VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Gabo’nun Demir Perdesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Gabo’nun Demir Perdesi

Márquez’in 1950’lerde gazeteci olarak Doğu Avrupa’daki sosyalist ülkelere yaptığı seyahatin güncesi ilk kez Türkçede. Doğu Almanya’dan başlayıp Sovyetler Birliği’ne uzanan bu serüvenin izlenimlerinde Márquez’i çağdaşı Batılı gazetecilerden ayıran tek şey, yazarın kendine has renkli anlatımı.

MAHİR ÜNSAL ERİŞ




Lise yıllarımda “İki Sovyet Rusya İki Polonya” adlı bir kitap okumuştum. Nadir Nadi’nin 1935-1965 yılları arasındaki Rusya ve Polonya seyahatlerine dair izlenimlerini anlattığı bu kitabı çok ilginç bulmuştum. İlginç olmasının temel sebeplerinden biri, Demokrat Parti milletvekilliği de yapmış olan gazeteci Nadi’nin, babası Yunus Nadi’nin vefatına kadar yazar, sonrasında ise başyazar olarak bulunduğu Cumhuriyet Gazetesi’nin, İkinci Dünya Savaşı boyunca açıktan “Almanya taraftarlığı” yapmış olmasıydı şüphesiz. Nazi demeyeyim haydi ama en azından III. Reich’ın Türkiye’deki taraftarlığının sesi olma görevini savaşın bitimine, Demokrat Parti yandaşlığını da 50’lerin ortasına kadar gazetesi vasıtasıyla sürdüren Nadi’nin reel sosyalizm deneyiminin yaşandığı bu iki ülkeye dair izlenimlerini oldukça şaşırtıcı bulmuştum.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından tüm dünyada hızla yükseltilen Amerikan kaynaklı anti-komünizm dalgasına rağmen Nadi, bu iki ülkeden de neredeyse sosyalizme âşık olarak, bu ülkelerdeki toplum yaşamına dair hayranlıklarla ayrılıyordu. Hemen her şeyin beklediğinden çok daha ötede olduğunu görüyor, soğukkanlılığını kaybetmemeye çalışarak övüyordu bile hatta. Buna oldukça şaşırmış, bir şey hakkında fikir sahibi olmakla o şeyi tanımanın aynı şey olmadığına dair bir ders olarak almıştım.

Gezi günlüğü
Geçtiğimiz günlerde Can Yayınları, Gabriel Garcia Márquez’in şimdiye kadar Türkçeye çevrilmemiş bir metnini dilimize kazandırdı. İnci Kut’un şık çevirisiyle okuyucuya ulaşan, “Doğu Avrupa’da Yolculuk” adlı bu metin, Márquez’in, Nadi’yle aynı yıllara denk gelecek zamanlarda çeşitli halk demokrasileri ve sosyalist ülkelere yaptığı seyahatlere dair izlenimlerini içeriyor. Gezi günlüğü denebilecek bu metin, bu usta yazarın elinde elbette müthiş bir kitaba dönüşmüş. Kitabı okur okumaz aklıma Nadir Nadi’nin “İki Sovyet Rusya İki Polonya”sı geldi. Elbette, teşbihte hata olmaz, bu iki kalem erbabını mukayese ediyor değilim. Ama metinde karşılaştığım ve beni şaşırtan hâlin Nadir Nadi’nin metninden tanıdığım bir his olduğunu fark ettim. Hiç şüphesiz ki Márquez, kendine has gözü ve en incelikli insani ayrıntıları ifade etmekteki maharetiyle ortaya enfes bir metin çıkarmış. Bu metnin Türkçeye çevrilmesi için geç bile kalınmış hatta. Bununla birlikte “Doğru Avrupa’da Yolculuk” boyunca, Márquez’in gördüğü, gözlemlediği her şeyi oldukça baskın bir anti-komünist tonla aktarmasında, bu ülkelerin yerli halklarıyla iletişim kurduğunda takındığı tuhaf, Batılı kibrine ne kadar şaşırdığımı da itiraf etmeden geçemeyeceğim.

Tüm Batılı gazeteciler gibi
Márquez’in “Demir Perde” anlatısı Almanya’dayken, Batı Berlin’den Doğu Berlin’e geçişiyle başlıyor. Aynı şehrin içinde tarihin en büyük psikolojik kavgasını yapan iki gücün, Amerika ve Sovyetlerin biçimlendirdiği hayatı kıyaslayarak, birbirinden ince ayrıntıları yakalayarak girişiyor yolculuğa Márquez. Batı’da kurulan Amerikan tarzı hayata karşı, yerle bir olmuş Berlin’in doğu parçasında yerleşmeye çalışan Sovyet tarzı, Sovyet aklı, Sovyet düzeni ve askeri. Ardından yolculuk Çekoslovakya ve Polonya’ya doğru ilerliyor. Bu ülkelerde de yazar, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kendini yeniden kurmaya çabalayan, küllerinden doğmaya uğraşan iki genç ülkeden ziyade o dönemde buraları ziyaret etmiş hemen tüm Batılı gazeteciler gibi, kadınların naylon çorap bulamamasından, yemeklerin kötülüğünden, şehrin harabeler ve inşaatlarla dolu bir şantiyeye dönüşmüş olmasından dem vuruyor büyük bir ustalıkla, oldukça keskin ayrıntıları izleyerek. Ardından rotasını Sovyetler’e doğru çeviriyor Márquez. Burada da objektif olmaktan çok uzak, biraz “Amerikalı” sayılabilecek gözlemler toplayarak anlatısını Macaristan’la sonlandırıyor.

Márquez’in -ya da tüm Latin Amerika’nın onu andığı adıyla Gabo’nun- okurları olarak bizler için Türkçeye yeni bir metninin çevrilmesi elbette muhteşem bir haber. Bununla beraber metnin tamamındaki anti-komünist ve kibirli tonun kimi yerlerde anlatının önüne biraz olsun geçtiğini de gözlemlediğimi ifade etmek isterim. Elbette dünya değişiyor, tüm dünyaya hitap eden Márquez gibi yazarlar da dünya siyasetini dönemin ruhuyla yorumlayabiliyorlar. Ve hiç kuşku yok ki, bu durum onların tüm dünyaya hitap edebilecek derinlikte yazarlar olduğu gerçeğiyle tamamen ilgisiz.


KİTAPTAN...

Dünyanın en büyük köyü


“Moskova -dünyanın en büyük köyü- insani ölçülerde yapılmamış. Yorucu, şaşırtıcı, ağaçsız bir yer. Binalar, Ukrayna köylerindeki aynı minik evlerin müthiş boyutlarda büyütülmüş şekli. Saki aynı duvarcı ustalarına, o korkutucu dekorasyon duygularını geliştirsinler diye, daha fazla mekân, daha fazla para ve daha fazla zaman verilmiş gibi bir şey.
(…)
Hayran olunacak bir içtenlikle her şeye gönüllü olan Moskovalılar, evlerini ziyaret etmekte ısrar ettiğimizde kuşku uyandırıcı bir direnç gösteriyorlardı. Pek çokları razı oluyordu: Mesele şu ki onlar çok iyi yaşadıklarını sanıyorlardı ama aslında kötü yaşıyorlardı. Biz yabancılar evlerinin içini görmeyelim diye hükümet onları hazırlamış olmalıydı.
(…)
Bu festival, kırk yıl boyunca dünyadan kopuk yaşayan Sovyet halkına sunulan bir sirk gibiydi. İnsanlar, yabancıları görmek, etten kemikten yapıldıklarını anlamak için onlara dokunma arzusundaydı. Ömürlerinde tek bir yabancı bile görmemiş pek çok Sovyet insanıyla karşılaştık biz. Sovyetler Birliği’nin her köşesinden koşup gelmişlerdi. Bizlerle konuşmak için yabancı dilleri bir çırpıda öğrenmişler böylelikle Kızıl Meydan’dan bir yere kımıldamadan ülkenin her yerine seyahat etme fırsatını vermişlerdi bizlere.”

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163