VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Mart 2014 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Enver Aysever''den ''Büyüklük hezeyanı içinde yazar olmak''
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Enver Aysever'den 'Büyüklük hezeyanı içinde yazar olmak'

Yazarlık güç ve tuhaf bir meslek! Bir talep olmaksızın, uydurulan gerekçelerle dünyayı kendine zindan etme sanatı. Has yazarlar dışında kimsenin bilmediği bir ülkede avare dolanmak denebilir mesela bu işe.

ENVER AYSEVER

Sağa sola bok atmaktan tutun da, kendini beğenmişliklerin en başkasını doğal bir durum gibi görmeye uzanan, çoğu zaman en yakındaki dahil herkesin can sıkıntısı olmayı göze alan kimsenin, sonucunda ödülün ne olduğu belirsiz bir çaba içinde ömür törpülemesi, diye tarif edebiliriz bu uğraşı.

Çekilen kahrın sınır ve haddi yoktur. Başka türlü söylersek eğer; yazar, sürekli sınırlarda gezen ve elden geldiğince haddini bilmemek üzere kurulu camdan bir yol üstünde, altı çivili pabuçla yürüyen kimsedir.
Yazarlar için söylenen ve abartılı, acımasız olduğu yüzdeki ifadede/tonlamada saklı olan kimi sıfatlar şöyledir: “Huysuz”, “terbiyesiz”, “şımarık”, “kendini beğenmiş”, “bencil” vs. Bunları kolayca ağzına alan ve evirip çevirmeden ortaya tüküren kimse, ne tür bir kavgayı, kanlı ve terli bir emekle sürdüğünü bilmez yazarın. Doğrusu bilmesi de gerekmez. Bir bilmece gibi, hayali fenere benzer halde orta yerde dolanan kimsenin derdini anlatmadan deva bulması olanaksızdır elbet. Bir insanın yüzünde önce mutlu tebessüm olarak duran ifade yerini kaygıya, sonra dehşete, ardından derin bir acıya bırakırsa ve olmadık bir anda kahkahaya dönerse, o kişinin aklından şüphe edilir. Bu hallerin kısa zamanda ve sıkça üzerinde göründüğü kişiye yazar denebilir.



BIRAKILAN MÜSVETTELER
Bir keresinde Sait Faik hikâyesini alır, Bedri Rahmi’nin yanında soluklanır. Adı “Dört Zait” olan hikâyeyi okumasını ister dostundan Sait Faik. Son derece beğenmiştir Bedri Rahmi. Lakin adalı öykücünün içine sinmez sonuç. “Bir daha yazacağım ben bu hikâyeyi,” der ve müsveddeleri almadan çeker gider. Bir zaman sonra, edebiyat dergisinin birinde rastlar öyküye Bedri Rahmi. Elinde olan müsveddelere de denk gelir. Karşılaştırır. Neredeyse aynıdır yayında olanla müsvedde! Sadece birkaç cümle değişmiştir. “Varlık” dergisinin 407. sayısında Sait Faik hakkında yazarken bu olaydan söz açar ve hikâyecinin ne denli titiz olduğunu gösterir. Sait Faik hikâyesini okuyan kişiler o kolay okunmalığa şaşar da, ben de buncasını yazarım, der çoğu zaman. Ustalık buradadır. Okurun zahmetsiz biçimde kurulan dünyaya girmesi, orada eğlenceli bir gezintiye çıkması, derin nefes alıp bir hülyaya dalmasını ister belli ki Sait Faik. Tüm bunlar olurken kimi zaman gözünden iki damla yaş geldiği olur belki, çoğu zaman duygudan duyguya hoplar zıplar okur ve tüm bu gördükleri karşısında kolayca bu işi kendinin de yapacağına inanır. Marifet budur. Okurun bu yanılgıya düşmesini sağlamak! Sözün en rafine, yalın halini bulup çıkarmak... Sait Faik paldır küldür Çiçek Pasajı’na dalar ve içinde Tahir Alangu’nun da olduğu kalabalığa “Ne cıbıl heriflersiniz siz, size bir ıstakoz ısmarlayayım da mideniz bayram etsin!” der, bir gün. Garson bir süre sonra iyi pişmiş, güzel görünümlü bir ıstakozla gelir. Sait Faik şöyle bir bakar:
“Yaramaz bu, daha iyisini getir!” diye buyurur. Birazdan suratsız garson yenisini getirir. Yine inceler Sait Faik, onay verir. “Ha, bunda iş var,” dediği duyulur. Hemen ıstakozu ayıklamaya koyulur, dostların şaşkın bakışı altında. Hayvandan beklenmedik biçimde koca bir tabak dolusu bembeyaz et çıkar. Sait’in caka sattığını, gevezelik ettiğini sanan Tahir Alangu da şaşkındır. Sait Faik dostuna şöyle seslenir:
“İşte böyle. Kimi insanların içi koftur. Hiçbir şey çıkarılamaz. Kimileri işte böyle doludur. Öykücülük işi bunu bulmaktır.”Salâh Birsel “Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu” kitabında anlatır bu olayı. Çokça söz açılır o kitapta Sait Faik’ten ve pek çok kalem erbabından. Kahveler ve yazarlar arasındaki gizli ilişkiden söz edilir. Türlüsüne rastlarsınız burada kalem oynatanların... Bir arayış halidir. İçkili, şarkılı, kavgalı, bolca aşk sözü edilen ve kederli sonların yaşandığı kahvelerden söz edilir. Doğasında vardır yazan kişilerin bu haller. Bir öykü içinde kıvranırken, bir roman tutturup peşinden koşarken, olmadık bir anda nefesi kesilen şiirin son dizesine yumruğu indirecek sözcüğü ararken bulursunuz edipleri. Dışarıdan muhtemelen hayli gülünç ve yadırgatıcı gelen bu haller, kapı aralanıp içeri girilince bambaşka görünür kimseye. Sade bizde değil, dünyanın her yerinde böyledir.

