VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
06 Kasım 2015 Cuma | Anasayfa > Haberler > Fotoğraflarımı çocukluğunu hatırlattığı için seviyorsun
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Fotoğraflarımı çocukluğunu hatırlattığı için seviyorsun

Böyle diyormuş Ara Güler Orhan Pamuk’la, eski fotoğraflara bakarken. Şimdi bu fotoğraflardan 230 tanesi yeni bir bölümle “İstanbul-Hatıralar ve Şehir”e eklendi.



İstanbul Orhan Pamuk’un romanlarında bir mekan olarak değil bir kahraman olarak ortaya çıkar. Bu “Benim Adım Kırmızı“da 16. yüzyıl sonu İstanbul’uyken son romanı “Kafamda Bir Tuhaflık”ta ise inşaat sektörünün gölgesinde tüm mahallelerini yitiren bir İstanbul’u olur.

“Kara Kitap”ta da, “Sessiz Ev”de de, “Cevdet Bey ve Oğulları“nda hatta “Beyaz Kale”de de İstanbul romanın mekanı olmaktan bir şekilde çıkar, kendini dillendirirdi. Çünkü Orhan Pamuk, kendisini hep “İstanbulluyum” diye tanımladı. Üstelik o bu kimliği her zaman bir hemşehriliğin ötesinde kullandı. Öyle ki, biyografisini kaleme aldığı “İstanbul-Hatıralar ve Şehir”de kendisine, hayatına da bu şehre bakar gibi bakmış, onu anlatır gibi anlatmıştı ve şöyle demişti bir röportajında:
“Mesele insanın çocukluğunu bir altın çağ olarak icad edip bunu ballandırarak ve güzel bir şeyler yazma azmiyle yazmasıdır.

Ben bununla birlikte çocukluğumu belirleyen İstanbul’u anlatmayı birleştirdim. Yani kitabın iki derdi vardı. Bir; kitabın kapağındaki çocuk ve bu çocuk (yani ben) nasıl büyüdü ve kafasından neler geçti? Diğer derdi ise İstanbul. Çünkü o çocuk İstanbul’da yaşıyor ve tüm bunlar burada olup bitiyordu.
Ayrıca o şehrin bir hüznü derdi var, tarihle bir derdi... Bir zamanlar büyük bir yermiş, dünyaya hükmeden bir şehirmiş, şimdi taşra şehri gibi olmuş ve onunla hesaplaşması var. Bir de güzelliği var.

Bütün bunların birleşmesinden doğan da bazı manzaralar, bazı duygular. Onlarla çocuk ne yapıyor? Bu düşüncelerle yavaş yavaş şehre açıldım.”

2003’te yayımlanan “İstanbul-Hatıralar ve Şehir” bu nedenle İstanbul’un da biyografisi olarak görülmüş, yorumlanmıştı. İçinde Orhan Pamuk’un, yani ünlü bir yazarın, ilk 22 senesine dair anıların yer aldığı kitapta İstanbul’a ve kültürüne dair 200 fotoğraf da bulunuyordu.





Orhan Pamuk, bu kitaba şimdi ek bir yorum getirdi ve 230 fotoğraf daha ekledi. Bir de “Fotoğraf Toplamak” isimli bir bölüm. Zira Pamuk’un yazarlık serüvenini bilenler “Sessiz Ev”deki Faruk gibi kendisinin de arşivleri, sahafları, eskicileri çok sevdiğini hatta “Masumiyet Müzesi”ndeki Kemal gibi işi bir müzeye vardırdığını bilir!
Şöyle diyor “Hatıralar-İstanbul ve Şehir”in yeni baskısında:
“2000 yılında İstanbul üzerine yarısı hatıra, yarısı şehir üzerine düşünsel bir deneme biçimindeki kitabı yazmaya başladığımda, aslında fotoğraf ve resim kullanma niyetim hiç yoktu. Kitabın yarısına geldiğimde, özellikle aile bölümlerinde 1950-1970 arasında çekilmiş fotoğrafların anlattıklarımı çok iyi resimleyeceğini düşündüm. Böylece aile fotoğraflarını seçmeye ve onlara bakarak yazmaya başladım. Daha sonra, manzara, hüzün, tarih, 19. yüzyılda İstanbul’a gelen Batılı gezginler, kenar mahalle, taşralılık ile ilgili şeyler yazarken de fotoğraflardan ve gravürlerden yararlanmam gerektiğine karar verdim. Önce söylemek istediğim şeyleri resimsiz bir kitap için yazar gibi konuyu kelimelerle tüketerek yazıyor, sonra toplamakta olduğum şehir manzaralarını bu metnin içine yerleştiriyordum. Bunun için çoğu zaman anlatıyla fotoğrafı ve resmi ilişkilendiren birkaç cümle de kurardım. Yani metnin fotoğrafı sarmasına, ona dokunmasına özel bir önem veriyordum. Kendi kendime fotoğrafların altına açıklama yazılmayacak diye bir kural koymuştum. Resmin anlamı ve bağlamı bölümün içinden çıkmalı, altyazıdan değil diye düşünüyordum. Fotoğraflar ve resimler tek tek eşyaları, sokakları, kişileri gösterse bile, onların asıl görevi bir duyguyu, bir atmosferi vurgulamak, ortaya çıkarmaktı.

2003 yılında metni 200 fotoğraf ve imgeyle yayımladıktan sonra da fotoğraf toplamaya devam ettim. Amacım İstanbul’un bütün “güzel” fotoğraflarını toplamak değildi. Kitapta anlattığım konuları, duyguları gösteren, ortaya çıkaran, büyüten siyah beyaz fotoğrafları topluyordum. Bu dürtüyü en çok büyük fotoğrafçı Ara Güler’in 1950-80 arasında çektiği İstanbul fotoğraflarına bakarken hissediyordum. Ara Güler’in hayatının büyük çoğunluğunu geçirdiği ve bugün bir çeşit Ara Güler arşivi işlevi gören ve ileride başarılı bir müze olmasını umduğum Galatasaray meydanına iki adım uzaklıktaki aile evi, fırsat buldukça gidip eski İstanbul fotoğraflarına baktığım bir çeşit arşiv-cennettir benim için. Ara Güler hâlâ bazan bana ‘sen benim fotoğraflarımı çocukluğunu hatırlattığı için seviyorsun’ der. Ben de ona onun fotoğraflarını güzel oldukları için sevdiğimi anlatırım. Böylece güzellik-hatıra ilişkisi üzerine konuşmaya başlarız. Elbette ki güzellik ve şehir manzarası gibi kavramlar hatıralarımızla iç içedir ve bu kitap da bu ilişkinin ürünüdür. (...)

Beni eski fotoğraflara bağlayan daha ince zevk ise, bazı duyguları yeniden yaşamak, kendimi bir an hâlâ o zamanlarda yaşıyormuş gibi hissetme ihtiyacı idi. “Evet, o zamanlar dünyanın dışında, kenarda, önemsiz hayatlarımız vardı!” diye hatırlardım. “Evet, bu sokak bana esrarengiz bir yere gidiyormuşum duygusu verirdi!”.

“Evet, şimdi herşeyin yeni ve gereksiz olduğundan şikâyet ettiğimiz gibi, o zamanlarda da herşeyin eski ve kullanışsız olduğundan şikâyet ederdik.” Bu resimli kitabı, daha çok bu ikinci çeşit zevkler için hazırladım. Çünkü bu fotoğraf ve resimlerden okura geçecek duygunun, 1950-75 arası İstanbul sokaklarından bana geçen duygulara yakın olacağına saflıkla inanıyorum.”


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163