VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Mart 2014 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Geçmiş randevular...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Geçmiş randevular...

Yurdaer Erkoca, 1990’da Yunus Nadi ödülünü kazandığı “Randevu”nun yer aldığı öykü kitabı “Yitik Zamanın Satıcısı” yalnızlık, kıskançlık, aşk ve aldatma gibi kavramları ele alıyor.

EYÜP TATLIPINAR

Bir reklamcı... Bir zamanlar yaşadığı ilişkisinin girdabından kurtulup işinde basamakları çıkarken gelen gizemli bir mektup... Mezarlıkta bir randevu talebi... Garip bir oyun...
Yurdaer Erkoca, “Randevu” başlıklı kısa sayılabilecek öyküsüyle 1990’da Yunus Nadi Yayımlanmamış Öykü Ödülü’nde birinciliğe değer bulunmuş. İkinciliği Nursel Duruel’in, üçüncülüğüyse Aslı Erdoğan ve Murat Gülsoy’un aldığı ödülün jürisi, “Randevu”nun gücünü anlatmak için başka bir açıklamaya gerek bırakmayacak türden: Füsun Akatlı, Melih Cevdet Anday, Cevat Çapan, Gürol Sözen, Celal Üster...
Erkoca’nın “Randevu” öyküsü, ona eşlik eden diğer dört öyküsüyle birlikte 1992’de, ‘Yitik Zaman Satıcısı’ adıyla yayınlanmış. Kitap bugünlerde Kalkedon Yayınları aracılığıyla yeniden karşımıza çıktı. “Randevu”, aslında ödül kazanan öykünün adı olmaktan daha fazla bir anlam taşıyor. Kitaptaki bütün öyküler bir randevu üzerine kurulu zira. Eski sevgiliyle buluşurken (Randevu ve Batık Bir Aşk başlıklı öyküler), “Devrim mi aşk mı?” sorusunun yanıtını bulacağı ana hazırlanırken (Nefti Geceler) ya da eğlenceli bir senaryonun peşine takılıp bir baskına giderken (Düşünme Bürosu) kahramanları hep bir sürpriz bekliyor: Kendi geçmişleri... Geçmiş, bütün ağırlığıyla her randevuda hazır bekliyor. Elbette hesaplaşmak için... “Batık Bir Aşk”ta, kahraman eski sevgilisiyle buluşurken olay yerinde neredeyse somutlaşıyor geçmiş, bir üçüncü kişi gibi beliriyor; “Yaşarken hiç de farkında olmadığım yüzlerce ayrıntı, seneler sonra nasıl oluyor da kendini yaşadığım anda daha canlı bir şekilde hissettiriyor.
Yaşarken bilincine varmadığım yüzlerce ayrıntı neden bugünümün mezar kazıcısı haline geliyor? Yaşarken hakkını vermediklerim şimdi karşıma dikilip benden bedel istiyor. Zamanın büyük randevusunda hazır bulunmak için ileriye doğru fırlattığımızı sandığımız hayatlarımız, bir bumerang gibi şimdi bize dönüyor.” Erkoca’nın kimliğinin öne çıkan yanı solculuğu. Uzun yıllarını sosyalist hareket içinde aktif roller üstlenmiş biri olarak geçirmiş. Öykülerdeki kahramanların da 12 Eylül darbesiyle yerle bir olmuş hayatları, bir çıkış penceresi aradıkları kıstırılmış dünyaları satırlarda akarken, her insanın muhatap olduğu temel meseleler karşımıza çıkıyor. Yalnızlık, kıskançlık, aşk, aldatma gibi insanların yüzyıllardır hesaplaştığı kavramlar bir felsefecinin süzgecinden geçip hikâyelere karışıyor. Erkoca’nın üniversitede aldığı felsefe eğitiminin, kimliğinin öykülerde kendini belli eden diğer bir yanı olduğunu görüyoruz. Anlatım dilinin yoğunluğu öykülerde az rastlanır türden, daha çok romana özgü bir atmosfer yaratılmasını sağlıyor. Öykülerin güçlü yanlarından biri kurguları. Zaman ve mekânda belli bir yere ait olmayan olaylar sizi içeri davet ediyor. Biraz sonra zaman da, mekân da, kimlikler de belirginleşince iş ilginçleşiyor, “Bakalım bizi ne bekliyor?” havasına giriyorsunuz. Finaldeyse sizi bekleyen hesaplaşmanın ağırlığı karşısında zaman da, mekân da önemsizleşiyor, tekrar kayboluyor, hikâyeden çıkıp hesaplaşmayla baş başa kalıyorsunuz.

Paylaş

Bilmediğimiz miraslarımızEvini, yaşadığın şehri, sokağı bırakıp bir başka diyara gitmek. Bir daha asla sokağın sonundaki, eski çeşmenin üzerinde oyunlar oynayamamak. Ama en önemlisi, çocukluğunun geçtiği evde bir daha uyuyamamak.

Devam
14 Ekim 2014 Yıl : 11
Sayı : 128