VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
18 Haziran 2012 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Gazetecinin işi hakemlik yapmaktır
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Gazetecinin işi hakemlik yapmaktır

Mustafa Mutlu, köşe yazarı rehavetine kapılmayıp meslek hayatının 30’uncu yılına “gazetecilik” yaparak girmiş.

Perihan Özcan

İlk sayfalarda “Yazarın yazdıklarıyla buluşup hesaplaşması cesaret ister” diyorsunuz. Neden? Bu soruyu hem roman yazarı hem köşe yazarı olarak cevaplar mısınız?

Yazdığımız yazıyı yayınlanana kadar binlerce kez okuruz. Ama yayınlandıktan sonra okumak gerçekten cesaret işidir. Mecbur kalınca, birine bir şey anlatmak istediğimizde veya biri bize yazı üzerinden bir şey göstermek istediğinde yazdığımızı okuruz ama genelde okumamayı tercih ederiz. Çünkü her zaman yanıldığını, çuvalladığını görme riski vardır.

30 yıllık gazetecilik hayatınızın ne kadarı muhabir, ne kadarı yönetici olarak geçti?
Marmara Basın Yayın’da öğrenciydim. Üç sene gündüzleri okula gittim, geceleri hem muhabirlik hem gece haber şefliği yaptım. Daha sonra haber müdürü ve yazı işleri müdürü olarak masa başına geçtim. 14-15 sene masa başında kaldım. Sonra kendi isteğimle tekrar sahalara çıktım. 99 Depremi’nden sonra benim için gazeteciliğin anlamı değişti. O güne kadar ekonomi gazeteciliği yapmıştım. Depremde insanların yaşadığı acıları gördükten sonra güncel konulara yöneldim. Zaten 94’ten beri köşe yazıları yazıyordum. 2004 yılında da Vatan’a geçtim.

“Gazetecİlİk yapma olanakları daraltılıyor”
Türkiye’de politika sahnesinde muhalefet şöyle yapılıyor: Ne olursa olsun hükümeti eleştirmek ama hiç alternatif geliştirmemek. Ana muhalefet partisi CHP’nin (Cumhuriyet Halk Partisi) yaptığı da bu... Medyada muhalefet nasıl olmalı sizce? Gazeteci nasıl muhalefet etmeli?

CHP’nin yaptığı, gazeteci muhalefeti. Gazeteci, CHP’nin yaptığını yapmalı. Gazeteci, icraya yönelik bir öneri geliştirmek durumunda değildir. Bu, politikacıların işidir. Gazetecinin işi hakemlik yapmaktır. Maçta düdük çalmaktır. Biri, birine faul mü yaptı? “Arkadaş sen ne yapıyorsun” demektir. Bizde ise tam tersi oluyor. Zamanında gazeteciler hükümetler kurdular, bakanlar atadılar. Özellikle iktidara yakın bazı gazeteciler, bazı spesifik konularda direkt yasa teklif edebilecek kadar uygulamacı oldu. Elbette gazeteci çözüm yolunu da göstermeli ama bunu çözüm önerisi sahiplerinin ağzından yapmalı. Türkiye’nin meseleleri hakkında elli bin tane çözüm önerim olabilir. Ama ne bilimselliği vardır, ne de uygulamadan kaynaklanır.

Türkiye’de olmasaydınız nerede gazetecilik yapmak isterdiniz?

Gazetecilik yapmak istemezdim.

Neden?

Edebiyattan ekmeğimi çıkarabilecek olsaydım, dünyanın hiçbir yerinde gazetecilik yapmak istemezdim. 30 yıllık bir yorgunlukla söylenmiş bir söz de olabilir bu.

Bu düşünce aklınıza ilk ne zaman düştü?

Bu sene. Belki artık gazetecilik yapma olanakları son derece daraltıldığı için. Altı yıldır yazdığınız yazılar gece üçte gazetenin web sayfasına giriyor ve altı yıldır aynı kişi üçü bir geçe annenize küfrediyorsa, siz sabah dokuzda o küfürle uyanıyorsanız; eleştirdiğiniz kesimlerin cemaat, tarikat ve parti üyeleri size hakaret ediyorsa ve yazarları sizi yok etmek için topluca üzerinize geliyorsa; başbakan işinizden olmanız için sizi patronunuza şikâyet ediyorsa; pek çok meslektaşınız işsiz kalıyorsa; omuz omuza çalıştığınız bazı arkadaşlarınız ne olduğu belli olmayan belge, CD ve sözde delillerle yıllardır içeride sürünüyorsa “Kahrolsun” diyorsunuz ya, yapmak istemiyorsunuz bu işi.

Bir gün yazabileceğiniz bir yer kalmazsa ne yaparsınız?

Ben duvarlardan geldim. 12 Eylül’den önce duvarlara yazıyordum. Yine duvarlara yazarım. Artık internet diye bir şey var. En azından belli bir tarihe kadar onu yasaklayamazlar. Yazmak isteyen insan yazacak yer bulur. Yazacak yer olması önemli değil, yazılacak şey olması önemli.

“Yaptığım iş belgelerle soru sormak”
Sadece hükümeti değil birçok kesim ve kurumu eleştiriyorsunuz. Hakkınızda kaç dava açıldı bugüne kadar?

Çok... Hakkımda en çok dava açanlardan biri, CHP’nin eski genel başkanı Deniz Baykal’dır. Parti yönetimine ilişkin belgeli bazı iddiaları gündeme getirdiğim için 7 tane dava açtı. “O yalan yazıyor, zaten ona dava açıyoruz” diyebilmek için dava açıp başka gazetelere haber veriyorlar. O demeç orada yayınlanıyor. Altı ay sonra siz beraat ediyorsunuz, yani yaptıkları usulsüzlükler bir anlamda doğrulanıyor. Ama aleyhinize olan haberi yazan meslektaşınız, aklandığınız haberini gazetesine koymuyor. Bir gazetecinin hayatının haftada en az iki günü adliyede geçmemeli. Üstelik de o gazeteci, hakkında yüze yakın dava açılmasına rağmen sadece bir kere mahkum olmuşsa...

Masumiyetimi ispatlamak için adliye koridorlarında ömür çürütüyorum. Belgelerle bir şeyleri kanıtlıyorsunuz. Onlar bu belgeleri çürütmek yerine sizi çürütmeyi tercih ediyorlar. Hakaret ediyor, aşağılıyor, küfrediyorlar. Yaptığım iş, belgelerle soru sormak. Soru sordum diye tazminat davası açıyorlar.

İnsanların en çok taraf olduğu, saf tuttuğu dönemdeyiz herhalde. Kendilerini muhafazakâr, liberal, ulusalcı, Kemalist ya da solcu olarak tanımlayan kesimler var. Siz kendinizi herhangi bir isimle tanımlıyor musunuz?

Ben yurtsever bir gazeteciyim. Başka hiçbir tanımım yok. Benim yurtseverlik tanımımın içinde Atatürk ilke ve devrimlerine sonuna kadar sahip çıkmak var. Çünkü Türkiye’nin, bulunduğu coğrafya itibarı ile dinî ve etnik istismarlara son derece açık olduğunu düşünüyorum. Atatürk ilke ve devrimlerinin de bu coğrafyaya uygun en demokratik, en çağdaş düzenlemeler olduğuna inanıyorum. Ama iyi uygulandıkları takdirde... Çünkü geçmişte bunlar çok kötü uygulandı. Çağdaş olma yolunda bazı temel konular vardır. Kadınlara verilen bazı haklar, laiklik, şimdi yok edilen tevhid-i tedrisat meselesi. Bunların hepsine sahip çıkmak gerekiyor. Bu anlamda, yurtsever bir gazeteci tanımı içinde ben bunları sahiplenirim. Ayrıca “ulusalcı” gibi tanımlamalara da karşıyım. Can güvenliğiniz tehlikedeyse saldıran neci, saldırıya uğrayan neci diye düşünmezsiniz. Bir suç söz konusudur, onu önlemeye çalışırsınız. Bugün Türkiye bölünmeye, rejimi değişmeye götürülüyor. Benim değil gazeteci olarak, bir okuryazar olarak bu gidişe dur demem vatandaşlık ve insanlık borcumdur.

Safların bu kadar keskinleşmesi nedeniyle uzlaşma ortamı sağlanamıyor olabilir mi?

Bana siyasi sorular soruyorsun. Sorduğun soruya hizmet ediyorsun şu anda.

Bunu kasıtlı yapmadığımı biliyorsunuz değil mi?
Evet, ama bu soruları sorarak beni bir yere doğru itiyorsun.

Bunu konuşmamız iyi oldu. Sizi bir isimle etiketleyenlere cevap vermiş oldunuz.

Ben sadece gazeteciyim. İsteyen istediği biri gibi görebilir beni. Her gün zaten görülsün diye yazı yazıyorum. Ne yazdığımı görüyorlar, hoşlarına gidiyorsa okuyorlar, gitmiyorsa küfrediyorlar. Ama damgalamasın kimse. Ben gazeteci olarak da insan olarak da gördüklerimi söylerim. Kitaptan çıktık, benim gazeteci olarak siyasi tavrımı konuşuyoruz.
Peki kitaba dönelim. Adı ‘maraton’da sona doğru!”

Neden?

On sene önce, bir cemaat liderinin ağzından Türkiye’nin bir maratona başladığını okumuştum. Bununla ilgili bir televizyon bandı izledim. Orada şunu söylüyordu: “Bu bir maratondur. Yavaş yavaş koşacaksınız. Adliyeye, mülkiyeye, askeriyeye, her yere sızacaksınız ve hedefe ulaşacağınız âna kadar o maratonda asla atağa geçmeyeceksiniz.” Türkiye’de yaşanan süreçle ilgili “maraton” tanımının patenti bana değil, bir cemaat liderine ait. Bu konuyu daha önce yazılarımda işledim ve hızla o maratonun sonuna doğru gittiğimizi düşünüyorum. Özü bu.

Kitaptaki yazıları neye göre seçtiniz?

Son yedi yılda, yayınlandıkları dönemde ülke gündemine damga vuran yazıları seçmeye dikkat ettim. Yapılmamış tarafı şu: O yazılarda anlatılanların son durumunu yazdım. Burada kimi zaman habercilik yaptım, kimi zaman bir yazı için bir habercinin uğraştığı gibi üç ay uğraştım. 2006’da bir yargılama sürecini yarım bırakmışız. Bugün ne halde? Adamlar ölmüş, hakim bilmem nereye milletvekili olmuş. Yani her şey değişmiş. Bayağı iz sürdüm. Bu yönüyle sanırım meslektaşlarıma da yeni bir yayıncılık yolu açıldı. Eski yazıları bugünden sorgulamak şeklinde.

Yayına hazır hale getirmek ne kadar sürdü?

Aşağı yukarı beş yıl önce böyle bir şey yapmayı düşündüm. Yazıların olgunlaşmasını bekledim. Bir yılda da tamamladım.

“2012’den bakınca” diyerek değerlendirmişsiniz köşenizde yazdığınız bazı konuları. Birkaç sene sonra aynı yazıları, mesela “2015’ten bakınca” diye tekrar değerlendirmeyi düşünüyor musunuz?
Beş sene sonra tekrar yazabilirim aynı konuları. “2012’den bakınca” kalır, “2017’den bakınca” eklenir. Bunlar yaşayan şeyler. Burada kalmayacak, bitmeyecek.

Meslektaşlara saygı duruşu

“Maraton’da sona doğru!”, 28 gazetecinin sunum yazısıyla başlıyor. Bunun nedenini şöyle açıklıyor Mutlu: “Meslekte 30. yılım. İstedim ki meslekte ustalıklarına çok güvendiğim ağabeylerime ve kardeşlerime ben de bir saygı duruşunda bulunayım. Sektör öyle bir hale geldi ki, herkes birbirini arkadan bıçaklıyor. Herkes birbirine küs. ‘Biz en azından bu kadar kişi küs değiliz. Biz ağabey kardeşiz, birbirimizi seviyoruz, hiç de az değiliz. Bakın biz birbirimiz için iyi şeyler yapabiliyoruz, dayanışabiliyoruz’ demek istedim .”

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163