VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Eylül 2010 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > En güçlü davet vicdandan gelir, artık barış için yazalım!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

En güçlü davet vicdandan gelir, artık barış için yazalım!

Ahmet Tulgar’ın dergi ve gazetelerde yayımlanan yazılarından oluşan “Diller, Çehreler, Barış” kitabını “Tene Yazılan Ayetler” kitabı ile büyük övgü alan Yavuz Ekinci kaleme aldı.

Yavuz Ekinci

“Volkan’ın Romanı” isimli romanıyla tanıdığım gazeteci yazar Ahmet Tulgar’ın yazılarından derlenen “Diller, Çehreler, Barış” isimli deneme kitabını okurken durmadan çocukluk yıllarıma gidip geldim ve bu okuma boyunca göğsümdeki sızı sürekli büyüdü. Derken bu sızı bir
süre sonra gözlerimde görüntüye dönüştü.
O günlerde her gün peş peşe olaylar oluyordu. Karakol baskınları, pusular, mayına basmalar, köy ve ilçe baskınları vb. Çatışmalar her gün olurdu. Dört tarafı dağlarla çevrili köyümüzden tüm bu olayları ve çatışmaları büyük bir merakla takip etmeye çalışırdık.

HABERLERİN GÜCÜ
O günlerde TRT’nin verdiği haberlere kimse inanmıyordu. Çünkü köyde bire bir şahit olduğumuz olayları, akşam haber bültenleri öyle çok çarpıtarak veriyordu ki... Bu yüzden biz de küçük radyolara ve BCC’nin Türkçe yayın yaptığı haberlere kilitlenirdik. O günlerde hemen hemen her evde böyle bir radyo vardı. Ve bu radyoda yayınlanan haberlerle içinde yaşadığımız ülkedeki çatışmaları takip etmeye çalışırdık.
Yıllar sonra büyüdüm ve köyümün dışına çıkınca bu alışkanlıktan yani günlük haberleri izleme alışkanlığımdan bir türlü vazgeçemedim. O günlerdeki gibi haberleri hâlâ büyük bir merakla takip ediyorum. Önce televizyondan haberleri izliyorum, ardından internete bakıyorum ve en sonunda da birkaç gazete alıp bir de onları okuyorum. Bunca yıldır haber takip ederken en çok dikkat ettiğim ve ilgimi en çok çeken konu hep Kürt Sorunu olmuştur.
Bir gazetenin sayfalarına bakar bakmaz bu konuyla ilgili yazıları hemen fark eder ve büyük bir iştahla o yazıyı okumaya koyulurum. Kürt sorunu üzerine sanırım köşesinde bugüne kadar yazı yazmayan çok az köşe yazar vardır. Bazı yazarlar sürekli bu konuda
düşüncelerini sürekli okurlarıyla paylaşırlar ve bu konuda çok sık
yazarlar.
Bu meraklı ve iştahlı okumalarım sırasında Ahmet Tulgar’ın gazete ve dergilerde yazdığı yazılarını fark ettim. Sonraki günlerde yazdığı yazılarını daha düzenli bir şekilde takip ettim. Bu kitapta yer alan birçok yazıyı bu nedenle daha önce Evrensel, Birgün, Tiroj, Birikim ve Radikal İki sayfalarından biliyordum. Tulgar’ın yazılarında beni yakalayan en önemli bakış acısı ise ondaki vicdandı. Zaten Ahmet Tulgar da kitabın önsüzünde bu yazıları yazma nedenini söylerken “En güçlü davet vicdandan gelir, ben de bu davete icabet ettim” diyor.
Ahmet Tulgar olaylara, çatışmalara, linçlere, yasaklara, göz altılara, işkencelere ve gündemdeki açılımlara siyasi bir bakıştan çok vicdanı bir bakışla bakıyor. Çünkü o, insanlığın en önemli ortak noktasının vicdan olduğunu bilen biri. Bu nedenle kitabını Orhan Doğan’a adamasını da anlamlı buluyorum. Çünkü Orhan Doğan ömrünü barışa adamış büyük bir insan...

PLATONUN BİLGİNLERİ
Platon “bilgin”leri devlet işinden uzak tutar. Bunun nedeni de şu benzetmeyle açıklar. “Bilgeler bardaktan boşalırcasına yağmur yağarken kalabalığa evlerinize girin, ıslanmayan diye bağırır. Sesleri duyulmazsa sokağa çıkıp herkesle birlikte ıslanmazlar. Evlerinde oturup kendilerini korurlar, tek başına” der. Ama Ahmet Tulgar böyle biri değil. O hiçbir zaman kalabalığa seslenip evine çekilen bilgeler gibi yapmadı, aksine yağmurda ıslanmayı göze alıp sokağa çıkan bir “bilge”ler gibi davrandı ve ülkenin en can yakıcı sorunu hakkında birçok yazı yazdı.
Bugün ülkemizin en önemli sorunu Kürt sorunudur. Devlet yetkilileri her seferinde PKK ile Kürt Sorunu ayrı olarak ele almaya çalışırlar ve bu yüzden her seferinde yere çakılırlar. Oysa bu iki sorunu birbirinden ayrı düşünmek yanlıştır ve çözümü de imkansızdır. Çünkü Kürt sorunu ile PKK et ile tırnak gibi birbirine bağlıdır.
Ahmet Tulgar’ın “Diller, Çehreler, Barış” adlı deneme kitabındaki yazılar, bizi geçmişin sokağında gezdirirken bir yandan da ne çok barışa ihtiyaç duyduğumuzu bize hissettiriyor. Çünkü suya hasret kalan çatlamış bir toprak gibi Türkiye de barışa hasret bırakılmış... Ölümlerin, linçlerin, dışlamışlıkların bir an önce bitmesi ve sona ermesi için hemen şimdi “Barış” dememizin de zamanı gelmedi mi?

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam