VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
29 Mayıs 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Eşcinsellik dünya var olduğundan beri var ve hep olacak
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Eşcinsellik dünya var olduğundan beri var ve hep olacak

Çağdaş edebiyatın sevilen yazarlarından Ayşe Kulin “Dönüş” isimli yeni romanında yine “Gizli Anların Yolcusu” yla başlayıp “Bora’nın Kitabı” yla devam eden eşcinsel hikâyenin peşinden gidiyor ve hikâyeyi nihayet sonlandırıyor.

150 bin adet basılan "Dönüş", bir genç kadının, duygu sarmalında önce kaybolmasının, sonra kendini bulmasının hikâyesini konu alıyor. Ayşe Kulin ile yeni romanını konuştuk.

En baştan başlayacak olursak sizi “Gizli Anların Yolcusu” kitabınızla başlayan eşcinsel aşkı anlatmaya iten neydi?

Veda-Umut-Hayat-Hüzün dörtlemesinden sonra, araştırma gerektirmeyen ve tamamen kurgusal bir aşk romanı yazmak istedim. Sanırım o günlerde eşcinsellerin uğradığı şiddete dair bazı haberlerin de etkisi altındaydım. Romanı eşcinsel aşk üzerine kurmaya karar verdim. Romancılar toplumsal sorunları çözemezler ama o sorunlara işaret edebilirler, farkındalık yaratabilirler. Kaldı ki her sanatçı yaşadığı toplumun bir kaç adım önünde olmalıdır. Sanat muhafazakarlığı kaldırmaz. Bu saydığım nedenler, “Gizli Anların Yolcusu’nu kaleme almamda etken oldu.

Tepki alırım diye çekinceniz oldu mu?
Tepki göreceğimden emindim. Okurlarımı kaybetmek de bir başka olasılıktı. Ama her iki olasılığı da göze alarak yazdım bu romanı. Çünkü bir yazarın aklına bir fikir şiddetle düşerse, onu gerçekleştirmesi şart olur.

“Gizli Anların Yolcusu”nda İlhami ve Bora’nın kimliklerini kabul etme hikayelerini, “Bora’nın Kitabı”nda Bora’nın hayat hikayesini şimdi ise son romanınız “ Dönüş”te ise İlhami’nin kızının kendi iç hesaplaşmasını anlatıyorsunuz. Eşcinsel hikayeyi neden üç kitaba yaydınız?
İkinci kitabı yazma nedenim tepkiden doğdu. Bana birinci kitapta bu konuda yazdığım için tavır koyanlara, ayrıca Homofobi Ödülü verenlere, anlamadan okuyanlara, okumadan eleştirenlere bir yanıt olsun diye kaleme aldım “Bora’nın Kitabı’nı, bir karşı tavırdı. Benim ülkemde eşcinsellere karşı, en hafif deyimi ile bir hoşgörüsüzlük, en ağırıyla cinayet var. Eşcinseller ise dünya var olalı hep oldular ve olacaklar. Bu nedenle toplumda eşcinsel olgusunun normalleşmesi lazım. Normalleşmesine yardımcı olabileceklerin başında ise romancılar geliyor.

Eşcinseller de eşcinsel olmayanlar gibi yaşıyor aşkı

Başkahramanı İlhami bu kitabınızda yok. Ancak kızı Derya’nın babasının bir eşcinsel olduğunu öğrenmesi, annesinin aldatılışı karşısında hayata farklı bir pencerelerden bakışı var. Eşcinsel bir babanın kızının kendi iç hesaplaşmasını anlatma fikri nasıl gelişti?
“Bora’nın Kitabı” son olacak sanıyordum ama Eda ve Derya’ya dokunmadan, zincirin kapanmayacağını hissettim. “Dönüş” erkeklerin değil kadınların romanı ve diğer iki kitaptan çok değişik bir enerjisi var. Ben “Dönüş”ü bir üçleme olarak görmüyorum şahsen. Ancak diğer iki kitaba dokunan bir komşu kitap olabilir. Diğer kitapları okumamış olanlar da rahatlıkla okuyabilirler. Satırlarda çoğu ana-kıza tanıdık gelen bir ana-kız ilişkisi bulacaklardır. “Dönüş” pişmanlıkların, özlemlerin, zamanında söylenememiş sözlerin, yüreğe gömülüp kalmış sevgilerin romanı, bence.

Kitabınızın yazım aşamasında karakterlerinizi daha gerçekçi oluşturabilmek için eşcinsellerle görüştünüz mü?
Kitabı yazdığım sırada zaten çevremde pek çok eşcinsel dostum vardı. Sanat dünyasına dahil olduğunuzda, özellikle de görsel sanat alanlarında çok yetenekli olduklarından, onlarla tanışmamak mümkün değildir. Yakın dostum olanlara bir kaç sorum oldu ama çok özellerine girmedim. İnsanların cinsel eğilimleri ne olursa olsun, aşk üstüne duyguları, aşkı yaşayışları hiç fark etmiyor. Kıskançlıklar, hırçınlıklar, özlemler hep aynı. Duygusal açıdan eşcinseller de eşcinsel olmayanlar gibi yaşıyorlar aşkı. Bu yüzden “Gizli Anların Yolcusu”nu ve “Bora’nın Kitabı”nı yazarken sıkıntı çekmedim.

“Ecdadımızın yaptığı en güzelidir” zihniyeti var

Romanınızda Çamlıca’ya yapılması planlanan cami projesine atıfta bulunan bir bölüm yer alıyor. Bu bölümde bahsettiğiniz ‘ecdat güzellemesi’ kavramını biraz açar mısınız?

Ecdat güzellemesi veya ecdat kötülemesi bizim topluma özgü bir bakış açısıdır. Gerçekler neye işaret ederse etsin, hatta belgelenmiş olsun, hiç fark etmiyor. Bir takım insanlar birilerine veya bir döneme ya körü körüne bağlı ya da körü körüne karşıt. Ecdat güzellemesi romanda Çamlıca’ya cami yapımıyla ilgili olarak işlendi. Elbette ben de karşı yakada bir camimiz olsun ve siluetiyle karşı kıyıya damgasını vursun istedim. Zaten İstanbul’un özelliği cami siluetlerinden gelir. Ama beklediğim cami, 500 yıl önce yapılanın kötü bir kopyası değildi. Çağın özelliklerini yansıtan, zarif, yalın, modern bir cami beklentisi içindeydim. Ama o ‘Ecdadımın yaptığı en güzelidir,” zihniyeti var ya... Ecdadın yaptığının kendi zamanı içinde en güzeli olduğunu ama bu günün mimari anlayışının değiştiğini fark edemiyor ya da etmek istemiyor, o zihniyet. Oysa bir şehre damgasını vuracak olan bir yapının ölçüsü duygulara değil, sanatsal ve estetik değerlere dayanmalıydı.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163