VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Temmuz 2014 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Eyjafjallajökull’ün gölgesinde sallanan son kör balta
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Eyjafjallajökull’ün gölgesinde sallanan son kör balta

Hannah Kent’in kaleme aldığı, “Ölü Gömme Törenleri”, 1800’lerin ilk yarısının Hristiyanlıkla yoğurulmuş, soğuk, karanlık, tecrit ve yoksullukla terbiye edilmiş İzlanda kırsalında, İzlanda’nın son idam mahkumu Agnes Magnusdottir’in yürek burkan gerçek hikayesini anlatıyor.

MURAT CAN AŞLAK

(*) İzlanda’nın küçük buzullarından biri. Buzulun tepe kısmı, 1666 m yüksekliğindeki bir yanardağın üstündedir.


"Ölmem gerektiğini söylediler. O adamların soluğunu çaldığım için beninkinin de çalınması gerektiğini söylediler. Hepimizin, karanlıkta rüzgarın uğultusuyla titreyen, yağlı-parlak birer mum alevi olduğumuzu düşleyebilirim. Odanın sessizliğinde ayak seslerini duyuyorum; bana doğru yaklaşan, beni mum gibi söndürüp, kül rengi bir duman halkasıyla birlikte canımı da yukarı üfleyecek olanların korkunç ayak seslerini. Gecenin içinde havaya karışıp yok olacağım. Bir tek onların görebildiği kendi ışıkları kalıncaya dek, tek tek, hepimizi söndürecekler. Ben nerede olacağım o zaman?”

“Ölü Gömme Törenleri”, 1800’lerin ilk yarısının Hristiyanlıkla yoğurulmuş, soğuk, karanlık, tecrit ve yoksullukla terbiye edilmiş İzlanda kırsalında, İzlanda’nın son idam mahkumu Agnes Magnusdottir’in yürek burkan gerçek hikayesini taşıyor sırtında. Agnes, 1828 yılında Kuzey İzlanda’daki bir çiftlikte vahşice öldürülen iki adamın katil zanlılarından biridir. Agnes’in, İzlanda’da hapishane bulunmadığından, idam hükmü Kopenhag’daki Kral tarafından onanana kadar kendi memleketinde, çiftçi bir ailenin yanında tutulmasına karar verilir. Evlerinde geleceği lanetlenmiş bir canavarla yaşamak zorunda bırakıldıklarını düşünen aile bireylerinin her birinin ve Agnes’in kendi seçtiği, resmi görevi infaz gününe kadar Agnes’i ruhsal olarak hazırlamak olan, Rahip Yardımcısı Toti’nin kararın onanması geciktikçe Agnes’le ilişkileri farklı farklı yönlere doğru evrilir. Bu yeni ilişkiler ağının sinerjisiyle Agnes’in hikayesini ve katliam öncesinin Agnes’i gün yüzüne çıkmaya başlar.

İZLANDA COĞRAFYASI
“Ölü Gömme Törenleri”ni bir tarihi suç romanı olarak sınıflandırmak kolay, ancak Kent’in zeki kurgusuyla roman bundan fazlası: Aynı zamanda bir aşk hikayesi (Love Story 1971), aynı zamanda yalnızlığın romanı (Orphan 2009), aynı zamanda ölümün romanı (Dead Man Walking 1995’in aziz ikiz kardeşi) aynı zamanda bir aşağıdakiler-yukarıdakiler romanı da ( Downton Abbey’in şeytani ikiz kardeşi)...
Hannah Kent; dönemin kilise kayıtları, cemaat belgeleri, nüfus kayıtları, yerel tarih yayınları ve sayısız İzlandalıyla yaptığı görüşmelerden biriktirdiklerinden yola çıkmış, boşlukları da zeka dolu bir kurgu örgüsüyle doldurmuş. Agnes’in acıklı hikayesi, Kent’in sürükleyici kurgusu ve temiz, derin, kuvvetli üslubu; kadim İzlanda kültürünün, coğrafyasının ve ikliminin yarattığı ağır havayla desteklenince ortaya duygusal, güçlü ve kolay kolay unutulamayacak özgün bir roman çıkmış. Romandaki her bölüm dönemden orijinal bir belge ya da mektupla başlıyor ve Kent, bu sayede hikayenin gerçekten yaşanmış olduğunu okuyucuya ezberleterek Agnes ile okuyucu arasında kurmayı hedeflediği empati köprüsünü adım adım güçlendiriyor.
Kent, boş umudun kalp ezici ağırlığının okuyucunun göğsüne yavaş yavaş bırakıyor. Ölümün gölgesi, yalnızlık, kuzey halklarının mesafeli ama dürüst sosyal bağları ve İzlanda sahnesi Kent’in oyunu oynayabilmesi için şahane bir kolaj. Esas düğüm olan cinayet gecesi kitabın sonlarına kadar bir perdenin ardında, birkaç defa Kent perdeyi aralar gibi yapsa da karanlıktaki fil kuyruğundan fazlasını vermiyor.

