VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Nisan 2014 Pazar | Anasayfa > Haberler > Evlilik bizim DNA''mızda var
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Evlilik bizim DNA'mızda var

Şebnem Burcuoğlu ilk kitabı Kocan Kadar Konuş ile her Türk kızının ne kadar gizlese de gönlünde yatan aslanın münasip bir koca olduğunu ifşa ediyor. İster hırsı ve kariyerist bir kadın olsun isterse sakin bir kişilik bu topraklarda doğup büyümüş her kadının kodlarında bir gün evlenme hayali olduğunu söylüyor.


Barış Emrah


Kitabın adı çok ilgi çekici: “Kocan Kadar Konuş”. Bu isim nasıl aklınıza geldi?
“Neden hala evlenmedin?” Türkiye’deki kadınların bu favori sorusunu o kadar çok duydum ve bu konu hakkında o kadar çok sohbetin içinde oldum ki bir yerden sonra kendi kendime “konuyu toparlayayım” dedim. Aklıma ilk gelen başlık “Kocan kadar konuş” oldu. Neden ille de evlenmemiz gerekiyordu? Varlığımızı kocamızla mı meşrulaştırıyorduk? Tüm bunlara bir cevap ararken kendimi romanımın içinde buluverdim.

Kitabınızın kapağında ‘bir Türk kızı romanı’ ibaresi dikkat çekiyor. Kimdir Türk kızı?
Ne kadar modern olursa olsun, 9/8’lik bir müzik duyduğunda içi kıpır kıpır olan, fal baktıran, terlik giyen, ilişkide belli başlı taktiklere sahip, inişli-çıkışlı, duygusal, yeri geldiğinde kaplan kesilen, aile bağları güçlü, kimselere benzemeyen bir türdür Türk kızı ki bence bunlar da onu daha eşsiz kılar.

Romanın ana kahramanı Efsun koca değil, gerçek aşkı arıyor. Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna”sındaki gibi bir aşk. Koca aramakla, gerçek aşkı aramak arasındaki fark nedir?
Romanın bir yerinde şöyle diyorum: “Evlendiğim adamla aramdaki tek ortak özellik, aynı gün evlenmiş olmamız, bilmem fark ettiniz mi?” Romanın baş kahramanı Efsun, aslında gerçek aşkı arıyor, aynı Kürk Mantolu Madonna’daki Maria Puder ve Raif Bey gibi. “Evlilik bir amaç olmamalı” diyor. Fakat her ne kadar saf aşkı ararken, içindeki Türk motiflerini bastırmaya çalışsa da bir yerde bunlara yenik düşüyor çünkü üzerinde hem aile hem de akran baskısı var.

Günümüzde zor olan hangisi?
Günümüzde kolay olan ne var ki? Her şey zor, her şey çetrefilli… Saf aşkı bulmak zaten başlı başına dert. Hadi buldun diyelim… Çılgıncasına aşık olduğun biriyle mi evlenmen en doğrusu? Bilemiyorum… Bir evliliğin ayakta kalabilmesi için çılgın bir aşktan fazlasına ihtiyaç var bence. Bu ihtiyacın farkındalığına vardığımız zaman da sadece koca aramaktan otomatikman uzaklaşmış oluyoruz belki de. “Bu hayatta beni gerçekten ne mutlu eder?” diye soruyoruz kendimize. Belki de seni özgürlük mutlu ediyor, belki evlilik gerçekten sana göre değil. Şurası bir gerçek ki etrafımızdan duyduklarımız, öğrenmişliklerimiz hep kafamızı karıştırıyor.

Romanda 30 yaş sendromuna dikkat çekiyorsunuz. Nedir bu 30 yaş takıntısı, nasıl bir eşiktir bu? Bir kadın oradan geçerken ne tür endişeler yaşar?
Derlerdi, inanmazdım. Gerçekten bir eşikten atladım 30’uma girince. Kendi çapımda bir aydınlanma yaşadım. Dostumu, düşmanımı daha net görür oldum. Ben bunları yaşadım 30 olunca. Bir de kadınların biyolojik saati diye bir gerçeklik var. Yalnız kalma korkusu var. Kafanda soru işaretleri olan bir ilişki yaşıyor olsan bile “etrafta zaten adam yok, ondan daha iyisini bulamam” diye düşündüğün anlar var. Küçük, tatlı bir kız çocuğu gördüğünde iç çekmen var. Kısacası masamızın ortasında bol yeşillikli bir mevsim salatası duruyor.

Bir dönem, özgür, güçlü ve bağımsız kadın modeli vardı. Öncelik kariyer, ekonomik özgürlüktü. Bugüne gelindiğinde gözlemlediğiniz ne? Mesela Y kuşağının böyle kaygıları var mı?
Moda sektörüne bakın. 1970’lerin modasını “vintage” giyiyorum diye bağrımıza basıyoruz şimdi. Evlilik kurumuna da baktığınız zaman yükselip alçaldığı dönemleri olduğunu görüyoruz. Tek bir farkla, bir Türkiye’de yaşıyoruz. Evlilik kurumu bizim DNA’mızda var, zaman zaman kendimize itiraf edemiyor olsak bile… Bunun da kötü bir şey olduğu düşünmüyorum. Bir kadının hem başarılı hem evcimen olmasında da kötü bir yan göremiyorum. Y kuşağının en son halkası olarak, bu kuşağın hem özgürlüklerine düşkün hem de evlenmeye gayet açık olduklarını gözlemliyorum. Sabit fikirli değiller, daha açıklar. Ve bence bu harika bir şey.

Türk Kızı bizim biraz Batılı biraz da Doğulu olmamızın bir sonucu mu?
Türkiye kızıyız biz. Biraz kül, biraz duman… O, biziz işte. Bence dünyanın her bir yerine kök salmış olmamızdan ötürü bu kendimize has halimiz.

Kocan Kadar KonuşKocan Kadar Konuş

Şebnem Burcuoğlu

Detay için tıklayın


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam