VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Fitzgerald’ın küçük gizli hazinesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Fitzgerald’ın küçük gizli hazinesi

20’nci yüzyılın en iyi Amerikan romanlarından biri kabul edilen “Muhteşem Gatsby”nin yaratıcısı Scott Fitzgerald’ın aşk ve ilişkilere dair dört kısa öyküsünün toplandığı “Cazibe” Caz Çağı’na bir pencere açıyor.

MİNE AKVERDİ DENKTAŞ



Yarım kalan aşklar, kovalanan son şanslar, karşılık bulamayan duygular, parlayan ve sönen umutlar, kıskançlıklar, rekabetler, sürpriz seçimler, sahte ilişkiler, kalp kırıklıkları, düş kırıklıkları... Amerikalı ünlü yazar F.Scott Fitzgerald’ın 1920-1930 yılları arasında yazdığı çok sayıda öyküsünden aşk ve ilişkilere odaklanman dördünü biraraya getiren “Cazibe (Magnetism)” işte bu temalarla dans ediyor. Ve kaçınılmaz olarak yazarın başyapıtı “Muhteşem Gatsby”i hatırlatıyor. Tıpkı onun gibi, I. Dünya Savaşı sonrası yaralarını hızla sarıp büyüyen ekonomisiyle büyük bir toplumsal yükseliş yaşayan Amerika’nın “çılgın yirmiler” ya da yazarın tabiriyle “Caz Devri” döneminde savaşın içinde büyüyüp sonrasında gelen rehavet ile dejenere olan, para, eğlence ve sahte ilişkileri hayatının merkezine alırken sevgi, şefkat ve samimiyeti unutan bir toplumdan insan manzaraları sunuyor. Öyle ki, bir roman dramatikliğinden ziyade kısa öykünün gerektirdiği usta bir sadelikle anlatılan bu basit hikayeler Fitzgerald’ın büyük romanına girişmeden önce kalemini alıştırdığı küçük eskizler sanki...

Kısacası “Cazibe”, Fitzgerald’ın “büyüyüp de bütün tanrıların ölmüş, bütün savaşların verilmiş, insanoğlunun bütün inançlarının sarsılmış oldugu gerçeğiyle karşı karşıya kalan bir nesil” diye tanımladığı bu “kayıp kuşak” ve o çılgın “Caz Çağı”na küçük bir pencere aralıyor; bir de Fitzgerald’ın hayatına...

ZENGİNLİĞİN KIYISINDA

20. yüzyılın en büyük Amerikalı yazarlarından biri olarak kabul edilen Francis Scott Key Fitzgerald’ın hayatında eselerindeki temaların izlerini görmek pekala mümkün. Çünkü o da o kayıp kuşağın bir ferdi. 1896’da St Paul, Minnesota’da hali vakti yerinde orta sınıf bir ailenin tek oğlu olarak dünyaya geldi. Sessiz, zarif, kibar ve çekici bir adam olan İrlanda kökenli babası Edward’dan centilmenliği, toptancılıktan kazanılmış parayla ailenin geçimini sağlamaya yetecek küçük bir servete sahip olan İrlanda Katoliği annesi Mary McQuillain’den de her konuda iyi eğitim almak gerektiğini öğrendi. Evleri zengin ve seçkin ailelerin yaşadığı popüler bir yer olan Summit Avenue’nun hemen dışındaydı. Ancak Fitzgerald ailesi zengin mahallesinden sadece birkaç blok ötede yaşasa da oradakiler gibi “doğuştan zengin aile” statüsünde görülmüyorlardı.

Annesi zeki, yakışıklı ve hırslı oğlununun hali vakti yerinde bir ailede büyümenin getirdiği bütün avantajlardan yararlanmasını istediğinden, Scott zengin çocuklarıyla birlikte okudu, onlarla dans, yelken, yüzme kurslarına gitti, ama yine de tam olarak onlardan biri olamadı. Scott Fitzgerald’ın toplumsal sınıflar ve hiyerarşik katmanlara dair ilk gözlemleri işte böyle başlıyordu.

Yazma konusunda yeteneği olan genç Scott’un ilk hikayesi 13 yaşındayken okulu St. Paul Academy’nin gazetesinde yayınlandı. Daha sonra prestijli bir okul olan Newman School’da ve ardından girdiği Princeton Üniversitesi’nde, zengin sınıf arkadaşlarıyla arasındaki ekonomik uçurumun benliğinde yarattığı tahribatı azaltmak için yazarlığa giderek daha çok ağırlık verip bir çok öykü ve birkaç tiyatro oyununa imza attı. O sıralar en önemli ilham kaynağı ise Princeton’da tanıştığı Chicago sosyetesinin genç ve renkli simalarından Ginevra King’di. Fitzgerald, Ginevra ona izin verdiği sürece peşinden ayrılmadı ve ona her gün dokunaklı aşk mektupları yazdı.
Fitzgerald’ın ilk aşkı Ginevra, ilk romanı “Cennetin Bu Yakası (This Side of Paradise)”taki Isabelle Borge’nin ve daha sonra karısı Zelda’nın etkisiyle de zenginleşecek “Muhteşem Gatsby”deki Daisy’nin ilham kaynağıydı. Yazarlığa kendini fazla kaptırıp dersleri boşlayan Fitzgerald 1917’de okulu yarım bırakıp orduya katılmaya karar verdi. Savaşta ölürse en azından ardında bir roman bırakmış olmak düşüncesiyle orduya yazılmadan hemen önce alelacele ilk romanını yazdı. “The Romantic Egotist”, götürdüğü yayıncıdan övgü alsa da basılmaya değer bulunmadı.

EDEBİYATIN ALTIN ÇİFTİ

Orduda görevli olarak Montgomery, Alabama’daki bir askeri kampa gönderilen Fitzgerald burada hayatının aşkı Zelda’yla tanıştı.
Bir Alabama Yüksek Mahkemesi yargıcının kızı olan 18 yaşındaki Zelda Sayre, Fitzgerald’ın tanımıyla Montgomery sosyetesinin “altın kız”ıydı. 1918’de savaş sona erdiğinde Fitzgerald, Zelda’yı evlenmeye ikna etmek ve Amerikan materyalizminin simgesi olan hızlı cemiyet yaşamına dâhil olmak için, iyi bir gelir ve sağlam bir kariyer elde etmek amacıyla New York’a gitti ve bir reklamcılık şirketinde yazar olarak işe girdi. Ama Zelda onu bekleyemeyeceğini söyleyerek nişanı attı. Fitzgerald birkaç ay sonra bu işten ayrılıp tekrar St Paul’e dönerek ilk romanının üzerinde yeniden çalışmaya başladı.

Bu kez “Cennetin Bu Yanı” adını verdiği, aşk, açgözlülük, sınıfsal farklılıklar, kalp kırıklığı gibi temalar ve otobiyografik öğelerden dem vuran ilk romanı 1920’de basıldı ve hedefi tam 12’den vurdu. Öyle ki, Fitzgerald bir gecede meşhur oldu. Daha ilk romanıyla, 24 yaşında, ülkenin en çok gelecek vaadeden yazarlarından biri ilan edilen Scott Fitzgerald, romanın yayımlanmasından bir hafta sonra Zelda Sayre ile New York’ta evlendi. Bir yıl sonra tek çocukları olan kızları Frances Scott dünyaya geldi.

Erken gelen şöhreti heyecanla kucaklayan Scott ve Zelda Fitzgerald çifti hemen şaşaalı ve ölçüsüz bir hayata yelken açtı. Zelda güzel ve ne yapacağı pek belli olmayan bir kızdı. Fitzgerald’ın romanlarında sıklıkla yer verdiği yeni jenerasyonun asi ruhlu kızları için önemli bir esin kaynağıydı. Toplum içinde sigara ve içki içen, müstehcen espriler yapan; başarılı bir ressam, dansçı ve yazar olarak 20. yüzyıl Amerika’sı için çağdaş ve beğeni toplayan bir kadındı. Çiftin modaya yakın ilgileri, alkolle dolu hayatları onları edebiyat dünyasının hayranlık uyandıran çiftlerinden biri haline getirdi.

Ancak bu evlilik hep böyle mutlu sürmeyecek, Zelda’nın dengesiz ruh hali ve sinir krizleri ile travmatik bir hal alarak Fitzgerald’ın yaşamını ve yazdıklarını ciddi biçimde etkileyecekti. 1922’de sorunlu bir evliliği anlattığı ikinci romanı “The Beautiful and Damned (Güzel ve Lanetli)”yi yayınlayan Fitzgerald, kendinin de içinde bulunduğu, savaş sonrası kendini eğlenceye vermiş materyalist ve kayıp jenerasyonu ve çılgın 20’lerin Caz Çağı‘nı da ilk kez tanımlıyordu: “Mucizeler çağıydı, sanat çağıydı, aşırılık çağıydı, yergi çağıydı.”

YAŞARKEN KIYMETİ BİLİNMEDİ

Scott ve Zelda Fitzgerald’ın 1924’te yenilik arayışıyla Paris’e taşındı. 1920’lerde Paris memleketlerinden göç etmiş sanatçıların buluştuğu bir yerdi; maço karakteriyle kibar Fitzgerald’dan çok farklı olsa da kısa sürede onunla çok yakın arkadaşı olacak olan Amerikalı yazar Earnest Hemingway de bunlardan biriydi.

Paris’teki alkol ve eğlence dolu çılgın ve entelektüel yaşam önce Fitzgerald’ın yazarlığının gelişmesinde büyük rol oynadı. Nihayet 1925’te başyapıtı “The Great Gatsby (Muhteşem Gatsby)”yi yayınladı. Roman güçlenen Amerikan ekonomisiyle kısa sürede sayılı zenginlerin arasına katılan ve verdiği gösterişli ve eğlenceli ev partileriyle sosyete arasında bir efsaneye dönüşen gizemli genç adam Jay Gatsby’nin hikayesini anlatıyordu. Gatsby’nin bu ihtişamlı hayat tarzının ardına sakladığı asıl amacıysa yıllar önce âşık olduğu fakat aralarındaki sosyal statü farkı yüzünden başkasıyla evlenmeyi seçen Daisy Buchanan’ın sevgisini geri kazanmaktı. “Muhteşem Gatsby” hüzünlü bir aşk hikayesinin yanında, çılgın 20’ler, materyalist toplum, sınıfsal hiyerarşi ve yıkılan Amerikan rüyası ekseninde döneme dair ağır bir toplumsal eleştiri de sunuyordu.
Ancak bugün Amerikan edebiyatının en ünlü ve en büyük eserlerinden biri sayılan “Muhteşem Gatsby” ne yazık ki ilk yayınlandığında pek ilgi görmedi. Şimdi her sene 500 bin kopya satan bu şaheser, o dönemde 20 binin biraz üzerindeki satış rakamıyla ilk iki romanını bile yakalayamadı. Kıymeti ancak Fitzgerald öldükten sonra, 1950’lerde ve 60’larda anlaşılacaktı.

İHTİŞAMLI YAŞAMA TRAJİK SON

“Muhteşem Gatsby” ile yazarlığının zirve noktasına ulaşan ama karşılığını bulamayan Fitzgerald alkolizmin pençesine düştü. Yazmakta güçlük çeken Fitzgerald geçim kaynağını kaybetmişti ve çift eski ihtişamlı hayatlarını yitiriyordu. Zelda art arda geçirdiği sinir krizleri yüzünden sürekli hastane ve ruh sağlığı kliniklerine yatarken Fitzgerald geçimlerini gazete ve dergilere kısa öyküler satarak sağlıyordu.

Zorluklar ve travmalarla geçen uzun bir dönemin ardından 1934’te Scott Fitzgerald uzun yıllardır üzerinde çalıştığı dördüncü romanı “Buruktur Gece (Tender Is The Night)”ı yayımladı. Ama sonradan önemli bir roman olarak alkışlanacak olan bu kitabı da ilgi görmedi. Zelda’yı daimi olarak kliğine yatıran Fitzgerald, alkol ve depresyonla geçen birkaç yılın ardından Hollywood’da senarist olarak kendine iş buldu. Ama bu işten iyi para kazansa da nefret ediyordu. 1939’da beşinci romanı “Son Düş (The Love of the Last Tycoon)”u yazdığı sırada geçirdiği bir kalp krizi sonucu 21 Aralık 1940’ta, 44 yaşındaken hayata gözlerini yumdu. Bugün eleştirmenlere bakılırsa Fitzgerald’ın yarım kalmış son romanı eğer tamamlansaydı onun en büyük eseri olacaktı.
Oysa F. Scott Fitzgerald, ruhu başarısızlık hissiyle dolu bir şekilde, tıpkı yarattığı roman kahramanları gibi hayal kırıklığı içinde öldü.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163