VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Ocak 2010 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Eski devrimler bardak mı oluyor!?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Eski devrimler bardak mı oluyor!?

Eskiden bu kadar çok sayıda bilim insanı yoktu. Eldeki sorunlar ve sorular da hem bize hem onlara yetiyordu.

Mesela, mevcut olan yıkılıp yerini başka bir şey aldığında, biz ona pekâlâ devrim diyorduk. Fakat o işi kurcalayanlar var şimdi. Yeterince irdelendi mi ki “devrim” olduğundan o kadar eminsin diye soruyor ve ekliyorlar, hani bunun coğrafyası?..

Hem başlıkta hem spotta güya biraz işi şakaya getirme var ama gerçekten de hem bilim insanlarının hem de bilim dallarının sayısı sanki bilim dünyasının bünyesindeki özel bir üreme mekanizması sayesinde çoğalıyor da çoğalıyor ve farkına varmasak da kendimizi bilim işlerinin dışında saysak da başta tıp ve sosyal bilimler olmak üzere bu durum gündelik hayatımızın içinde giderek daha önemli bir yer ediniyor.
Tanıtmaya çalışacağım kitabın hedefindeki soru ve sorunlar ilk anda “amma da spesifik bir hedef için uğraşıyorlar” dedirtse de hiç öyle değil. Yine şaka yapmaya kalkışırsam; malum, günlük hayatımız “devrimlerle” dolu. Epilasyonda devrimden tutun da kenarsız TV devrimine kadar hangi yeni ürün yeni bir devrim değil ki? Günlük hayatta “devrim” lerle bu kadar iç içeyiz de...
Mesela “devrim” (revolution-révolution-rivoluzione) sözcüğünü Kopernik’in gök cisimlerinin hareketlerini anlatmakta kullandığını (De Revolutionibus Orbium Coelestium - 1543) biliyor muydunuz? Bütün astronomlar Kopernik’in bu eserini biliyorlardır da adındaki revolutionibus sözcüğü, telaffuz ettiğinde kaçının aklına Fransız Devrimi’ni, Ekim Devrimi’ni getirmiştir?

Kitabın editörleri diyor ki 1543’ten 50 yıl kadar sonra İtalyanca rivoluzione kelimesiyle bu terim devlet işleri için (hükümdarlık değişimini anlatan nötr bir tanım olarak) kullanılmış, on altıncı yüzyılın sonlarından başlayarak da (bir rejimin devrilmesini yerini bir başkasının almasını ifade eden) modern siyasal anlamını kazanmaya başlamış. Fakat bu yazdıklarıma bakıp kitabın “doğru bildiğimiz yanlışlar” türünden bir popüler bilim ya da “eğlence” kitabı olduğunu düşünmeyin. Editörlerinin tanımıyla bu kitap “coğrafya ve devrim kavramları ve bu kavramlar arasındaki ilişkinin anlaşılma yolları üzerine araştırma” dır.

***

Yapı Kredi Yayınları’nın 3030’uncu (Tarih: 56) kitabı “Coğrafya ve Devrim” i Belfast Queens Üniversitesinde coğrafya ve düşünce tarihi profesörü ve ‹ngiliz Akademisi üyesi David N. Livingstone (1953) ile Edinburgh Üniversitesi tarihsel coğrafya profesörü Charles W. J. Withers (1954) hazırlamış: Geography and Revolution. (The University of Chicago Press, Chicago 2005)
Yayınevinin kitabın arka kapağına aldığı tanıtım cümleleriyle bu kitapta karşılaştığımız, “coğrafyacıların, tarihçilerin ve bilim tarihçilerinin coğrafi düşüncenin önemini ve mekânın, terim nasıl kullanılırsa kullanılsın, devrimlerin doğasının algılanma biçiminde yaptığı değişiklikler konusundaki görüşlerini bir araya getirme çabasıdır.”

Bu cümleleri gereksindim çünkü giriş bölümünü bir güzel okuyup kimi makalelere göz gezdirmekle o kadar toparlayıcı cümleleri ben kuramadım.
Benim cümlelerimse şunlar:

Anlaşılıyor ki coğrafya bir değil ikidir: 1) Devrimlerin gerçekleştiği coğrafya, 2) devrimlerin ortaya çıkardığı coğrafya.
O halde, çok genel bir tanımlamayla bir süreç olduğunu düşünebileceğimiz insan uygarlığının gelişmesinde “köşe taşları?” olarak görülen gelişmeleri ( “devrim” ler) “coğrafya bilgisi” içerisinde görmeye ve tanımlamaya -yeniden- çalışmak gerekmiyor mu? Bunu sağlayacak bir “coğrafya bilgisi” geliştirilebilir mi sorusunun cevabını aramaya ilişkin bir tarih çalışması ihtiyaç değil midir?

Editörler Livingstone ve Withers, kitapta bir araya getirdikleri makaleleri yazan bilim insanlarının yerleşmiş “kavram, tanım ve kabuller” hakkındaki şikâyetlerinden böyle bir “öz” meydana getirmiş, “teklif ” ediyorlar. Birlikte yazdıkları 20 sayfalık “Coğrafya ve Devrim Üzerine” başlıklı bölüm insanı oturduğu iskemlede rahatsız etmeye yetiyor. Böylelikle de kitap, bilime ve bilim insanlarına inancı pekiştirme yolunda tembih edici (uyarıcı) bir işlevi de ilk sayfalarından başlayarak yerine getirmiş oluyor.

