VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mart 2016 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Evvel zaman içinde
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Evvel zaman içinde

Şehrazat’ın hayatta kalmak için Şehriyar’a anlattığı “Binbir Gece Masalları“ ilk kez Arapça orijinalinden Türkçeye çevrildi. Borges’ten Murakami’ye tüm dünya yazarlarını etkileyen “Binbir Gece Masalları“nı orijinal dilinden çeviren kurulun başkanı Prof. Dr. Ekrem Demirli ile konuştuk.

Binbir Gece Masalları”, Borges de dahil olmak üzere dünya edebiyatı yazarlarını derinden etkilemiştir. Bu masalları bu denli güçlü kılan nedir?

Her şeyden önce Türkiye’de herhangi bir şeyin “kıymetinin” Batı’da bir şekilde varlığını göstermiş olmasıyla irtibatlı ele almayı doğru bulmuyorum. “Binbir Gece Masalları“ kimseyi etkilememiş olsa bile çok önemli metinlerdir ve bunu bizim bizzat fark etmemiz gerekiyor. Türkiye’de meselelerin sürekli Batı’daki etkilerine referansla ele alınmasını aydınların güven sorunu olarak görmüşümdür. “Binbir Gece Masalları“ İslam kültür ve düşünce mirasında şekillenmiş pek çok önemli metin gibi kıymete haiz metinlerdir. Kanaatimce bu masalları en güçlü kılan şey, masal dilidir. Bu dil insanın hayat algısıyla ve hayatın kendisiyle tam olarak örtüşür ve bizi kendine çeker. Düşünürler içinde yaşadığımız âlemi anlatırken “imkân âlemi” derler. İmkân âlemi bu âlemin varlık sebebi olan Allah’ın karşısında edilgenlik ve değişkenlik anlamına gelen bir nitelemedir. Dünya âlemi veya hayatı imkân âlemi iken bu âlemin varlık sebebi Allah zorunlu varlıktır. Aslında hayatı cazip ve keyifli kılan ve insanın mücadelesini anlamlı hale getiren şey de hayatın bir imkân olmasından ibarettir. Fakat yaşanan hayat çoğu zaman bu imkânı ortadan kaldırıyor ve bu kez hayat bir zorunluluk halini alıyor. Yapmak istediğimiz şeyleri yapamıyor, varmak istediğimiz yere varamıyoruz. Çünkü imkânımız ve gücümüz buna yetmiyor. Bu durumda hayatın kendisi demek olan “imkân” başka bir alanda varlığını sürdürüyor: hayal âlemi! Biz imkândan asla vazgeçmeyiz ve yeryüzünde kaçırdıklarımızı veya elde edemediklerimizi ya başkalarının hayatında temaşa ederek veya bizzat kendi hayalimizde canlandırarak hayatı istediğimiz hale getirmek isteriz. İnsan olarak buna mecbur hissederiz kendimizi. Binbir Gece Masalları’nın veya yeryüzündeki başka masalların en önemli yönü bu imkânı anlatan bir üslup geliştirebilmiş olmasıdır. Daha doğrusu insanın “imkân” ile olan ilişkisini bize göstermiş olmasıdır. Ben bu itibarla insana zevk ve heyecan veren sporlar, eğlence unsurları ile masallar arasında da güçlü bir ilişki kurabilirim. Mesela insanlar niçin futbol oyununu severler: Muhtemelen bunun cevabı hayata, yani imkâna en çok benzediği içindir. Her an her şey olabilir ve bizi en çok bu etkiler böyle bir oyunda. Masallar farklı çağlarda ve mekânlarda yaşayan insanların modern çağda yaşayan insanlardan farklı olmadığını gösteriyor bize. Herkes hayatı bir imkân olarak algılamak istiyor ve hayatın bu değişen yönünü görmek istiyor: fakir zengin oluyor, zengin fakirleşiyor; kral iktidarını yitirebilir, yoksul bir insan haline gelebilir. En çok da aşk burada değişim faktörü olarak ortaya çıkıyor. Bütün bunlar bizim hayatı algılama tarzımızı yansıtır. Biz böyle bir hayat istiyoruz ve hayatı böyle görmek istiyoruz: bundan dolayı değişimi seviyoruz ve bizi ne kadar korkutursa korkutsun o değişimin lehimizde olabileceğine dair bir gizli sevdayı içimizde taşıyoruz. Masallar öte zamanlardan gelen şahitler olarak bunu teyit ediyor. Bence meselenin özü budur!

“Binbir Gece Masalları”nın tarihçesi nedir?

IX. yüzyıla ait Suriye elyazmaları en eskisi olarak kabul ediliyor. Hindistan’dan, İran’dan, Çin’nden, Anadolu’dan geçip en nihayetinde Kahire’de Arapça kaydediliyor Binbir Gece Masalları. Yine de masalların kökeninde sözlü anlatım geleneğinin olduğunu göz önünde bulundurursak kesin bir yer ya da tarih söylemek mümkün değil. “Binbir Gece Masalları“nın Batılı ilk çevirmeni Fransız şarkiyatçı Antoine Galland (1646- 1715) masalların dünyaya yayılmasında önemli rol oynuyor. 1670- 1675 yılları arasında Levant’ta bulunan Galland Türkçe, Arapça ve Farsça öğrenir ve pek çok elyazmasıyla birlikte Fransa’ya döner. 1690’da Sinbad’ın maceralarının olduğu bir yazma elde eden Galland 1701’de bunu yayınlar ve inanılmaz ilgi görür. Bu başarının da etkisiyle 1704’te “Binbir Gece Masalları“nı yayımlar. İngilizceye çevirisi ise 1706’da “The Arabian Nights’ Entertainment” (Arap Geceleri Eğlenceleri) adyla yaplyor. Bu topraklarda ise, Şinasi Tekin’den öğrendiğimize göre “Binbir Gece Masalları“ ilk kez 1637’de IV. Murad zamanında çevriliyor. Bu kopya Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunuyor. IV. Murad devrine ait Paris’teki 9 ciltten ibaret “Elf-leyle ve Leyle” adlı tek nüsha hakkındaki bilgiler M.H. Zotenberg tarafından verilmiş, daha sonra E. Blochet kataloğunda bunların kısa bir değerlendirmesini yapmıştır. “Bu tek nüsha sondan eksiktir. 796. geceden sonrası yoktur. Ya tercüme edilmedi yahut da kayıptır.” denmiştir. Şinasi Tekin’in derlediğine göre bu kayıtlardan Paris’teki 9 ciltlik nüshanın 19 Ekim 1636 ile Ocak 1637 tarihleri arasında tercüme edilmiş ve kâğıda geçirilmiştir. Sultan IV. Murad’ın isteği üzerine Beyânî mahlası ile meşhur olmuş Mehmed oğlu Musallî adında biri tarafından tercüme edilmiştir.

“Binbir Gece Masalları” adının da ifade ettiği üzere masal. Ancak daha çok yetişkinler için diyebiliriz. Zira Batı’yı sadece edebi olarak değil kültürel açıdan da etkiledi. Bu masallar bize dönemin Doğu toplumları ile ilgili neler söylüyor?

Masallar belli bir yer ya da belli bir toplumun ötesinde, kendine özgü dili olan bir anlatım biçimidir. İnsan zihninin kendine özgü tarihinden ve kolektif bilinçaltından beslenirler. Arketipler ve hayal gücü vardır. Bu noktada da belli bir topluma özgü olmaktan çok ortak olan muhayyileyi, insanların ortak özlemlerini, beklentilerini, düşlerini anlatırlar.

“Binbir Gece Masalları” son tahlilde bir hayatta kalma stratejisi. Şehrazat’ın yani bir kadının mutlak iktidar sahibi şahı yenmesinin hikayesi… Bunu nasıl yorumlamak gerek?

Binbir Gece pek çok ataerkil anlatıdan farklı olarak bize kadının bilgeliğini anlatır. Bir kadının hem kendisini hem de diğer kadınları kurtarmak için bulduğu çözümü gösterir. Kadın zekâsını yüceltir.

(Editör notu: Kitabın adında “Binbir” kelimesi “bin bir” yerine birleşik yazıldığı için biz de birleşik yazdık.)


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam