VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
06 Kasım 2009 Cuma | Anasayfa > Haberler > Erkeğin kadına vedası: Son tango
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Erkeğin kadına vedası: Son tango

Halil Gökhan dördüncü romanı ""Erkekler Cenneti Son Tango""da kadın erkek ilişkilerini farklı bir bakış açısıyla okuyucuyla buluşturuyor.

Selma Altıntaş

Bütün romanlarınızda kullandığınız konular genellikle duyu-duyular- duyu organları bağlamında ele alınıyor. Son romanınız kadınları görme duyusunu yitiren bir erkeği merkeze alarak "körlük" temasını işliyorsunuz. Nedir sizi algı-duyular üzerine bu kadar düşündüren?

İnsan son yüz yılda, kısa yazılı kültür tarihinden ve sanayi devrimi kazanımlarından daha fazla olmak üzere duyularını, algılarını kullanmaya, geliştirmeye başladı. Duyular bir bakıma sinirsel bir elbisedir. Ceplerimizde daha çok unutuş, ihmal ve duyarsızlık taşıyoruz. Bu elbiseyi gerçek anlamda taşımanın en iyi yolu ceplerini boşaltıp daha da hafiflemek ve derinin daha altına, duyuların en sinirsel alanlarına doğru keşfe çıkmaktır. "Kadınları görme duyusu" mecazi anlamda vardır. İşin garibi aynı duyu kadınlarda daha gelişkin. Kadınların kadınlarla savaştığı bir dünyanın gündüz tanık gece de sanık olarak yaşayan kurbanlarıyız.

Romanınız ""körlük"" üzerine olmasına rağmen, kullandığınız dil tamamen görselliğe göndermeler yapıyor. Yani sinemasal bir dil kullanıyorsunuz adeta. Bu roman için - hele de körlük üzerine bir roman olmasına rağmen görsel hafızaya hitap eden bir roman çıkmış ortaya- elbette bir başarı. Bu iki farklı durumu yani körlük ve görselliği aynı anda nasıl bir romana yedirebiliyorsunuz?

100 sene önce sinema, kitaplar gibi yazmak istiyordu. Şimdi ise kitaplar sinema gibi görmek, çekmek istiyor. Bence her ikisi de hafızasını yitirdi. Birbirlerinde kayboldular. Başkalarını arıyorlardı, birbirlerini bulduklarında anlamadılar. Kültür. İnsanın ilk ve tek dünya icadı. Evrende anlamı olmayan tek şey kültürdür. Özel anlamıyla sanat. Belki de kozmosa tahammül etmenin tek yolu sanatla sarhoş olmak. Okurken film görmek. Asla gıpta etmediğim sinema sanatına ve kolektif mahkûmlar olan sinemacılara ilk romanım "Yedinci"den beri çektiklerimi yazıyorum. Nasıl çekiyorum bunu bilmiyorum, ama ne çektiklerini de asla bilemeyen, yani izleyici koltuğuna asla oturamayan sinemacılar karşısında kötü bir kayıp değil bu. Bence sinema yaparak en iyi "yazan" sinemacı Tarkovski"ydi. Üstüne de çıkan olmadı. Sinemanın tek firesi de Tarkovski"dir. Meçhuldür, çok sessizlik vardır sinemasında, yani izlerken düşünme, hatta sıkılma, sinemayı, evreni gözleme, izleme payı…

Erkekler, cennet ve son bir tango! Bu üç düşünceyi birleştiren size göre nedir? Neden romanın adı "Erkekler Cennetinde Son Tango?"

"ECST"nin hikâyesi gereği dünyanın önemli bir kısmı "erkekler cenneti"dir. Ve tango da sanırım erkekle kadının gerçek yüzlerini dikey olarak hepimizin aynı anda izleyebileceği şekilde, öfke ve tutkunun iç içe geçtiği şekilde sergilediği tek duruş. Son tango benim için veda anlamını taşır. Erkeğin kadına vedası. Bunu hep ahretlik bir faz olarak düşünsek de "ECST"de bu dünya üzerinde, kendi aramızda gerçekleşir. Görmemek kör olmak olmadığı gibi, kör olmak da görmemek değildir her zaman…

Erkeklercennetindesontango.blogspot.com"da bir okur yorumu ""Halil Gökhan, Aşkı ölçmek adına, "karakterlerin-benlik morfozları-, doyum ile açlığı yüksek zevke dönüştüren simgelerle, kısaca, ""Kadınları görememek mi, onları göremeden ölmek mi?" diyerek "erkil" sahiplenme güdüsüyle çarpıştırılmış bir önermeden yola çıkıyor…"" diyor. Bu durumda sizin romanınızda kadınlar bir ""arzu nesnesi"" mi yoksa ""aşk""ın ta kendisi mi?

Erkek tarafı bir nevi evrim tarafı gibi aslında. Oradan baktığınızda genlerinize sosyal olarak da işlenen ve hayatı, dünyayı, insanı anlamanıza ket vuran sıkıntıları da görebilirsiniz. Hiç kimse alınmasın, ama erkeklerin kadınlara bakışında doğanın baskısı altındaki biyoloji hâkim genellikle. Kadınlar biyolojik olarak evrimin tamamlanmış tarafında duruyorlar; erkeklere oranlara daha gelişkin ve üretkenler, bu onları bir cazibe merkezi kılıyor, dolayısıyla da arzu nesnesi halini alıyorlar. Aşk ise, çoğunlukla duygular yoluyla düşünen ve hareket eden bu nesne durumunun yarattığı bir haz alma kültürü… Daha ileri yorumlara girmek istemiyorum, ama özetle durum bence tamamıyla bu…

Jose Saramago, Körlük romanında ironik bir anlatımla politik bir taşlamada bulunurken, toplumsal yapıyı, etik, politik bakımlardan eleştirir. Gören gözlerin çoğu zaman görememesinden, görmeyenlerin ise çoğu zaman çok daha iyi gördüğünden dem vurur. Sizin bu ""körlük"" durumunu kadın-erkek ilişkileri bağlamında ele aldığınız romanınız Saramago"nun yaptığına benzer bir şeyi aslında kadın-erkek ilişkileri veya erkeğin kadını görme biçimi/biçimleri olarak okunabilir mi?

Saramago"nun romanında körlük bir metafor aslında. Salgın bir hastalık gibi yayılan bir genel mecaz hali… "ECST"de duyu kaybı var; ve elbette bu kaybın da cinsel seçiciliği olan bir durumu var. Sadece tür olarak ayrıldığımıza inanmıyorum. Genetik erkeksiz, kadını kadınla dölleyebilecek bir duruma getirdi ortamı. Bu şu anlama geliyor: Önce kadın vardı. Dünyayı düzenleyen dişi eğilim öngörülmemiş senaryolarla gezegenimizin geleceğini yazmaya devam ediyor. "ECST"deki göreceli duyusal körlüğü metaforlara çevirirsek, elbette ki erkeklerin kadınlar görme biçimleri üzerine sonsuza kadar söyleyebilecek şeyler bulabiliriz. 112 sayfalık romanımda yaptığım ve yapmak istediğim bu değildi. Yani işe "edebi" açıdan bakmadım. Karakterler şablon edebi karakterler değildi kesinlikle. Sinemadan daha hızlı olay örüntüleri ve planlar yaratmaya çalıştım.

Romanda kullandığınız bütün "ECST" sembolleri romanı yazarken nasıl bir yol izlemenizi sağladı?

Erkeklercennetindesontango.blogspot.com sitesi romandan sonra "yazmadığım ne kaldı?" sorusuna karşılık olarak kendi kendime verdiğim "göstermem gereken şeyler de vardı" cevabının bir düzenlemesi oldu aslında. Az önce verdiğim sine-roman örneğinde olduğu gibi karakter, eşya, mekân tabanında benim de bu sine-romanı çekmem gerekti. İyi ki web olanağı vardı, yoksa bu çekim gerçekleşemezdi ve kafamda yaratılmamış bir kurgu olarak kalırdı. Oyuncu, mekân ve dekor arar gibi o sembollerin kafamdaki görsel karşılıklarını internette günlerce aradım ve bulduklarım bunlar oldu. Sanrılı durumlara girdiğim çok oldu sembollerle uğraşırken. Bir yandan da 500 sayfaya yakın bir "semboller" kitabını da bitirmeye uğraşıyordum. Ondan etkilenmiş olmam elbette kaçınılmaz.

Kadınları görmek sizce kimin cehennemi olabilir?

Kendilerini göremedikleri ve sadece göründükleri için elbette kadınların…"

Erkekler Cennetinde Son Tango
Halil Gökhan
Dharma Yayınları
8 TL

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163