VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mart 2016 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Geçmişle vedalaşan öyküler
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Geçmişle vedalaşan öyküler

“Rocky, Cohen ve Muhsin Bey’den Örneklerle Hayatım”la edebiyata adım atan Meriç Demiray “kazık yesek de tekrar güvenmeye başlayabilmeliyiz” diyor.


Rocky, Cohen ve Muhsin Bey’den Örneklerle Hayatım” sizin ilk kitabınız. Nasıl ortaya çıktı kitap yazma fikri? Ve de neden bu kadar geç geldi kitap?

Edebiyatçı olmak gibi bir niyetim yoktu. Öykülerim birikiyordu ve bunları dizi- sinema dünyasının geldiği sorunlu yerde artık hayata geçirmenin zor olduğunu anlamıştım. Bir ikisini öyküleştirirken içlerine kişisel deneyimlerimi ve düşüncelerimi de özgürce katabildiğimi fark ettim. Dramatik yapının kişisel deneyimle harmanlandığı bu karışım onca senaryoyu yazarken sahip olmadığım bir kendini ifade olanağı doğurdu ve açıkçası beni çok heyecanlandırdı. Devam ettim.

Öykülerin ortak noktası ‘geçmişte yaşanılanların gelecekte yaşanılacak olanları nasıl etkilediği’… Geçmişin gelece yön vermesi kaçınılmaz mı?

Tabii ki kaçınılmaz. Ama 40 yaşına girerken benim için daha kaçınılmaz olan onlarla hesaplaşma gerekliliği idi. Hem de garip bir şekilde kötü olanlarla değil, güzel olanlarla. Kafamda geçmişi durmadan stilize eden, boyayan, makyaj yapan, onu olduğundan güzel gösteren ve bugünü onun altında ezen, önemsizleştirmeye çalışan anılarla. Bir de uğradığım, ailemin uğradığı haksızlıkların öcünü kişisel tarihi yazarak, yani son noktayı koyarak almak da bir motivasyondu. Geçen sene uçak korkusu için psikiyatriste gittim ve ‘kendimi geçmiş ve gelecek arasında sıkışıyor gibi hissediyorum’ dedim. Sanırım bu duygudan kurtulmamı da sağladı yazmak. En azından geçmişle ilgili kısmından. Eskişehir’deki üniversite günlerimi, çocukluğumu geçirdiğim küçük kasabadan bizi ayrılmak zorunda bırakan 12 Eylül’ü, Taksim’i ve nihayet Moda’yı, aşkları ve dostlukları anlattım, ve geçmişle bir yerde vedalaştım.

Kitapta şöyle bir cümle var: “Bir an düşündüm de, belki de acılarımızı seviyoruz biz”. Acılarla yaşamak daha da acıtmaz mı insanı, insan acılarını neden sever?

Oradaki hipotez şu; acılar etrafımıza görünmeyen duvarlar örüyor ve aslında bencilliğimizi, tembelliğimizi gizliyor. Kötülüğümüzü acılarımızla, eskiden yediğimiz kazıklarla açıklıyoruz, normalize etmeye çalışıyoruz. İnsanlar hep ‘ben çok kazık yedim, artık akıllandım’ der. Aslında Türkçe meali şudur: Artık eskisi kadar iyi biri değilim ve bunu başkalarının bana yaptıkları yüzünden kendime hak görüyorum.’ O ‘hak görme’ durumunda bir sorun olduğunu düşünüyorum ben. Yani acılarımızı şu yüzden seviyoruz; bize kötülük yapabilmek için alan açıyorlar.

Kitaptaki Çeto karakteri hayata karşı çok güvensiz biri. Hiçbir şeye inanmayan biri nasıl sürdürebilir hayatını?

Çeto da barın penceresinden karı izlerken bunu düşünüyor. Aslında ‘insanlara güvenmemek lazım’ temasını hayatımıza soktukça sosyal bir cinayete ortak oluyoruz. Güven duygumuzu kaybettikçe mutsuzlaşıyor ve eksiliyoruz. Kazık yemek ama mutlaka tekrar güvenmek ve baştan başlayabilmek gerekiyor.





Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam