VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
07 Kasım 2014 Cuma | Anasayfa > Haberler > Geçmiş mi bizi incitir, beceremediklerimiz mi?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Geçmiş mi bizi incitir, beceremediklerimiz mi?

5 dalda Emmy ödüllü HBO dizisi True Detective’in yazarı Nic Pizzolatto’nun Türkçeye çevrilen “Saklan Kaç Vur” romanı okuru, ölümcül bir hastalığa yakalanan Roy Cady’nin tefeci patronu tarafından öldürülmek istenmesi üzerine gelişen macera dolu bir yolculuğa çıkarıyor.

AYLA AKBUAR


Polisiye sevip de, HBO’nun True Detective dizisini izlemeyen var mı? Ya da şöyle soralım, izleyip de beğenmeyen hatta müptelası olmayan var mı? İlk sezonu Ocak 2014’te yayına giren dizi çok kısa sürede fenomen oldu. Hayranları heyecanla ikinci sezonun başlamasını beklerken, dizinin yaratıcısı Nic Pizzolatto’nun ilk kitabı “Saklan Kaç Vur” Okuyanus tarafından Türkçeye kazandırıldı.

Orijinal adı “Galveston” olan kitap ilk olarak 2010’da basıldı. Hollywood tarafından havada kapılan senaryo ise, şu günlerde filme çekilmekte. 2015’te vizyona girecek olan filmi beklerken sabırsızlananlar için, kitabın ülkemizde basılması ise güzel bir sürpriz oldu.
Kötü karakterler her zaman ilgi çeker. İçimizdeki kötü’yü kabul etmenin bir yoludur belki de; acımadan adam öldüren, can yakan kitap ya da film kahramanlarına duyduğumuz bu sempatik ilgi. “Dexter”deki acımasız katili izlemek için ekran başına geçen insanların çokluğuna bakıp şaşırmamak elde değil. Belki de; içindeki kötüyle barışamayanların, kendini iyilik timsali görüp cinayet işleyenlerin, özgürlükleri katledenlerin, iyilik maskesiyle kendini özdeşleştirip insanlıktan çıkanların kötülüğüdür gerçekten “habis” olan...

İŞ BİTİRİCİ

Kitabımızın kahramanı Roy Cady, uzun saçları, sakalları ve kovboy çizmeleri ve 1.90’lık boyuyla ilginç görünümlü ve acımasız bir “iş bitirici”dir. Aslında bir kötü karakter olan Roy daha ilk sayfalardan itibaren okuyucunun ilgisini çekmeyi başarıyor. Yakışıklı sayılmaz, alkolik, sigara bağımlısı, italyan iş kıyafetleri - geniş manşetli gömlekler veya eşofmanlar, arkaya doğru jölelenmiş saçlar- giymeye meraklı iş arkadaşları tarafından sevilmeyen bu adam bize içini açtığında, onu seviveriyoruz. Sevgilisi olan kız -Carmen- patronu ile yatmaya başladığında kızdığı şey, aldatması değildir. “Carmen’in onun yalnızlığını mahvetmiş olmasıdır. Uzun zamandır yalnız kalmış ve idare etmiştir. Şimdi ise, Carmen’den sonra yalnızlık az gelmektedir.”
Patronunun onu yok etmeye karar verip bir tuzakla öldürtmeye kalkması Carmen yüzünden midir, yoksa başka bir sebebi var mıdır konusu açık olmasa da, bu dünyanın kurallarını iyi bilen Roy, tuzaktan sıyrılmayı arkasında birkaç ölü bırakarak da olsa becerir. Orada çaresiz durumda bulduğu bir genç kızla mecburen yollara düştüklerinde kafasında yaşam ve ölüm ikilemiyle mücadele eder. Daha o sabah, bir onkolog tarafından akciğer kanseri teşhisi konmuş ve ölüme en yakın insanken, az önceki tuzak sırasında yaşamak için verdiği mücadeleyi düşünür.

Yol arkadaşı Rocky, yirmilerinin başında ve tıpkı Roy gibi Doğu Teksas’lıdır. Fahişeliğe yeni başlamış ve tesadüfen orada bulunduğu bu gece kaderlerini birleştirmiştir. Rocky ona kanser olduğunu unutturur, dahası “iyi” hissettirir. Geri dönüşlerle hikayesini öğrendiğimiz Roy, önceleri temkinli yaklaştığı Rocky’i koruma güdüsüne yenilir. Bir yol ve kaçma hikayesine dönüşen roman, Rocky’nin küçük kız kardeşi Tiffany’in onlara katılmasıyla daha da ilginç hale gelir. Zaman zaman Rocky’nin dayanılmaz bulduğu cinsel cazibesine direnmek zor gelse de, önceliklerinin güvenliğe ulaşmak olduğunu unutmaz.

DİŞLERİ TAKMA, TEK GÖZÜ KÖR

Kitapta aynı anlatıcının yirmi yıl sonraki gizemli hikayesi, gerilimi artırıyor. Arada neler olduğuna dair zamanda geri gidişler aynen “true detective”deki gibi kurguyu heyecanlı kılıyor. “Bazı deneyimlerden sağ çıkamazsın ve sonrasında ölmeyi başaramamış olsan bile varoluşun eksik kalır... Ve bence tarihin en büyük dersi, ölene kadar aslında sahte olduğundur. Fakat, hala hayattayım” der yirmi yıl yaşlanmış Roy. Dişlerinin takma, bir gözünün kör, ayağının sakat ve yüzünün bir “tuhaf” olduğunu öğreniriz. Her gece yatağa kanserin ilerlemesini bekleyerek girer ama o öylece durur ve ölmez. Meksika Körfezi’nde köpeği Sage ile kendine kurduğu küçük ve mütevazi dünyada, kitaplar aracılığıyla yaşama tutunur. “Bir yazarın, hikayelerin bizi kurtardığını söylediğini okumuştum; tabii ki bu palavra. Kurtarmıyorlar. Ama hikayeler ‘bir şeyi’ kurtarıyorlar. Ve benim için son yirmi yılda epey zaman öldürdüler. Yarısından çoğu hapishanede.”

Her şeye rağmen yaşamak ve yaşarken de unutmamak, bazen en acı deneyim olabilir. “Daha yeni 11 Eylül’ün yıldönümüydü ve dükkanın önündeki küçük panoda “ASLA UNUTMAYACAĞIZ” yazıyordu. Sanırım bu, bizim burada en çok yaptığımız şeylerden biri. Unutmadan oturuyoruz” Adsız alkolikler toplantısında, biraz da kendisini arayan ve not bırakan “sert görünümlü, takım elbiseli adam”ın çağrıştırdıklarıyla, kimse çok bir şey anlamasa da Rocky’den bahseder. “Adsız Alkolikler’de hepimiz tanıklıklarımızı anlatarak hafızamızı balya haline getiriyoruz, yıllar süren aşağılık davranışlarımızı ve suçlarımızı bu balyaya bağlıyoruz.

Başa çıkabildiğimiz bu balyaları bir rafa kaldırabilir, raftan tekrar indirebilir ve hikayelerin güvenli alanında sektirebiliriz. Ben, gerçek hikayemi asla anlatmadım” Elinden bu kadarı gelir. Yetim büyümüş, kimsesizler yurdunda ve devamındaki yaşamında hep arkasını kollamak zorunda kalmış, güven duygusunu bilmeyen ve belki de gerçekten hiç sevilmemiş Roy’un kendinden başka “gerçek hikayesi”ni anlatacak dostu olmamıştır. Geçmişi unutamaz, aslında unutmak da istemez. Kısa süren bu kaçma hikayesinde “yaşamıştır”.

İke kasırgası gelmekte ve insanlar bölgeyi tahliye etmektedir. Peşindeki siyah elbiseli adamlardan ve fırtınadan kaçmak kolay bir seçenek olsa da, Roy yüzleşmeyi tercih eder. Ne olsa yirmi yıldır kanser bile ona dişlerini göstermekten kaçınmıştır.

Meksika körfezi ve lokal yaşamı anlatışındaki sadelik, zaman zaman bir polisiye okuduğumuzu unutturup, güzel hayaller gördürse de sert ve şiddet içeren sahneleriyle kısa sürede kendimize geliyoruz. Yaşadığı acılardan sonra, aynen ‘Otomatik Portakal’daki gibi, şiddet makinesi bir adamın “kimsenin kendisini incitmeyeceği bir yaşamı” seçmesine tanık oluyoruz.

“Geçmiş gerçek değil. O gerçek olduğunu düşündüğün fikirlerden biri yalnızca. Hiç yaşanmadı bebeğim... Herşey şimdi başlıyor” dediğini hatırlar, Rocky’e. “Yanılmışım. Ne zaman hissedeceğini seçebileceğin bile doğru değil. Olan şu ki, geçmiş bir yara gibi kabuk tutuyor, gözlerinin üzerinde bir anılar kabuğu. Ve bir gün içeri ışık giriyor”

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163