VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2016 Salı | Anasayfa > Haberler > Gerçek Hesap Bu mu yoksa başkası da mümkün mü?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Gerçek Hesap Bu mu yoksa başkası da mümkün mü?

Nejat İşler’in hayatına, duruşuna, futbol tutkusuna dair yirmi dokuz anlatısından oluşan “Gerçek Hesap Bu!”, okurda iyi duygular uyandıran bir kitap.

ÖZEN YULA





Nejat İşler bir oyuncu, hayat namına bir “duruş” adamı olarak adı hep sevgiyle ve selametle, yüzlerde de sıcak bir tebessümle anılacak bir kişi. Dergide yer alan yazılarının da çok sayıda hayranı var. Hâliyle aforizmalarını sevenler ve ona aforizma mal edenler de çok sayıda.

Kendisinden, aile tarihinden ve kişisel tarihinden yola çıkan bir kitaba imza atmış. Eyüp’te başlayan, İstanbul’un farklı semtlerinde gezinen, Teşvikiye’de kitaplanan ve şimdilik Gümüşlük’te denizin gümüşî aydınlığını sevdikleriyle seyretmeyi tercih eden bir adamın hikâyeleri ve yaşamışlıkları var kitapta.

Dedesi Eyüp’ten mütedeyyin bir adam, ama babası işçi olmayı tercih eden, ona futbol sevgisi aşılayan, ileri yaşlarında da evladıyla hep gurur duyup evini onun ödülleri ve anılarıyla adeta bir müzeye dönüştüren güzel bir adam. Annesi sakin, hayatı getirdiğiyle yaşayan dirençli bir kadın. Onların evladı Nejat ise hayatta dürüst olmanın, kendisine karşı adil davranmanın erdemini kurmuş ve yaşamış bir delikanlı.

Kitap kronolojik olmayan bir sıralamayla bir oyuncunun hayatına göz atıyor. Bu arada çeşitli semtlere girip çıkıyoruz. Önce Teşvikiye’de açılan bir kitap tezgâhının, ardından da Galatasaray’daki “Tezgâh” adlı bir mekânın hikâyesine tanık oluyoruz. Farklı dönemlerden farklı renkli kişiliklerle karşı karşıya geliyoruz. Bu kişiler genellikle yazarın hayatında iz bırakan, bir sözleriyle, bir duruş sergilemeleriyle ona yoldaşlık eden insanlar. Doktor, Akusta, Savaş Abi ve “Zamansız” Tuncel Kurtiz gibi dostları da geçiyor satırlardan.

Yaşama sanatına adanmış
Futbolu ve yaşama zevkini ön planda tutan bir adamın anıları bunlar. Fenerbahçe de, Beşiktaş da, Gümüşlükspor da satırlar arasında geziniyorlar. Bugün birçok kişinin kült olarak kabul ettiği “Behzat Ç.”, “Kaybedenler Kulübü”, “Barda” gibi dizi ve filmler de yer buluyor kitapta.

Temelde yaşama sanatına adanmış bir kitap, “Gerçek Hesap Bu!”
Şimdi gelelim hesabın kendisine:
“Madem ‘ergen edebiyatı’ denilen sularda yüzüyoruz, askerlik anısı da eksik kalmasın… ” (s.81) diyen yazarımız, bir yönüyle gerçekten de uzun zamandır bazı yayınevlerinin ziyadesiyle sahiplendiği ve içinizde kar-kış demeyip sürekli pencere açma hissi uyandıran, gitgide sıradanlaşan genç “ergen yazar” kavramının hikâyelerine yakın hikâyeler anlatıyor. Benim de sevdiğim, iyi ergenlik hikâyesi yazanları tenzih ederek bir genellemeye gitmek mümkün bu alanda.
Bildiğiniz gibi o hikâyelerin ortak özelliği olan geçmiş masumiyetlerine arada bir façalı güler yüzlülükle dokunup âh eden, kızlarla olan ilk hikâyelerini evrenin merkezine yerleştiren, içine kapanan, bazen tatsız bir bozkır duyarlılığıyla gezinen anlatılardan, aslında renkli ve ahenkli olabilecek durumları samimiyet adına büyük bir sıradanlıkla sıralayıveren kendine duyarlı, alelade ergen hikâyelerinden bir külliyat çıkmış durumda. Ama bu kitap çok daha farklı ve renkli. Dolayısıyla ortalık yerde gına getiren çakma Holden Caulfield’lar dolanmıyor ortada. “Gerçek Hesap Bu!”, sahiciliği ve samimiyeti ile (aslında ortada olmayan) muadillerinden ayrılıyor. Ama zaten yazarın kafasındaki “ergen edebiyatı” terimi benim anlattığım durumları içermiyor. Bu nedenle de kendisine haksızlık etme gibi bir düşüncesinin olmadığı anlaşılıyor.

Yeteneğiyle ilişkisi
Bir yanda Türkiye’nin toplumsal yapısındaki değişimleri kısmen de olsa gördüğümüz bu yapıda, farklı ve renkli bir karakter olan kahramanımız, gençliğini bütün coşkusuyla yaşayan ve bunu isteyen bir delikanlı. Ancak öte yandan yeteneğiyle ilgili bir durum söz konusu olduğunda takındığı tavır, o alıştığımız karaktere dair şaşırtan bir imge çıkarıyor ortaya.
Şöyle bir anı anlatıyor: “Yavuz Turgul beni deneme çekimine çağırmıştı o zaman. Önerilen rolü sevmeyince çok da sallamamıştım. Gülbeyaz patladıktan sonra Yavuz Turgul, Tomris Giritli’yi arayıp beni nereden bulduğunu sormuş. Ben de deneme kayıtlarını seyretsin, oradayım ben dedim.” (s.66)

Herhangi bir durumu fazlaca önemsemeyen ve bildiğini okuyan bir oyuncu adayının o zamanki duygusallığıyla bunu yaşaması doğal. Ama yaşadığını yıllardır içinde tutup bu kıvamda sevilen bir adama dönüştükten sonra anlatması, ister istemez, Nejat İşler’in bunu yapması elzem miydi sorusunu akla getiriyor.

Yine, yıllar önce açtığı “Tezgâh”ta çıkan yangını anlatıyor Nejat İşler. O yangında büyük bir kayba uğruyorlar. Ama yıllar sonra satırlarında şunu söylüyor: “Dükkânı kimin -yanlışlıkla- yaktığını bildiğimi sanıyorum. Yangın söndü, seni affediyorum… ” (s.123)

İnsan elbette yangını çıkaran da bu kitabı okuyor mu, diye soruyor kendine. Merak ettim doğrusu. Ama şunu da çok merak ettim: “Dükkân” kelimesinde “â” kullanan düzeltmen nasıl oluyor da “tezgâh” kelimesinde defalarca “â” kullanmayı ihmal ediyor?

Kitabın bir özelliği de arada yazarın farklı dönemlerinden ve tarzlarından fotoğraflara yer vermesi. Sevilen bir oyuncunun fotoğraflarından öznel tarihini okumak güzel elbette. Ancak, aforizma tarzı cümlelerinin el yazısı karakteriyle bir bütün sayfaya yayılarak aralara yerleştirilmiş olması, kitabın devamlılığına ve bütünlüğüne ne ölçüde katkıda bulunmuş, o tartışılır işte!

Amatörlüğe hak ettiği değeri veren, o heyecanın bu hayatta başka hiçbir şeye benzemediğini söyleyen yazarın spor anlamında o heyecanı yaşaması ve paylaşması da gayet güzel. Profesyonel hayatta kendisine yapılan pislikleri ve atılan iftiraları da kısmen paylaşan Nejat İşler, iş profesyonelleştikçe pisliğin de arttığını anlatıyor satır aralarında. Zaten satırlarında hayat adına dürüstlük, adalet, onur, boyun eğmeme, olduğu gibi var olma durumlarına birçok örnek var.

Yaşamını anlatan yazarın gerçekten bir edebiyatçıya en çok yaklaştığı anlatı, en son parça; yani “Derin Uyku”. O parçanın tadı, ironisi, kıvamı, yazarın istese o sayfaya kadar anlattığı bütün hikâyeleri bambaşka bir dille, bambaşka bir hâle getirebileceğinin sinyallerini veriyor. Hâliyle çok da iyi ediyor. Yirmi dokuz kısa bölümden oluşan, rahat okunan, iyi duygular uyandıran bir anlatı “Gerçek Hesap Bu!”.





Paylaş