VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2017 Cuma | Anasayfa > Haberler > Gençlik deyince orada durmalı Michael!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Gençlik deyince orada durmalı Michael!

Bazı eserleri ve insanları anlamak da kolay değil, anlatmak da… Elfriede Jelinek okuru ve eleştirmenleri için hem tekin olmayan hem de çetin ceviz bir yazar. Keza çevirmenleri için de öyle.

ÖZEN YULA




Avusturyalı yazar Elfriede Jelinek “feminist” yaftası ile yıllarını geçirmiş. Bu üst kimliği kendince bir zarafetle ve zorlu anlatı yöntemleri deneyerek 2004 Nobel Edebiyat Ödülü’nün eteklerine kadar taşımış. Katolik Viyanalı bir anne ile Musevi Çek bir babanın kızı olan Jelinek, eserlerinde kurduğu kahramanlarının dinî ve millî yapılarının, onların toplumsal kimlik sorunsalını tüller altında bırakmasını, sonra da psikolojik özelliklerinin ve baskı kavramının dikenleriyle bu tülleri yırtıp daha vahşi, acımasız bir yolda ilerlemelerini konu edinir. Jelinek’in enteresan bir oyun yazarı olduğu bilinir. Zira kahramanları günümüz dünya tiyatrosunun şiddet yüklü oyunlarındaki gibi gündelik şiddet diliyle konuşmazlar. Onlar, bir üslubu şiar edinen kişilerdir. Bu nedenle de oyuncuları zorlarlar. Oyuncular onun oyunlarındaki dili gündelik alelade üsluba indirgeyemezler.

“Michael -Çocuksu Topluma Gençlik Kitabı” romanında kahramanlar, olaylar ve gidişat diğer romanlarındaki gibi değildir. Bu roman onun deneysel çalışmalar döneminden bir eser. Avusturya’nın tekinsiz dönüşümünü benzer bir tekinsizlikle anlatır Jelinek. Bunu anlatırken sık sık ironiye başvurur. Zira ironinin kuşkuyla başa çıkabilmek ya da ona dayanabilmek için en önemli araç olduğu gerçeğini göz ardı etmez.

Yazar, popüler kültür ürünü olan Flipper ve Inge Meise’nin programı aracılığıyla anlatısını gerçekleştirir. Bu iki anlatı iç içe geçer ve başka anlatıların yolunu açar. Bölümler kendi aralarında öncelikle “dostlarım!”, “merhaba. yine ben sevgili delikanlılar ve kızlar!” gibi başlıklarla, o kısımlar da “anlatı”, “gerçek”, “tekrar” gibi alt başlıklarla birbirinden ayrılır. Jelinek kendi istediği dil özelliklerini saptamış ve kullanmıştır. Cümleler ve özel isimler küçük harfle başlar.

Sevdiği kızın çok zengin bir sanayicinin kızı olduğunu bilmeyen Michael, bunu öğrendikten sonra ciddi boyutlara taşınan beraberliği sayesinde, kayınpederinin yanında çalışmaya başlar. İşyerinde yenilikçi yöntemler uygulamaya çabalar. Ancak diğer çalışanlar tarafından sürekli kösteklenir. Sevgilisi Patrizia bu duruma çok üzülür ve Michael’in annesi Ida Rogalski’yle bu meseleyi konuşur. Michael mutsuz bir iş hayatı yaşamaktadır.Ida da oğluna destek olmaya çalışır.

İki popüler program örüntüsü arasına bu anlatıyı yerleştiren Jelinek, deneysel anlamda, bununla da yetinmez. Bölümlerin arasına “ironik olan”ı, hatta kısmen çocuk istismarını içeren “pornografik olan”ı, “yarışma programı”nı yerleştirir. Ayrıca kahramanlar olayın gidişatı esnasında aniden kısmen “grotesk” içeren farklı şiddet gösterileriyle okuyucuyu metne yabancılaştırırlar.

Bu anlatımımdan da anlaşılacağı üzere zor, dikkat gerektiren, bütünsellik içermeden ilerleyen, eklektisizmi ve kolaj tekniğini adeta Beat kuşağının ustalarına saygı duruşu biçiminde kullanan bir roman söz konusu. İroni mühim yer tutmakta romanda. Ancak Jelinek’in de yazdığı gibi “burayı neşe veya ironiyle kavrayamazsın.” (s.72)

Derinliği olmayan iki boyutlu karakterler, okuyucuyu yabancılaştırarak anlatıdaki varlıklarını sürdürürler. Tıpkı televizyonun düzlüğü, sıradanlığı, yapaylığı gibi bir anlatı durumu söz konusudur. Hikâyeleri televizyondan öğrenir ve takip ederiz.

Genelde romanlara açıklayıcı önsözler yazılması okuma adına huzursuzluk yaratan bir durumdur. Zira vaktinden önce pek çok gizi, düğümü açık eder; biraz da kitabı okuyacak olan yeni okura üstten bakar gibi gelir. Ama bu kitaba Emrah Serdan’ın yazdığı önsöz olmasa roman pek garip kalırmış okuyucu için.

Sabır gerekiyor
Gelelim çeviriye. Denen o ki, Jelinek’in tercihi olan gramer kurallarına uyulmuş. O halde, kâğıdın “kağıt” olarak kullanılması söz konusuyken “aşikâr”ın doğru yazılması garip geldi. Jelinek’in bunu tercih edecek bir durumu yok sanırım. M. Sami Türk iyi bir çeviri yapmış. Ancak bazı yerlerde Can Yücel’in “Türkçe yeniden söyleme”lerinden fazlaca etkilenmiş. Avusturya gençliğini uzak açıdan ve deneysel bir anlatımla aktaran romanda “haticeye değil neticeye bak” (s.70) cümlesi biraz manasız kaçıyor. Evet, eğlenceli, demek istediğini anlatıyor; ama çevirinin bütünüyle uyumsuz. “İnşallah” (s.28), “çömüverir” (s.45), “handiyse” (s. 47) aynı oranda anlatının özüne ters düşen çeviri örnekleri. Bilge Karasu’nun Simenon çevirisinde de aynı durum hâsıldı. M. Sami Türk, edebî anlamda ustaların anlayışını benimseyen bir çevirmen; ne ki bu kıstaslara uymayan tavırda büyük bir anlatıcının kitabını çevirmesi durumu söz konusu burada.

Bir diğer enteresan hal de dipnotlarda beliriyor. Bazı tarihî kişileri okuyucunun bildiği bazılarını ise bilmediği varsayılıyor.Bu ayrım da fazla kişisel kalmış.

Bunların ötesinde Elfriede Jelinek’in bu deneysel romanını Türkçede okumak okur için kazanç hiç şüphesiz. Ama sabır gerek. Sabırla koruk da helva olmayabilir hani!



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163