YAZARLAR İKİYE AYRILIR
Bu işlere heves edenler ikiye ayrılır; bohem hayatın gizine, keyfine hayranlık duyup taklit ederek, bırakın iki anlamlı satır yazmayı, ilk hamlede nakavt olanlar ve işin ruhunu, derinliğini içinden gelen sesle işitip bu yola kendiliğinden düşenler. Bu kahvelerde adını duyunca neşelendiğimiz, saygıyla andığımız şairler/yazarlar arasına karışmış, ne idüğü belirsiz çok kimseye rastlanması bundandır. İşin çalgılı çengili, eğlenme haline kapılıp yola koyulan, sonra büyük hezeyanlar yaşayanlar çoktur. Her dönem bu gibilere denk gelinir. Kendini önemseyen, öven, böbürlenmeyle yapıt verme arasındaki farkı göremeyip, gözüne mil çekilmiş biçimde çöp kovasına yuvarlanan heveskâr çoktur. Bir de kendinde bir öykü olmadığı için, sağa sola savrulup, nerede ne bulurum, nasıl aşırırım diye arananlar vardır elbet. Bunlar için “akıl fikir versin” demekten öte söz bulmak da zor. “Seneler var ki kuşlar gelmiyor. Daha doğrusu ben göremiyorum. Güzün en güzel günlerini penceremden görür görmez, Konstantin Efendi’nin bulunabileceği sırtları hesaplayarak yollara çıkıyorum. Bir kuş cıvıltısı duysam kanım donuyor, yüreğim atmıyor.
Halbuki sonbahar kocayemişleri, beyaz esmer bulutları, yakmayan güneşi, durgun maviliği, bol yeşili ile kuşlarla beraber olunca insan sulh, şiir, şair, edebiyat, resim, musiki, mesut insanlarla dolu anlaşmış, sevişmiş, açsız, hırssız bir dünya düşündürüyor. Her memlekette kıra çıkan her insan, kuş sesleriyle böyle düşünecektir,” diye yazacak öykücü.
Bir kimse dilediği kadar büyüklenebilir, ahkâm kesip zırvalarıyla meşgul edebilir etrafı. Şan şöhreti yakalayıp, yetmez bir de bundan zengin olabilir. Parıltılı giysiler içinde gününü gün edebilir, uzun kuyruklar karşısında imza çakabilir cilt cilt kitaplara! Salya sümük alkışlar içinde yılışık bir şımarıklığa tutulabilir, hatta bu halleri bile övgüden nasibini alıp, alabildiğine kibirli biri olabilir. Şakşakçıların desteği, sinsi bir mafyanın o öpülesi (!) eli sayesinde yazar olarak sunulabilir o kişi!
“Bu kadar anasının gözü bir gecede yalnızdım,” diyemeyecektir ama! Aklına gelmeyecektir, yeteneği kifayet etmeyecektir, o cümle gelip ona konmayacaktır... Bunu Sait Faik diyecektir. Çünkü o, insandan öykü yazar. Bakmayı bilir, söylemeyi de elbet!


 Son Kuşlar - Sait Faik Abasıyanık Son Kuşlar - Sait Faik Abasıyanık

Sait Faik Abasıyanık

Detay için tıklayın

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163