VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Geçmişe tutunanlar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Geçmişe tutunanlar

Müzisyen ve yazar kimliğiyle tanınan Hüsnü Arkan, yeni kitabı “Gülhisarlı Terziler”de sıradan insanların masumiyetlerinin sınırını, kaderleriyle ilişkilerini ve teslim oluşlarını anlatıyor.

MERVE AKINCI ALMAZ



Ölü Kelebeklerin Dansı”, “Menekşeler Atlar ve Oburlar”, “Uzun Bir Yolculuğun Bittiği Yer”, “Uyku”, “Mino’nun Siyah Gülü” ve “Hırsız ve Burjuva” kitaplarından sonra Hüsnü Arkan yeni romanı “Gülhisarlı Terziler”le okur karşısına çıkıyor. Arkan, 90’lı yıllarda Doğu’daki bir çatışmada sakatlanıp tekerlekli sandalyeye mahkûm olan terzi çırağı Ayhan Demir üzerinden bir dönemin Türkiye’sini ele alıyor.

Kitapta, birbirinden farklı pek çok karakter ve konu yer alsa da, odak noktası olarak sıradan insanları seçiyor Arkan; aynı zamanda arka planda yer alan ülke panoramasını da es geçmiyor: “Kitapta sıradan insanlar anlatılıyor. Onların masumiyetlerinin sınırı, kaderleriyle ilişkileri, teslim oluşları ve buna benzer şeyler. Bir de tabii arka planda, savaşın, çatışmanın, siyasi çalkantıların eksik olmadığı bir Türkiye var. Bütün bunların, insanların hayatını nasıl değiştirdiğini anlatmaya çalıştım.”
Birbirine tutunan karakterler
Romanda birbirinden farklı pek çok karakter bulunduğunu belirtmiştim, fakat bu karakterler bu farklılıklarına rağmen yine de birbirine bağlı, hem de geçmişle. Ayrıksı pek çok karakter, ortak bir geçmiş üzerinden birbirlerine bağlılığını koruyor, ayrı yaşamlara savrulsalar da buluşacak, birbirlerine tutunacak bir nokta buluyorlar denebilir.

Bu konuda en çekingen ve -bence- en korunaklı yaşayan isim Ayhan Demir. Babası, daha o doğmadan önce terk ediyor evi. En başta da bu terk ediş neden oluyor onun hayattan ve insanlardan kaçışına, inanmanın bir erdem olmadığını öğrenmesine. İnancını, kendisini beklediğini düşündüğü babasına gidip onu yerinde bulamayınca kaybediyor üstelik: Kafasında büyüttüğü, özlem duyduğu, hep yeniden görmeyi beklediği babası, Ayhan’a verdiği adreste çıkmadığında… Öte yandan, hayatına dair plan yaparken ya da karar alırken, tüm bu korunaklılığa ve çekingenliğe rağmen hayli cesur davranıyor. Fakat bütüne bakılınca, romanda da açık bir şekilde ifade edildiği gibi, “Fareler ve İnsanlar”ın Lennie’sini çağrıştırıyor.
Ayhan Demir, otuz beş yıldır süren çatışmalardan da payını alıyor. Tekerlekli sandalyeye mahkûm bir hayat geçiriyor bu nedenle. Aslında, neresinden bakarsak bakalım zorluklarla, kırıklıklarla ve bekleyişlerle geçen bir hayatı oluyor. “Daha çocukken beklemelerin profesörü” olan Ayhan Demir’in bu durumunu Hüsnü Arkan şöyle özetliyor: “Hayal kırıklıklarıyla dolu bir hayatı var. Yapabildiği tek şey kitap okumak… Bu hayata pek korunaklı denemeyeceği kanısındayım. Biz ne kadar güvendeysek o da o kadar güvende.”

Ayhan Demir’in kendisini böylesi korumaya ve saklamaya çalıştığı hayatta, daha farklı yerde duran insanlar da var. Daha naif, daha ılımlı, daha sevgi gördüğü ve hesapsızca davranmaya daha açık bakabildiği bir dünya burası: Annesi Hatice Hanım, teyzesi Günnur Hanım, Perihan ve Nedim Usta’dan oluşan bir korunak. Zamanla kayıpları, özlemleri, mesafeleri oluyor elbette. Ayhan Demir kendini hayata ve insanlara tamamıyla kaptırabilen biri değil çünkü. Yine de, dış dünyaya ve insanlarına göre hayatını daha anlamlı kılan insanlar.

Gülhisarlı kadınlar
Hüsnü Arkan Kuzey Ege’nin bir kasabasında, Gülhisar’da, öyle naif bir dünya kuruyor ki; aslında bunu sadece kadınlara atfetmek de çok doğru olmaz. Yine de, Gülhisar’ın yanı sıra kadınların dünyasında, duygu ve düşüncelerinde daha çok belli ediyor bu durum kendisini.
Anne Hatice Hanım örneğin; terk edildikten sonra Ayhan Demir’le bir dünya kurmaya çalışırken, aslında bir yandan hüzün veren bir yandansa oldukça zararsız bir alışkanlık ediniyor: Eşyaları sevmek, eşyalara tutunmak. Fakat bu günümüzde akla gelen, kapitalist sistemin parçası olmanın getirisi olan bir şey değil; daha masum, daha naif. Hüsnü Arkan bunu, “tüketilebilen şeylerle kurulan ilişkinin, insan ilişkilerinin önüne geçmesini neredeyse olumlayan, kışkırtan bir ekonomik sistemin içindeyiz. Hatice Hanım’ınki pek önemli değil. Asıl bütün olarak bu konudaki toplumsal davranışlara bakmak lazım,” diye açıklıyor. Aslında bir yerde, geçmişini yeniden var eden, onunla yaşamayı bir alışkanlık hâline getiren bir durum olarak çıkıyor karşımıza Hatice Hanım’ın tutkusu.

Teyze Günnur Hanım da en az Hatice Hanım kadar naif, doğal ve kasabanın ruhuna yakışır bir kadın. Bir o kadar da utangaç, zarif ve tutkulu. Aşktan yana biraz şanssız sadece. Bugüne kadar karşısına gelen talipleri reddetmiş, şansını deneyenleri bir kenarda bırakmış, denemeyenlerin cesaretlerini kırmış bir kadın. Herkesin kötü kalpli olduğunu düşünerek kendini çekip korumaya almış denebilir.

Fakat Celal Karanlık’la tanıştıktan sonra hayatı değişiyor Günnur Hanım’ın. Celal Karanlık her ne kadar neşeli ve hoşsohbet bir insansa da rahatsız edici bir karakter. Özellikle de Ayhan için. Teyzesinin yanına yakıştıramamasının yanı sıra, Celal Karanlık’ın sürekli gülümser bir hâlde olması Ayhan’ı şüphelendiriyor. Kitabı okuduğunuz süre boyunca Celal Karanlık’ın bu rahatsız edici havası sizi de etkisi altına alıyor, ona karşı tetikte duruyorsunuz. Hüsnü Arkan’a Celal Karanlık’ın kim olduğunu, neden bu kadar içimizde olduğunu sorduğum zaman çok açık ve net bir cevap aldım: “Celal Karanlık kasabanın hayatına vaatleriyle aniden giren biri… Ortada bir boşluk varsa böyleleri hemen doldurur.”

İçimizden biri
Gülhisar insanı; terzisinden kadınına, çocuğundan yaşlısına, hayata geçmişe tutunarak devam eden karakterler. Bu aslında bizler için çok da yadsınacak bir şey değil. Çünkü bugünü geçmiş yaşantıların üzerine inşa edip, geçmişten aldığımız derslerle bugünü yeniden var etmeye çalışıyoruz çoğu zaman. Gülhisar halkının yaptığı da bu elbette. Geçmiş ve özlem hayatlarının hep içinde, geçmişin izleri onlar için daha kutsal, daha koruyup kollanması gereken şeyler.
Hüsnü Arkan da karakterlerinin geçmişe tutunduğunu kabul ediyor. Bunu da, gelecekten kuşkulu olmamıza bağlıyor, haklı olarak: “Yakın geleceğin belirsiz olduğu bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlar bunu tam olarak anlamasalar da bir biçimde hissediyorlar. Yaşlıların çoğu geçmişten bahsetmeyi sever, çünkü gelecekleri daralmıştır. Bizim toplumda geçmişine pek düşkün. Gelecekten söz etmeyi, geleceği hayal etmeyi sevmiyoruz. Çünkü gelecekten kuşkuluyuz.”

Arkan, her ne kadar romanında temsilî bir karakter yaratmadığını söylese de, şu hep kullandığımız klişe “içimizden biri”ni anlatıyor her bir karakterinde. Hemen her gün gördüğümüz, karşımıza çıksa yadırgamayacağız karakterlere can veriyor. Sağduyusu ve vicdanıyla ön plana çıkan Lütfü Usta, vicdanın sahiciliğini sorgulayarak işinde ve hayatında vicdandan uzaklaşmadan yaşamaya çalışan Nedim Usta, insanlara karşı inancını daha en başından kaybetmiş ancak yine de insanla var olabilen Ayhan Demir, geçmişe ve sevdiklerine tutunma yolu olarak eşyalarına ve anılarına sarılan Hatice Hanım, gerçek aşkın ve doğru insanın peşinde koşan Günnur Hanım… Hüsnü Arkan aslında bizi, sıradan, hayatta bocalayarak da olsa ilerlemeye çalışan ve geçmişe tutunup geleceğine kuşkuyla bakan bizleri anlatıyor.
Hüsnü Arkan, “Gülhisarlı Terziler”de bir Kuzey Ege kasabasında yolculuğa çıkarıyor okuru. Gülhisar insanına ve geçmişine, bugününe, yaşadıklarına ve hayata hep sıkı sıkı tutunma hâllerine götürüyor. Müşterisiz bir otelde geçen bir aile yaşantısı, üç kuşak terzisiyle birlikte bir terzi dükkânı, 90’lı yılların çatışmayla dolu Doğu’su… Arkan, Ayhan Demir’in yaşantısı ve hayatındaki insanlar üzerinden aslında bir döneme, bir ülke panoramasına çeviriyor gözlerimizi. Sıradan ve küçük insanların okuyanda iz bırakan aşkları, umutları ve hayallerini sıcak bir atmosferle ve tüm yalınlığıyla veriliyor.


Paylaş