TUHAF TEMPO
Çok az kitap düşük tempoyu bu kadar güzel kaldırabilir. Temposu düşük; çünkü söylenenlerini sindirip, yaşananların karanlığını ve lanetini hissedebilmek için okuyucuya zaman lazım. Bu sindirme esnasında soğuk İzlanda kırsalının ve 19.yy yaşamının İhsan Oktay Anar romanlarındakinin benzeri sunumla roman asla boş vitese düşmüyor.

İzlanda aile kültürünün temeli batstofa’lar (büyükoda), sahile vuran balinalar, peynir altı suları, evlerin yağ kokan havası, kurutulmuş morina balıkları, bir Akdenizlinin tahayyüllerinin ötesinde dondurucu rüzgarlar, kışın karanlığı, yazın bitmek bilmez aydınlığı, kuzgunlar, pencerelerde cam yerine gerilmiş koyun mideleri, , çatı yerine toprak ve kuru otlar, kızıllığın sinsiliğe delalet olduğu benzeri batıl inançlar, felaket alameti olarak kuzey ışıkları... Kışın evin ateşi yanlışlıkla sönerse ölümle burun buruna gelineceğini bilenlerin yaşadığı bir coğrafya ve kültürle tanışmak heyecan verici. Her şeyin yanında bu kitap, Üniversitelerde sosyal antropoloji alanında kürsü hak eden bir kültüre açılan bir pencere... Maktül Natan ve Agnes’in karınlarında kelebeklerin uçuştuğu dönemlerden: “Yukarılarda, Vatnsnes’in orda deniz daha farklıdır. Fiyortlardaki su bazen ayna gibi pırıl pırıl görünür. Öyle ki üzerine düşen ışığı yakalayıp yutmak gelir içinden. ‘Ölü bir adamın gözleri kadar parlak’ derdi Natan.” Agnes ateşe biraz daha yaklaştı. “Bir seferinde iki buzdağının birbirine sürtündüğünü görmüştüm. Rüzgar ikisini birden sürüklüyordu. Benden yana yaklaştıklarında, her iki dev kütlenin sığlığında yaloslar (Akarsularla denize taşınıp dalgalarla kıyıya gelen çeşitli büyüklüklerdeki odun parçaları ) biriktirdiğini fark ettim. Bir süre sonra korkunç bir çarpışma sesi duyuldu ve yalosların alevler içinde kaldığını gördüm.”
Agnes’in ağzından yazılan, okuyucuya seslendiği bölümler ayrı ayrı kuvvetli ve sarsıcı. Rahip Toti’nin romandaki vazifesi de etkin bir karakter olmaktan ziyade Agnes’in hikayesini anlatacağı bir kulak, ancak diğer tüm karakterler kanlı canlı, yüzeysellikten uzak ve sahnenin istenilen şeklini almasında belirleyici unsurlar haline getirilmiş.
Hannah Kent sayesinde Agnes Magnusdottir’in adı ve anısı hatırlanacak. Ama o hatırlanmak değil yaşamak istiyordu. Gençliğinde adına Burfell Agnes (Yanardağın Kızı Agnes) diye şiirler yazılan, Ateşin Kızı Agnes: “Gökyüzü yaklaşıyor, bir an bulutlara çarpacak gibi oluyorum, ama sonra beni bir ata bindirdiklerini anlıyorum. Beni bir ceset gibi mezara götürüyorlar, ölü bir kadın gibi toprağa gömecekler, bir taş gibi saklayacaklar. Gökyüzünde kuzgunlar var; hangi kuş suyun altında uçar ki? Hangi kuş, aşağıda onu dinleyecek taşlar olmadan şarkısını söyleyebilir? “
Yılın bu en sıcak günlerinde; akşam gökyüzünün rengi laciverte dönmeye başladığı saatlerde, fonda Sigur Ros serin derinliğiyle bilinçaltına işlerken, klimayı bir iki derece daha düşürüp okunması son önerim. Yama-işi kaplı bir kanepede bağdaş kurmak opsiyonel.

Ölü Gömme TörenleriÖlü Gömme Törenleri

Hannah Kent

Detay için tıklayın

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam