VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Gerçekle kurgu arasında
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Gerçekle kurgu arasında

Bir reality şova katılan yarışmacılar tek başına kaldıkları ormanda karşılaştıkları her felaketi yapım ekibinin kurgusu sanmaktadır. Oysa her şey gerçektir; dünya ölümcül bir salgınla mücadele etmektedir.

ÖZLEM AKALAN


Digiturk Drama kanalında “The Unreal” adlı bir dizi yayınlanıyor. Müptelasıyım! Bu dizi, “The Bachelor” tarzı yani on küsur kadının bekâr bir erkeği tavlamak için birbirleriyle kıyasıya yarıştıkları bir reality şovun perde arkasını anlatıyor. Aday kızların birbirlerine ettikleri kötülükler bir yana, yapım ekibi tam anlamıyla cehennemlik! Her türlü kumpas, yalan dolan, kışkırtma var. Hatta bir cinayeti örtbas edebilecek kadar kendilerini işlerine kaptırmışlar. Bu diziyi izledikten sonra benzer formattaki reality şovlar inandırıcılığını tümüyle yitirdi benim gözümde. Bu ay okuduğum bir kitap, Martı Yayınları’ndan çıkan “Son” ise oyunun içindekilerin hayata tutunabilmek veya amaçlarına ulaşabilmek için gerçeği bir kenara bırakıp kurguya ne denli sıkı sıkıya sarıldıklarını gösterdi.

Genç Amerikalı yazar Alexandra Oliva’nın ilk romanı “Son”, Survivor tarzı, “Ormanda” adlı bir yarışmayı anlatıyor. On iki yarışmacı bir ormanda çetin doğa koşullarına, yapım ekibinin kurgulayacağı hileli oyunlara ve elbette birbirlerine karşı kıyasıya yarışacaklardır. Vahşi doğada hayatta kalabilme becerilerinin yanı sıra fiziksel ve psikolojik güç de gerektiren bu oyunda zamanlama yoktur. Pes etmeyip sonuna kadar kalan ve tüm görevleri yerine getiren yarışmacı 1 milyon dolar kazanacaktır.

Programın sunucusu ve izleyiciler ile birlikte önce yarışmacıları tanıyor okur. Kimi bir marangoz kadar yetenekli, kimi keskin nişancı, kimi seksi, kimi mızmız yarışmacılar önce gruplar hâlinde, ardından da solo görevlere çıkıyorlar. Onlar hayatta kalma mücadelesi verirken daha ilk sayfalarda yazar, okura neler olduğunu fısıldıyor: Ölümcül bir salgın başlamıştır ve ilk olarak milyon dolarlık bütçeli programın editörü ölecektir.

Biz olayları yapımcıların Zoo lakabını taktığı Sam adlı genç bir kadının gözünden görüyoruz. Kocasıyla çocuk sahibi olmayı planlayan ama bundan önce son bir maceraya atılmaya karar veren Zoo, yarışmanın ilerleyen günlerinde zaman kavramını yitirmiş, açlık, susuzluk ve ağrılarla mücadele etmektedir. Katı kurallar gereği üzerinde anahtar olan bir otomobil bulsa bile kullanamaz, sıcacık ve rahat yatakları olan bir eve girse bile orada konaklayamaz. Ağaç kütükleri ve muşambalarla, elinde ne varsa, kendi barınağını kendi yapmak zorundadır. Birkaç gün önce geçirdiği ağır mide bağırsak enfeksiyonunun etkilerinden yeni yeni kurtulan Zoo, yapım ekibinin onlar için sağa sola yerleştirdiği ceset görünümündeki mankenlerin şoke edici görüntüsü ve berbat kokusuyla da hâlen mücadele etmektedir. Burnundan gitmeyen koku ve sızlayan kemikleriyle tam uykuya dalacağı sırada kuduz olduğu her hâlinden belli bir kurdun saldırısına uğrar. Can havliyle kurdu öldürmeyi başarır ancak bu karmaşada gözlüğü kırılmıştır. Yapayalnız kaldığı ve hiç bilmediği bu bölgede şimdi bir de neredeyse kördür; her şey sislerin ardına gizlenmiş gibidir.

Büyük salgın
Neden sonra hiçliğin içinden çıkmış gibi gelen 13 yaşında siyahî bir çocukla karşılaştığında bunun da yapım ekibinin bir oyunu olduğunu düşünür. Çocuk büyük bir salgının başladığını, birlikte kiliseye sığındığı yüz kadar kişinin art arda öldüğünü, annesi ve kardeşinin başına neler geldiğini bilmediğini anlatır Zoo’ya. Hatta ülkede karantina merkezleri kurulduğunu ve hayatta kalanların sayısının çok az olduğunu söyler. Ancak Zoo, yapımcıların bu tuzağına düşmeyecek ve çocuğun yalanlarına inanmayacak kadar akıllıdır! Her yere gizlenen kameralar 24 saat yayındayken ve eşi evinde koltuğuna kurulmuş onu izlerken asla pes etmeyecektir. Tek istediği sonuna kadar gitmek ve yarışmayı kazanmaktır. Bir ilk roman olmasına karşın “Son”, 20 ülkede yayımlanmış ve hep iyi eleştiriler almış. Kendinizi ormanda hissediyor, ateş yakmak için çabalıyor, “Ben olsam o sincabın derisini yüzebilir miydim, yüzemez miydim?” diye düşünüyor, çevreyi dinliyor, acıkıyor, susuyor ve hatta kaslarınızın ağrıdığını hissediyorsunuz. (Hele ki benim gibi “gözlüklüyseniz”, gözlüğü kırılan bir roman kahramanının çaresizliğini çok iyi anlayacaksınız.) Okurken, bir yandan oyunun içinde olup ipuçlarını takip etmek ve başarmak istiyorsunuz bir yandan da Zoo’ya “Nasıl kendini oyuna bu kadar kaptırırsın, uyan artık” diye haykırmak istiyorsunuz. Nihayetinde bir televizyon şovundan sadece birkaç günde kıyamet ve kıyamet sonrası senaryosuna dönüşen “Son”, The Guardian tarafından yılın en iyi gerilim-macera romanları arasında gösterilmiş. “Açlık Oyunları” ve benzeri romanların popüler olduğu günümüzde temposu yüksek, şiddet dozu dengeli, heyecanlı bir gerilim arıyorsanız “Son”u kaçırmayın.


ROMANI 11 YILDA BASTIRABİLDİ

2001 yılında Yale Üniversitesi’ne başlayan ancak öngördüğü gibi Rusça öğrenemeyip Robin Hood üzerine uzun bir tez yazarak tarih mezunu olan Alexandra Oliva, okul biter bitmez soluğu İrlanda’da almış. Yazmış, gezmiş ve garsonluk yapmış. Çalışma izni bitince New York’a taşınıp garsonluğa ve yazmaya devam etmiş. Bu arada kaya tırmanışına başlamış, yaratıcı yazarlık dersleri almış ve kocasıyla internet üzerinden tanışmış. Bir hayvanat bahçesinde gönüllü olarak çalışırken romanını sağlam temellere dayandırmak için eşiyle birlikte 14 günlük son derece zorlu bir vahşi doğada hayatta kalma kursuna katılmış.
Oliva’nın yazarlık macerası pek çok yazarınkiyle aynı; tek hayali, henüz küçük bir çocukken bile yazar olmakmış. Ormana yakın, tek kanallı bir televizyonu olan evlerinde onun için sıkıntıdan kurtulmanın tek yolu, kâğıt kalemini alıp sırtını bir ağaca yaslamakmış. Üniversiteyi bitirip de bu hayalinden vazgeçmeyince, onlarca müsvedde, sayısız deneme, hayal kırıklıkları ve 11 yılın ardından ilk romanını bastırabilmiş.
“Biraz tuhaf bir çocukluk geçirmiş olmam bu romanı yazmamı sağladı” diyor Oliva; “Ne kadar utangaç ve içine kapanık bir çocuk olsam da, ormanda kendimi müthiş özgür hissediyordum. Bu yüzden romanın fonunun orman olması şaşırtıcı değil. Kıyamet senaryolarını oldum olası sevmişimdir,” diye ekliyor yazar: “Başkahramanın yaşanan salgının ardından aklını yitirmemesi için reality şovu ekledim; böylelikle her şeyin kurgu olduğuna inanıp yoluna devam edebilecekti.”

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam