VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Galeano’nun tarihi değiştiren kadınları
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Galeano’nun tarihi değiştiren kadınları

Eduardo Galeano “Kadınlar” adlı kitabında insanlığın kusurlarını kadınların dilinden anlatıyor. Galeano’nun seçtiği kadınların ortak noktaları, erkeklerin egemenliğine, baskıya, haksızlıklara karşı savaşmaları ve kendi kaderlerini çizmeye çalışmaları.

TEKİN BUDAKOĞLU


Bütün bir edebiyat tarihi, büyük sanatçı olmanın yalnızca ortaya çıkartılan ürünlerden oluşmadığının kanıtlarıyla doludur. Ürün ne kadar özgün, sarsıcı ve baş döndürücü olursa olsun, onu ortaya çıkartan sanatçıya bir şekilde ulanmıştır ve ondan tamamen ayrıştırılamaz, kopartılamaz. Dolayısıyla ürün kadar, sanatçının durduğu açı, olaylara yaklaşımı ve gösterdiği reaksiyonlar da zamanın yok eden, ufalayan hırpanîliğine direnme kuvveti gösterir; kısacası büyük sanatçı, her şeyden evvel dünyanın aksaklıklarına, yanlışlarına işaret eden ve bu huyundan taviz vermeyen kişidir.

Bugün artık edebiyattan beklenenler farklılaştı: baskı merkezleri kendi varlıklarını tehlikeye sokmamak adına bir köşeye çekilip yalnızca ürününüzle ilgilenmenizi istiyor; okur ise sürekli günceli takip etmenizi, kendisine kolay metinler vererek kısa sürede gözünün önünden çekilmenizi, televizyonlarda sık reklam veren firmalar gibi popülerliğinizi canlı tutmanızı bekliyor. Diğer türlü ya unutuluyor ya da sesiniz ne kadar gür çıkarsa çıksın kulakları tıkalı kitleler tarafından duyulmuyorsunuz. Sonuç: ne yazık ki dünyanın kadim hastalıklarını ısrarla gün yüzüne çıkartan sanatçıların git gide azaldığı bir çağdayız. Sözünü sakınmayan, vicdan sahibi yazarların başında, “Latin Amerika halkının mustarip olduğu unutkanlıkla savaşmak için” yazdığını söyleyen ve ne yazık ki 2015 yılında kaybettiğimiz Eduardo Galeano geliyor.

HAPSE ATILDI,
SÜRGÜNE GÖNDERİLDİ


Yaşamı boyunca pek çok zorluk yaşadı Galeano. Aykırı ve muhalif düşünceleri yüzünden hapse atıldı, sürgüne gönderildi, askeri darbeden kaçarak İspanya’ya yerleşmek zorunda yaşadı. Malumdur; büyük badireler, büyük karakterleri yaratır. Benzer muameleye maruz kalan kimi yazarlar gibi susmak yerine daha çok ve daha yüksek sesle konuştu Galeano; büyülü gerçekçiliğin ilk ateşini yakan Juan Rulfo ve J. C. Onetti’nin izinden yürüyerek ortaya çıkardığı metinlerinde, kulağını yalnızca Latin Amerika’nın değil, bütün dünyanın sorunlarına açtı. Böylelikle yerel sorunlara dem vuran, algı çerçevesi sınırlı bir yazardan çok “dünyanın vicdanı“ oldu o. Üstelik Galeano’ya bu sıfatı yakıştıran, ünlü İngiliz yazar John Berger’di. Resmî tarihi bir köşeye atıp, “top gibi döndüğünü“ düşündüğü dünyanın seslerini, acılarını, kahkahalarını dinledi Galeano. Hafızayı canlı tutmak amacıyla kıyıda köşede unutulanı, yok sayılanı, değersiz görüleni ortaya çıkarttı ve baskı merkezlerinin, işkencecilerin, işini bile isteye savruk yapanların karşısına dikildi: Galeano’nun istisnasız bütün anlatılarında, duyarlı bir yüreğin atışlarındaki ezgiyi duyarsınız.

VİCDAN ÖYKÜLERİ

Öfke ve şiddetin bir türlü dinmediği bir coğrafyada, gün be gün kadına yönelik cinayet, saldırı, tecavüz haberlerini duyuyor, görüyoruz. Üstelik kaşıdıkça azan kuvvetli bir yara gibi bu durum; ne kadar önlem alınmaya çalışılsa da yinelemeyi, katmerlenerek çoğalmayı sürdürüyor.
Peki dünyadaki durum, bizdekinden çok mu farklı? Bu kitapta da kalemini bütün dünyanın üzerinde gezdiriyor ve kadınların öykülerini anlatıyor Galeano. Kadınların makûs talihinin tarihin her anına, hemen her topluluk ve mekâna sirayet ettiğini görüyorsunuz.

Bu kadınların kimi kadim zamanlardan; sözgelimi İsa’dan önce 44 yılında rüyasında öldürüleceğini düşündüğü için kocasından evden çıkmamasını isteyen fakat senatoya giden Jül Sezar’a dinletemeyen Calpurnia, şaşaalı hükümdarları dize getiren Kleopatra, Sultan’ın kellesini uçurmaması için ona binbir hikâye anlatan Şehrazat; kimi zaman da hasta yatağında otoportlerini yaparak hayata tutunan Frida Kahlo, zencileri köle durumuna düşüren beyazlara karşı blues şarkılarıyla isyan eden Bessie, yazdığı iki bine yakın şiirin yalnızca birkaçını -o da erkek ismiyle- yayımlayabilen Emily Dickinson.
Galeano, bu tanıdık isimlerin yanı sıra, aynı duyarlılıkla Güney Amerika’da cadı olduğu düşünülerek öldürülen köle Tituba’yı, 1840’larda Hukuk Fakültesindeki derslere göğüslerini çift korseyle gizleyip erkek kılığına girerek devam etmek zorunda kalan Concepción Arenal’i, Kahire’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi için parlamentoyu işgal eden Doria ve arkadaşlarını, Ekvator’un bağımsızlığı için kritik kararı veren cesur Manuela’yı anlatıyor.Galeano’nun seçtiği kadınlar ve onların öyküleri bütün coğrafya ve kültürlerden. Üstelik pek çoğu, adı sanılan duyulan kimseler değil. Yalnızca tek bir ortak noktaları var: erkeklerin egemenliğine, baskıya, haksızlıklara karşı isyan etmeleri; savaşmaları ve kendilerine biçilen kader yerine kendi kaderlerini çizmeye çalışmaları. Galeano, insanlığın kusurlarını, bu kez kadınların dilinden anlatıyor.


María de la Cruz

( 1961. Havana)
İstiladan kısa bir süre sonra halk meydanda toplanıyor. Fidel ellerindeki tutsakların çocuk ilaçlarıyla değiş tokuş edileceğini ilan ediyor. Ardından okuma yazma öğrenen kırk bin köylünün diplomalarını veriyor. Yaşlı bir kadın kürsüye çıkmak için ısrar ediyor, o kadar ısrar ediyor ki sonunda çıkarıyorlar. Boyuna göre oldukça yüksekte kalan mikrofonu almak için boşuna çabalarken Fidel imdadına yetişiyor:
“Ben sizi tanımak istiyordum, Fidel. Size şunu söylemek istiyordum...”
“Beni utandırıyorsunuz.”

Ama her tarafı buruşuk ve kemikleri görünen ihtiyar kadın onu övgülere ve minnetlere boğuyor. O okuma yazmayı yüz altı yaşında öğrendi. Kendini tanıtıyor. Kutsal Haç‘ın ortaya çıkarılma gününde doğduğu için adı María de la Cruz’du; soyadıysa Semanat, çünkü köle kızı ve köle torunu bir köle olarak doğduğu şekerkamışı tarlasının adı Semanat’tı.

O dönemde efendiler yazıyı seven zencileri hapse tıkıyorlardı, diye anlatıyor María de la Cruz, çünkü zenciler çan sesiyle ve kırbaç ritmiyle işleyen makinelerdi, işte bu yüzden öğrenmesi bunca zaman almıştı.

María de la Cruz kürsüyü sahipleniyor. Konuşması bitince şarkı söylüyor. Şarkı söyledikten sonra dans ediyor. María de la Cruz dans etmeye başlayalı bir asırdan fazla zaman oldu. Annesinin karnından dans ederek çıktı ve buraya gelene kadar acıyı ve korkuyu dans ederek yendi; burası onun gelmesi gereken yerdi, bu yüzden onu kürsüden indirebilene aşk olsun.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163