VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Şubat 2011 Cuma | Anasayfa > Haberler > Eskiden konuşup tüketecek değil, tekrar üretecek zamanlarımız vardı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Eskiden konuşup tüketecek değil, tekrar üretecek zamanlarımız vardı

“Senin İçin Değil”, “Namahrem”, “Düşmüş Erkekler Masalı” romanlarının yazarı Rıza Kıraç son kitabı “Dolphin Video” ile 1980’lere dönüş yapıyor.

Elçin Çavuş

Dolphin Video’yu elimize aldığımızda “Masumiyetimizi Yitirdiğimiz Yıllar” alt başlığıyla karşılaşıyoruz. Romanda da masumiyetin yitirilişini okuyoruz. Bu hangi masumiyet?

Hikaye 1980’lerin ortasında geçiyor. 12 Eylül Darbesi’nden ve ANAP iktidar olduktan sonra Türkiye’de her şeyin içeriğinin boşaltılmaya başlandığı ve hemen hemen her alanda da toplumsal bir tecavüzle karşı karşıya olduğumuz yıllar... O yüzden 80’li yıllar özellikle bizim kuşağın üzerinde etkisi çok olan yıllardır. Onlar çok temiz yıllar değil. Bir yandan kültürel, politik baskılar var, bir yandan ekonomik bir değişim... Ben o yıllarda okulda, sokakta hayatın her alanında bu baskıyı iliklerime kadar hissettim. Böyle bir süreçte siz de sertleşiyorsunuz, “kötücül” insan olmak zorunda kalıyorsunuz. Halbuki bizim hayata bakışımız çok safiyaneydi. Hem orada masumiyetimizi kaybettik hem de duruma ayak uydurduk. Her şeyi kabullenmişiz, her şeyi içselleştirmişiz, bütün kötülükleri kabul ediyoruz, hiçbir şeye ciddi anlamda muhalefet etmiyoruz, baş kaldırmıyoruz. Birisi bize tecavüz etse neredeyse “Evet bana tecavüz etti ama onun da geçerli nedenleri vardı” demeye başlayacağız. Bu değişimin 80’li yıllarda başladığını düşündüğüm için kitaba alt başlık olarak “Masumiyetimizi Kaybettiğimiz Yıllar” dedim. Amerika’da Ronald Reagan İngiltere’de Thatcher Hükümeti bütün dünyadaki sağ politikalarını belirliyor. Sovyetler Birliği yıkılmış karşısında sınıfsal bir muhalefet yok bu politikaların. Dolayısıyla hem kapitalistler hem de devlet idaresindeki insanlar bir nevi kendi halkının ırzına geçti.

Genç bir çocuğun, bir mantinin masumiyetini kaybetmesi hikayesi üzerinden toplumunda masumiyetini bakirliğini yitirişinin hikayesini okuyoruz. Kitapta kendisinin de söylediği gibi bu yük onun için ağır değil mi?

Cinsellik ergenlik dönemindeki herkes için ağırdır. Çok doğal bir süreçtir ama o doğal süreci yaşadığınız toplumsal ilişkiler her şeyi bağlar. Civciv’in içinde bulunduğu ortam cinselliğin artık paraya dönüştüğü çok kolay elde edilebilecek bir şeyken o bütün o ilişki ağının içinde kendini seveceği birine vermek istiyor. Genellikle bu kadınlara ya da genç kızlara has bir duygu olarak algılanır. Bir erkekte böyle bir duygu niye olmasın? 80’li yıllar için söylüyorum, erkelerle kadınlar arasındaki çok büyük bir fark olmadığını düşünüyorum. Kadınların üzerinde tabii daha fazla baskı vardı ama erkek de farklı nedenlerden dolayı üzerinde baskı hissediyordu.

Hayatımızın içinde olan ama bakmadığımız bakıp da görmek istemediğimiz, masum olmadığını düşündüğümüz insanların üzerinden masumiyetin yitirilişini anlatıyorsunuz...

Civciv ve Cino’yu ayrı bir yere koyup Tavukuçmaz ahalisinin yaşam biçimini ayrı bir yere koymak gerekiyor. Orada masumiyetin varlığı ya da yokluğu söz konusu değil, yani önemli değil esas itibariyle. Çünkü cinsellik metalaşmış bir şey orada. Ama cinselliği yaşama biçimlerinin özgürleşmesiyle ilgili hiçbir takıntım yok. Tam tersine gayler, travestiler, lezbiyenler istediği ilişkiyi özgürce yaşasın istiyorum. Bundan da doğal bir şey yok. Onlar 80’li yıllarda da Pürtelaş’de, Sormagir’de, Akyol’da gerçekten kendi hayatlarını kurmuşlardı. Benim üzerinde durduğum masumiyet algısı cinsellikle ilgili değil sadece. Yaşamda kirlenmekle ilgili, baskıyı içselleştirmekle, devletin ya da sokaktaki faşizmin kabullenilmesiyle ilgili...

KARAKTERLERİN GERÇEKLİĞİ DEĞİL İNANDIRICILIĞI ÖNEMLİ

Romandaki karakterleri tanıyor musunuz? Ne kadar gerçek, ne kadarı tanıklık, ne kadarı hayal ürünü?

Ben gerçekten Çeliktepe’de yaşıyordum. Gerçekten kuş besledim bizim çatımızda hep kuş vardı. Bunlar gerçek. Gerçekten videocu dükkanında çalıştım ve o gerçekten Tavukuçmaz’daydı yani bugünkü Akyol Sokak’ta... Bundan sonrasının ne kadar gerçek ne kadarı uydurma bilmiyorum. Bunu herkes merak edecektir, o yılardaki insanlar da bir şeyler soracaktır. Bazı karakterler hâlâ yaşıyor, bir kısmını biliyorum ama çoğunu bilmiyorum ve hiç de umurumda değil nerede oldukları. Gerçeklik benim için çok önemli değil, okuyanın inanması önemli. İnandırıcılığı, o atmosferin gerçekliğini kabul etmesi.

BOND ÇANTALARLA SİPARİŞ GÖTÜRÜRDÜK

Roman bir video kiralama dükkanı çerçevesinde geçiyor bu sayede dönemin filmlerine ve müziklerine de tanıklık ediyoruz. Neden bir videocu dükkanını anlatıyorsunuz? Söz gelimi neden bir bakkal değil?

Çünkü videocu dükkanında evlere servis yapardık. Bakkal olsaydık dükkanın önünden siparişi verip paranın üstünü alır çeker giderdik. Bond çantalarımız vardı, onları açardık kapının önünde, bazen sipariş götürürdük, bazen de evlerine girerdik, kapının önünde antrede oturur film seçerlerdi. Yani bir müşteriyle ilişki kurma aralığı bir iki dakikadan fazla oluyordu. Bazen 15- 20 dakika evde kaldığım oluyordu, çay kahve ikram ettikleri oluyordu, bazen kahvaltıya bile kalıyordum. Bir de ben yıllardır film eleştirisi yazıyorum, sinemayla içli dışlıyım ve bütün sinema kültürümün yarısı TRT filmlerinden geldiyse bir diğer yarısı da videocuda çalıştığım yıllarda oldu. O süreci besledi, benim kültürel gelişimimi de besledi. Civciv’in de böyle bir filmler yoluyla değişime başladığını görüyoruz.

Peki bugün de video kiralamanın bir devamı olarak DVD’ler var o da artık değişiyor artık insanlar internetten film izliyor. Bu iki dönem arasında nasıl bir fark var?

Hayat ağırdı, belki bir kasaba dinginliğinde değildi ama yavaş akıyordu.. Bazı şeyleri izledikten sonra konuşup tüketmeyi değil de konuşup tekrar üretmeye neden olabilecek zamanlarımız vardı. Şimdi bir film geliyor, o filmi tüketmek için kullanıyoruz. Onun üzerine konuşamıyoruz, onun üzerine bir şey söyleyemiyoruz. Bir roman çıkıyor 2 ayda eskitiyoruz onu. Şimdi hard disk var. Bir hard diske binlerce film koyabiliyorsun. Bir CD, DVD kültürü var, internetten indiriliyor filmler. Dolayısıyla o ürünün metalaştığı nesneyle aramızdaki ilişki koptu. Tek tek film kasetlerini elimize alamıyoruz, filmin konusunu okuyamıyoruz. Oyuncular, yönetmenler hakkında doğru dürüst bilgi edinmiyoruz.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam