VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mayıs 2016 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Erkeğin özgürlüğüne giden yol
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Erkeğin özgürlüğüne giden yol

Lakabı “Aşk Tanrısı” olan ve kitapları yirmi beş dile çevrilen Amerikalı akademisyen David Deida’nın “Üstün Erkeğin Yolu” kitabı eril ve dişil enerji dengesi üzerinden erkek olmayı sorguluyor.

AYLA AKBUAR



Başı ve sonu olduğunu bildiğimiz bir hayat yaşıyoruz. Kromozomların söylediğine göre paralel ya da farklı hissettiğimiz bir de cinsiyetimiz var. Duygularımız, iniş çıkışlarımız, seçimlerimizin çoğu da işte bu cinsiyet meselesine takılıp kalıyor. Doğanın bize hazır sunduğu ya da bize hazır gelenden farklı ve sonradan keşfettiğimiz cinsiyetimizi yaşama biçimimiz, bahşedilen bu hayatı nasıl yaşadığımız konusunda önemli bir rol oynuyor. Kimimiz daha eril, kimimiz daha dişil enerjiye yatkınız. Ancak, hepimizin içinde eril ve dişil öz farklı oranlarda da olsa, yaşıyor. Kültürel etkiler ve yetiştiriliş biçimi bu cinsiyetlerin yaşanması konusunda çok belirleyici rol oynasa da cinsel enerjinin nasıl yönlendirileceği öğrenilebilir mi peki? Yani, cinsel enerjinin rastgele ya da şöyle diyelim, içimizden geldiği gibi yaşanması mı hayatımızı kolaylaştırır? Yoksa okuyarak ve pratik yaparak, olduğumuz ya da hissettiğimiz cinsel özümüz yaşadığımız bu hayata değer katabilir mi? Cinsel öz, cinsel enerji derken sadece seksten bahsetmiyorum elbet. Bu cinsel hissedişin yönlendirdiği davranışlarımız ve seçimlerimizi de içine alan daha geniş bir bakış açısı bahsettiğim…

Keskin kalıplar

İçinde yaşadığımız toplumun çok keskin ‘kadın’ ve ‘erkek’ kalıpları var. İster istemez bu kalıplar bilinçaltımıza kazınıyor. Üstelik çoğu altı yaşına gelene kadar farkında olmadan bizi yöneten doğrulara dönüşüyor. Hislerimiz farklı olsa da, bilinçaltına kazınmış ve çoğu yanlış olan bu kalıplar sebebiyle daha farklı davranmaya mecbur hissediyoruz. Erkek gibi hissetmesek de toplumun dayattığı erkek gibi, kadın gibi hissetmesek de toplumun dayattığı kadın gibi davranmak gibi. Bazılarımız da toplumun dayattığına inat, bize biçilmiş cinsel rollere uymamayı seçiyor.

Maço kültüre tepki veren ve erilliği yaşamaktan imtina edenler bir yanda, hanım kadınlığa tepki veren ve dişilliğini eril sertliğiyle bastıranlar bir yanda, diğer tarafta da maçolar ve hanım kadınlar var elbet…Yani ya hissettiğimizden farklı bir hayat yaşıyoruz ya da topluma karşıt olmayı göze alıyoruz.

Hangi bedende ve kromozomla doğarsa doğsun; hissettiği ve olduğu cinsel enerjiyi onurlandıran, bu cinsel enerjiyi hayatına dost kılacak yönde yaşayanlar ise sayıları çok fazla olmasa da, “yaşıyorum” diyorlar. Cinsel enerjinin yaşanış biçimi hayat enerjimizin kaynağını oluşturuyor çünkü.

Ganj Yayınları’nın son dönemde bastığı önemli iki kitap var. Bunlardan birincisi, birkaç ay önce çıkan ve dişil enerjiye yönelik olan “Canım Sevgilim”. Diğeri ise, bu ay çıkan ve yazımızın konusu olan, eril enerjiye yönelik “ Üstün Erkeğin Yolu”. Her iki kitabın da yazarı olan David Deida, yazdığı on kitabı yirmi beş dilde yayımlanmış Amerikalı bir akademisyen. Ancak son yıllarda, özellikle ilişkiler üzerine yazdığı kitaplar ve eğitimleriyle tanınıyor. “Sui Generis” diye bir lakabı bile var: Aşk Tanrısı.

Diyor ki; “Hiçbir erkek kendi var’lığında rahat etmedikçe ve sürekli özgürlüğü aramayı bırakmadıkça tatmin olamaz. Hiçbir kadın, sürekli kendisini memnun edecek şeyi aramayı bırakmadıkça ve kendi içindeki sevginin parkaklığıyla rahatlamadıkça tatmin olamaz.”

Eril ve dişil enerji

Peki, bu kitabı okumak neden gerekli? Şurası bir gerçek ki, insanların duygularıyla ilişkileri cinsel enerjisinin yönlendiği kişi ya da kişilerle ve onlarla kurduğu ilişki kalitesiyle çok yakın ilişkili. Psikolog olarak hizmet verdiğim danışanlarım ergenlerden yaşlılara kadar uzanan haylice geniş bir skalada. Ve inanın bana, yaşları kaç olursa olsun insanları en çok zorlayan konu; eril ve dişil enerjiler arasındaki anlaşmazlıklar ve çözümsüzlükler. “Kadınları/erkekleri anlayamıyorum” cümlesi de en çok duyduğum cümle. Bir çoğumuz ailemizde eril ve dişil enerjilerini sağlıklı bir şekilde yaşayan ebeveynler görme şansı bulamadık. Böyle ebeveynlere sahip az sayıda şanslı kişi de, ebeveynlerinden bu konuda bir yönerge alamadı muhtemelen. Sadece gözlemleyebildi.

Kendimizi tanımak, eril ve dişil yanlarımızın farkına varmak, bu yönlerimizin ihtiyaçlarını anlamak ve her iki cinsel enerji ile barışık bir yaşam sürmek, en başta böyle bir gerekliliği farketmeyi sonra da bu yönde çaba harcamayı gerektiriyor. Hepimiz mutlu olmak, huzurlu olmak, kendimizin ve karşımızdakinin bütünlüğüne saygı duyarak ilişki kurmak istiyoruz. Yaştan, cinsiyetten ve konumdan bağımsız her sağlıklı insanın isteyeceği gibi. Ancak, ne varoluşumuzun cinsel yanı, ne de diğerleriyle sağlıklı ilişkiler kurma konusu toplumlarda çok fazla önemsenen konular olmuyor maalesef.

Yaşam kaygısı, günlük koşturmacalar, rutin sorumluluklar içe dönmeyi ve bu konularda gelişmenin önemini sümen altı ediyor çoğunlukla. Ne olacak ki diyoruz, “ilişki en kolay şey”. Konuşarak/ konuşarak anlaştığımızı sanarak/ karşımızdakinin ihtiyaçlarını anladığımızı farzederek ilişkiler yaşamaya çalışıyoruz. Ne tatmin oluyoruz, ne tatmin ediyoruz. Dişil enerji ile barışamayanlar duygusal bir çamurda zehirli bir dil geliştirmeye, eril enerjisiyle barışamayanlar duygusal körelmeye ve şiddete yöneliyor. Sonra hep birlikte şikayet ediyoruz.
Bence Deida’nın bu kitabını kendini erkek hisseden herkes, gerçekten özgür olmak ve kendiyle/dünyayla barışmak için okumalı. Kendini kadın hissedenler de içindeki eril yanı keşfetmek ve karşısındaki erkeği daha iyi tanımak, sevgiyi büyütmek için okumalı. Ergen çocuklara da okutmalı, cinsel yönlerini keşfetme yolunda, ebeveynlerinden alamadıklarına dair bilgece yol göstermesi için…

Elbette, gelişmek ve kendimizin bir üst versiyonuna ulaşmak cesaret ister. İlişki seçimlerinde rahatlık ve konforu tercih edip, eril-dişil kutuplaşmasınının getireceği iniş-çıkışları göze alamayanlar iki kere okumalı. Rahatlığın bataklığında uyuşup, ne erilliğini yaşayan ne de dişil enerjinin yeşermesine fırsat vermeyenlerin sonunda aseksüelliğe, durağanlığa varacağını bilmeyenler de bu yazıyı keşke görseler ve kitabı okusunlar isterim. Eril- dişil kutuplaşmasının hediyelerine en çok onların ihtiyacı var çünkü. Hepimizin, eril /dişil enerjiyle barışmaya ve dünyaya gelişimizi/ varoluşumuzu neşeli bir rotaya çevirmeye ihtiyacımız var. Hatta, en iyisi siz “Canım Sevgilim”i de okuyun…

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam