VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Temmuz 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Erkekler hükmederek kadınlar sinsice öldürüyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Erkekler hükmederek kadınlar sinsice öldürüyor

“Kadın Seri Katiller/Kadınlar Nasıl ve Neden Katil Olurlar?” kitabı kadınlar ve erkekler arasındaki bilinen temel ayrımlara bir yenisini ekliyor: Öldürme yöntemlerini ve sebeplerini.

FÜGEN ÜNAL ŞEN


Üç kişiyi öldüren Atalay Filiz’in “seri katil” olarak tanımlanmasıyla Türkiye bir anda bu katil tipini tartışmaya başladı. Çünkü Atalay Filiz iyi eğitimliydi, zekiydi… Tüm bunlar da “seri katillerin” olmazsa olmaz vasıfları olarak yorumlandı. Dahası, seri katillerin Batı’ya özgü olduğu, Doğu’da ise daha geleneksel yani planlanmayan cinayetlere rastlandığı da… Hani neredeyse, Atalay Filiz, Türkiye’nin modern katil yüzü bile ilan edilecekti.

Memleketçe bu hikâyeyi o kadar sevdik ki, uzmanların karşı çıkışlarını duymak bile istemedik. Israrla “artık bizim de bir seri katilimiz var heyecanını” yaşadık ve bir Amerikan filmi seyreder gibi, cinayetleri çözmeye çalışıp duyarsızca polisiye oyunlar oynadık.
Oysa ne bizler birer Sherlock Holmes’tük ne de bir sinema salonunda seyrettiğimiz bir film söz konusuydu. Kanlı canlı bir katilin, kurbanlarının ve ailelerinin hikâyesini görmezden gelerek yorum yapıyorduk.

Kategorize etme takıntısı
Bu duyarsızlığımızın en büyük nedeni ise, şüphesiz ki, seri katil kavramının çekiciliğinden kaynaklanıyordu. Karın Deşen Jack’in, Ted Bundy’nin hikâyelerinin ya da “Seven” filminin yarattığı heyecan ve merak duygusundan.
Peki seri katiller gerçekten anlatıldığı gibi zeki, karizmatik, mesaj kaygısı olan Batılılar mıydı? Oysa Sevil Atasoy’un “Bu Ayak İzi Senin Dr. Watson” kitabını okuyanlar da görecektir ki, Doğu toplumlarında da seri katiller vardır. Ancak bu toplumlarda emniyet ve suçla mücadele güçlü olmadığı, her işlenen suç filmler ve dizilerdeki gibi kriminal laboratuvarlarda kılı kırk yararak aranmadığı için, çoğundan tarih ve bizler haberdar değildik, o kadar. Yani katillerin o kadar zeki olmalarına gerek yoktu çünkü karşılarında onları yakalamayı amaç edinmiş bir emniyet teşkilatı yoktu. Bu toplumlarda suç öyle yaygındı ve emniyetin işi başından o kadar aşkındı ki, cinayetler arasında çoğu kez bağlantı bile kurulamamakta, hatta olayın bir cinayet olduğu bile fark edilememekteydi.
Üstelik zihnimiz seri katilleri sadece Batı olarak da tanımlamamaktaydı, nedense her seri katil “heteroseksüel bir erkek”ti. Kadın seri katiller ise sadece sıradan vatandaşın değil, Hollywood sektörünün bile kapsama alanı dışında kalmıştı.

Seri cinayetler üzerine araştırmaları ve çalışmaları ile tanınan gazeteci ve belgesel yapımcısı Peter Vronsky (Kanadalı) ise “Kadın Seri Katiller/ Kadınlar Nasıl ve Neden Katil Olurlar?” isimli kitabında ise durumun hiç de böyle olmadığını söylüyor. Diyor ki; “On bir yaşında iki kişiyi öldüren seri katilin adını biliyor musunuz? Ya da Kaliforniya valisiyle dans ve ahbaplık edeni? Bazıları üç kadının, Genene Jones, Mary Bell ve Dorothea Puente, isimlerini hatırlayacaktır. Fakat çoğumuz kadın seri katillerin varlığından tamamen habersizdir. Canavar lezbiyen fahişe Aileen Wuornos, hakkında film yapıldığı için bunun istinasıdır. Oysa kadın seri katillerden çok vardır.”

Ne kadar mı çok? Vronsky, ABD’deki her altı seri katilden birinin kadın olduğunu söylüyor: “1800 ile 1995 yılları arasında saptanan toplam 400 seri katilin yaklaşık % 16’sı, toplamda 62’si kadındı. Ezici olmasa da bu önemli bir sayıdır: Bu 62 kadın, 400 ile 600 arasında erkek, kadın ve çocuk kurbanı öldürmüştür. Sadece üç kadın seri katil Genene Jones, Belle Gunness ve Jane Toppan 200 kadar cinayetin faili olarak görülebilmektedir. Başka ülkelerden alınan vakaları kapsayan bir diğer inceleme, bilinen 86 kadın seri katilin isimlerine yer vermektedir.”
İşin bir diğer tuhaf yanı da, bu kadın seri katilleri ciddiye almayan bakış açısı. Bu katiller popüler korku bilincimizde ya da hayal gücümüzde erkek seri katiller kadar tehdit edici görülmemiş. Mesela erkek seri katiller Karın Deşen Jack, Boston Canavarı, Gece Avcısı, Batakhane Hızarı, Yatak Odası Saldırganı, Köle Efendisi gibi ürkütücü isimlerle anılırken; iş, kadın seri katillere gelince neredeyse komik isimler takılmış: Bayan Mavi Sakal, Kıkırdayan Büyükanne, Yalnız Kalpler Katili, Ölüm Ninesi... gibi. Kısaca; kadın seri katiller ciddiye alınmamış.

Elbette bunun temelinde tüm toplumların kadını ısrarla ve inatla sadece “anne”, “doğurgan”, “şefkatli” sıfatları ile görme kaygısı yatıyor. Zaten kitapta da bu nedenle feminist bakış açısına uzun uzun yer verilmiş ve ataerkil toplumların kadını kategorize etme takıntısının altı çizilmiş.

Kadın seri katilin farkı,
Peki kadın seri katillerin erkeklerden farkı var mı? Hem de nasıl. Cinayet sebeplerinden (sanıldığı üzere sadece aşk da değil; kişiliklerine, yetişme biçimlerine, kültüre, hastalıklarına göre türlü türlü sebepler var) silah seçimlerine ve yöntemlerine kadar farklılar. Mesela kitapta Hawaiili bir adli tabip ve el yazısı uzmanı olan Kim Iannetta’nın şu görüşüne yer veriliyor: “Öldüren erkekler ile kadınlar arasındaki en önemli farklılık, kadınların dikkatli biçimde oluşturulmuş bir kişilikle pasif-agresif bir tarzda davranma yetenekleridir. Geleneksel bir rolü rahatlıkla oynayan ve ‘normal’ kabul edilen kadınlar toplumun ‘içine karışıp giderler’. Bu durumda hedeflerine ulaşmaları daha kolay olur. Bu sinsi davranış onları özellikle tehlikeli hale getirir. Öldüren kadınlarda gördüğüm en dikkat çekici farklılık, erkeklerin aksine, onların yöntemli biçimde tasarlanmış bir kişilik ya da şirin gözükmek için incelikle oluşturulan büyüleyici ve ayartıcı bir maske oluşturma yetenekleridir. Erkeklerin rol yapmak için fazla uğraşmadıkları, hükmetmek ve çoğu kez de kendi ‘onur’ ve gururlarının öcünü almak için daha çok sekse yöneldikleri görülür.”

Üç kişiyi öldüren Atalay Filiz’in “seri katil” olarak tanımlanmasıyla Türkiye bir anda bu katil tipini tartışmaya başladı. Çünkü Atalay Filiz iyi eğitimliydi, zekiydi… Tüm bunlar da “seri katillerin” olmazsa olmaz vasıfları olarak yorumlandı. Dahası, seri katillerin Batı’ya özgü olduğu, Doğu’da ise daha geleneksel yani planlanmayan cinayetlere rastlandığı da… Hani neredeyse, Atalay Filiz, Türkiye’nin modern katil yüzü bile ilan edilecekti.

Memleketçe bu hikâyeyi o kadar sevdik ki, uzmanların karşı çıkışlarını duymak bile istemedik. Israrla “artık bizim de bir seri katilimiz var heyecanını” yaşadık ve bir Amerikan filmi seyreder gibi, cinayetleri çözmeye çalışıp duyarsızca polisiye oyunlar oynadık.
Oysa ne bizler birer Sherlock Holmes’tük ne de bir sinema salonunda seyrettiğimiz bir film söz konusuydu. Kanlı canlı bir katilin, kurbanlarının ve ailelerinin hikâyesini görmezden gelerek yorum yapıyorduk.

Kategorize etme takıntısı
Bu duyarsızlığımızın en büyük nedeni ise, şüphesiz ki, seri katil kavramının çekiciliğinden kaynaklanıyordu. Karın Deşen Jack’in, Ted Bundy’nin hikâyelerinin ya da “Seven” filminin yarattığı heyecan ve merak duygusundan.
Peki seri katiller gerçekten anlatıldığı gibi zeki, karizmatik, mesaj kaygısı olan Batılılar mıydı? Oysa Sevil Atasoy’un “Bu Ayak İzi Senin Dr. Watson” kitabını okuyanlar da görecektir ki, Doğu toplumlarında da seri katiller vardır. Ancak bu toplumlarda emniyet ve suçla mücadele güçlü olmadığı, her işlenen suç filmler ve dizilerdeki gibi kriminal laboratuvarlarda kılı kırk yararak aranmadığı için, çoğundan tarih ve bizler haberdar değildik, o kadar. Yani katillerin o kadar zeki olmalarına gerek yoktu çünkü karşılarında onları yakalamayı amaç edinmiş bir emniyet teşkilatı yoktu. Bu toplumlarda suç öyle yaygındı ve emniyetin işi başından o kadar aşkındı ki, cinayetler arasında çoğu kez bağlantı bile kurulamamakta, hatta olayın bir cinayet olduğu bile fark edilememekteydi.

Üstelik zihnimiz seri katilleri sadece Batı olarak da tanımlamamaktaydı, nedense her seri katil “heteroseksüel bir erkek”ti. Kadın seri katiller ise sadece sıradan vatandaşın değil, Hollywood sektörünün bile kapsama alanı dışında kalmıştı.

Seri cinayetler üzerine araştırmaları ve çalışmaları ile tanınan gazeteci ve belgesel yapımcısı Peter Vronsky (Kanadalı) ise “Kadın Seri Katiller/ Kadınlar Nasıl ve Neden Katil Olurlar?” isimli kitabında ise durumun hiç de böyle olmadığını söylüyor. Diyor ki; “On bir yaşında iki kişiyi öldüren seri katilin adını biliyor musunuz? Ya da Kaliforniya valisiyle dans ve ahbaplık edeni? Bazıları üç kadının, Genene Jones, Mary Bell ve Dorothea Puente, isimlerini hatırlayacaktır. Fakat çoğumuz kadın seri katillerin varlığından tamamen habersizdir. Canavar lezbiyen fahişe Aileen Wuornos, hakkında film yapıldığı için bunun istinasıdır. Oysa kadın seri katillerden çok vardır.”

Ne kadar mı çok? Vronsky, ABD’deki her altı seri katilden birinin kadın olduğunu söylüyor: “1800 ile 1995 yılları arasında saptanan toplam 400 seri katilin yaklaşık % 16’sı, toplamda 62’si kadındı. Ezici olmasa da bu önemli bir sayıdır: Bu 62 kadın, 400 ile 600 arasında erkek, kadın ve çocuk kurbanı öldürmüştür. Sadece üç kadın seri katil Genene Jones, Belle Gunness ve Jane Toppan 200 kadar cinayetin faili olarak görülebilmektedir. Başka ülkelerden alınan vakaları kapsayan bir diğer inceleme, bilinen 86 kadın seri katilin isimlerine yer vermektedir.”
İşin bir diğer tuhaf yanı da, bu kadın seri katilleri ciddiye almayan bakış açısı. Bu katiller popüler korku bilincimizde ya da hayal gücümüzde erkek seri katiller kadar tehdit edici görülmemiş. Mesela erkek seri katiller Karın Deşen Jack, Boston Canavarı, Gece Avcısı, Batakhane Hızarı, Yatak Odası Saldırganı, Köle Efendisi gibi ürkütücü isimlerle anılırken; iş, kadın seri katillere gelince neredeyse komik isimler takılmış: Bayan Mavi Sakal, Kıkırdayan Büyükanne, Yalnız Kalpler Katili, Ölüm Ninesi... gibi. Kısaca; kadın seri katiller ciddiye alınmamış.

Elbette bunun temelinde tüm toplumların kadını ısrarla ve inatla sadece “anne”, “doğurgan”, “şefkatli” sıfatları ile görme kaygısı yatıyor. Zaten kitapta da bu nedenle feminist bakış açısına uzun uzun yer verilmiş ve ataerkil toplumların kadını kategorize etme takıntısının altı çizilmiş.
Kadın seri katilin farkı
Peki kadın seri katillerin erkeklerden farkı var mı? Hem de nasıl. Cinayet sebeplerinden (sanıldığı üzere sadece aşk da değil; kişiliklerine, yetişme biçimlerine, kültüre, hastalıklarına göre türlü türlü sebepler var) silah seçimlerine ve yöntemlerine kadar farklılar. Mesela kitapta Hawaiili bir adli tabip ve el yazısı uzmanı olan Kim Iannetta’nın şu görüşüne yer veriliyor: “Öldüren erkekler ile kadınlar arasındaki en önemli farklılık, kadınların dikkatli biçimde oluşturulmuş bir kişilikle pasif-agresif bir tarzda davranma yetenekleridir. Geleneksel bir rolü rahatlıkla oynayan ve ‘normal’ kabul edilen kadınlar toplumun ‘içine karışıp giderler’. Bu durumda hedeflerine ulaşmaları daha kolay olur. Bu sinsi davranış onları özellikle tehlikeli hale getirir. Öldüren kadınlarda gördüğüm en dikkat çekici farklılık, erkeklerin aksine, onların yöntemli biçimde tasarlanmış bir kişilik ya da şirin gözükmek için incelikle oluşturulan büyüleyici ve ayartıcı bir maske oluşturma yetenekleridir. Erkeklerin rol yapmak için fazla uğraşmadıkları, hükmetmek ve çoğu kez de kendi ‘onur’ ve gururlarının öcünü almak için daha çok sekse yöneldikleri görülür.”

En çok zehir kullanıyorlar
Kadın seri katillerin en fazla seçtikleri öldürme yöntemi, zehirdir. Kadınların en azından %45’i zaman zaman, %35’i ise sadece zehir kullandı. Ateşli silah kullanan kadın seri katillerin oranı %20 kadardı; sopa kullananların ve boğarak öldürenlerin oranı %16; bıçaklayanlarınki %11, suda boğanların ise %5 kadardı. Sadece boğanların oranı %11; sadece vuranların oranı %8; sadece bıçaklayanların oranı %2 kadardır. Bütün bu yöntemlerin bir kombinasyonu ise kadın seri katillerin %33’ü tarafından kullanıldı. Erkeklerin güç, silah, ip, zincir, ağız bandı ve diğer kısıtlayıcı formları kullanmaları ile kadınların çaresiz ya da kuşkuya kapılmayan kurbanlar içinse yaşlılar, hastalar için tercih ettiği, zehir, ilaç, kurban uyurken ya da baygınken boğmak aralarındaki en büyük tezattı.



Paylaş