Dilek Cenkçiler’in çevirdiği kitabın editörü Tamer Erdoğan.

Üç ayrı bölümde 12 makale yer alıyor. 12 sayfası dizine ayrılmış 455 sayfalık kitaptaki 52 sayfalık “kaynakça” da hem genişliği hem spesifik oluşuyla başlı başına bir hediye (tabii işin erbabı için). Zengin dipnotlarını hiç saymıyorum bile.

Üç bölümün içeriklerini de verelim: 1. Bölüm: Coğrafya ve Bilim Devrimi, (Uzay, Mekân ve Doğa Bilgisi / Uzay, Devrim ve Bilim / Bilimde Ulusal Tarzlar / Coğrafya, Bilim ve Bilim Devrimi / Mekân ‹stilacılarının Devrimi: Darin ve Wallace’ın Hayatın Coğrafyası Üzerine Görüşleri) 2. Bölüm: Coğrafya ve Teknik Devrim, (Haritayı Basmak, Fark Yaratmak: Ümit Burnu’nun Haritasının Çizilmesi / Zamanda Devrim: Saatler ve Günlük Yaşamın Zamanla ‹lgili Yapıları / Fotoğrafçılık, Görsel Devrimler ve Victoria Coğrafyası) 3. Bölüm: Coğrafya ve Siyasal Devrim ( Coğrafya ve Devlet Yönetimi / Coğrafyanın ‹ngiliz Devrimleri / Edme Mentelle’in Coğrafyaları ve Fransız Devrimi / ‹mparatorluğa Yükselmek: Amerikan Cumhuriyetinin Ahlaki Coğrafyaları / Alexander Von Humboldt ve Devrim: Varnhagen Von Ensea Yazışmalarının Algılanma Coğrafyası).
Sonsöz: Devrimler ve Coğrafyaları.

Benim gibi geçinmek için çalışmak zorunda olmayıp şu kitabı rahat rahat okuyabilmeyi sağlayacak bir “devrim” in en kısa sürede tecelli etmesi özlemiyle yanıp tutuşanlara hararetle tavsiye ediyorum...

TARİH OKURLARINA ACİL NOTLAR

Önemli kitaplar birbiri ardına basılıyor. Kaçırmamak, unutmamak lazım:

Bunlardan biri, cumhuriyet dönemi tarihçiliğinin bir klasiği:

TÜRK HALKININ DİRLİK VE DÜZENLİK KAVGASI / CELÂLÎ İSYANLARI

(YKY 2059 Tarih: 52 / Ağustos 2009)
Tarihçi Mustafa Akdağ’ın (1913-1973) benzersiz çalışması: Osmanlı’da 16. yüzyılın ortalarından başlayıp 17. yüzyılın ilk çeyreğine kadar süren toplumsal karışıklıklar, başkaldırıların nedenlerini, özellikleri ve sonuçları; “duraklama devri” ne geçişin en önemli nedenlerinden “Celâlî İsyanları.”

Bir diğeri yine Mustafa Akdağ’ın eseri:
TÜRKİYE’N‹N İKTİSADÎ VE İÇTİMAÎ TARİHİ (YKY 3031 Tarih: 57 / Ocak 2010)

Türklerin Anadolu’da kurdukları düzenin yapısı, çok kültürlülüğün sağladığı güç, taşıdığı sorunlar, uç beyliğinde imparatorluğa gidişi sağlayan dinamikler; Selçuklu Devleti’nin yıkılışnda yönetim mekanizmasının, Osmanlı Beyliği’nin yükselişinde Kuzeybatı Anadolu Bölgesi’nin oynadığı rol. (Son ikisi Akdağ’ın ortaya koyduğu ve hâlâ tarihçilerin gündeminde olan tezler.) Her iki kitap da tarih kitaplığının vazgeçilmezlerindendir.

ORTA HALLİ OSMANLILAR (T. İş Bankası Kültür Yayınları,Ekim 2009)

Prof. Dr. Suraiya Faroqhi’nin 1987’de yayımlanan (Cambridge University Press) bu çalışması kadı sicillerine dayanarak 17. yüzyılda Ankara ve Kayseri’deki mahalleleri, evleri, ev sahiplerini ve ev mülkiyeti durumunu inceliyor. Faroqhi’nin bu çalışmasının Osmanlı tarihçiliği içerisinde özel bir yeri var.

ERKEN OSMANLI DÖNEMİNDE TÜRK-CENEVİZ TİCARETİ(T. İş Bankası Kültür Yayınları, Ekim 2009)

Cambridge Nenham College’ın Osmanlı Çalışmaları bölümünde (Skilliter Centre) ders veren ve bölümün direktörü olan Kate Fleet Osmanlı’nın kuruluşundan fethe kadarki dönemde (1453) Avrupalı tüccarlarla Türk beylikleri ve Müslümanlar tüccarlar arasındaki ticareti inceliyor.

Ağırlıklı olarak Ceneviz-Türk ticaretinin yer aldığı bu çalışma Osmanlı tarihinin az bilinen bu alanı için bir başvuru kaynağı niteliğinde. Kate Fleet, The Cambridge History of Türkey dizisinin 1. cildinin (Byzantium-Turkey 1071-1453) editörü, 2. ciltte ise (The Ottoman Empire as a World Poer, 1453-1603) Suraiya Faroqhi ile birlikte editör olarak çalıştı. Bu iki kitap da Osmanlı tarihi kitaplığının başvuru kaynaklarından.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam