemeyeceği bir şey yaşıyor. Küçük bir çocuğun saf içten gülüşü onu mutlu ediyor ve bu gülücük bir sonraki yıl da o hiç sevmediği Noel’de tekrar Antalya’ya gelecek olmasının nedeni oluyor. Her insan için bir yerlerde gizlenmiş ve bir gün bulacağı bir sevgi var mıdır?
Sevgi avucumuza düşmüyor; çocuğunuz için bile emek vermeniz gerekiyor. “Bir Yılbaşı Hikâyesi”nin kahramanı da küçük Meryem’i sevmek, belki onun tarafından sevilmek için emek harcadığında ona bir kapı açılıyor. Meryem’in peşinden gitmeseydi, bu hikâye asla yaşanmayacaktı. Bana göre, yabani kahramanımız, eğer Meryem iyileşirse onun eğitim masraflarını karşılayıp, ona manevi babalık bile edecek gibi görünüyor.

Bir Yılbaşı HikayesiBir Yılbaşı Hikayesi

Buket Uzuner

Detay için tıklayın

Paylaş