VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Gerisi aşka ve ölüme bahane kalıyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Gerisi aşka ve ölüme bahane kalıyor

Murathan Mungan’ın aşka dair yazılmış şiirlerinden oluşan “Aşk İçin Ne Yazdıysam”, okuru, kendi zamanlarıyla ve kendi aşklarıyla bir kere daha yüz yüze getiriyor. Sayfaları çevirdikçe görüyoruz ki, bizim için aşk, Murathan Mungan’ın şiirlerinde yaşamaya devam ediyor.

OYLUM YILMAZ



Foucault, dilin, zamanı kendi içinde sakladığını söyler. Çünkü dil esasen zamanı bağlayan şeyin ta kendisidir. Zaman, dil içinde kendini kendisine gösterir ve tarih olarak kendisinin bilincine yine dil içinde varır. Bu üst-teorik bilgiyi gelin kendimize, biraz “bize” yaklaştıralım… Zaman kendini dil içinde gösteriyorsa eğer, bizim de zamanımızı bize gösteren bazı metinler, bazı şiirler hatta şarkılar vardır ve bunlar diğerlerinden ister istemez ayrılır. Bu metinleri, bu şiirleri kaleme alan yazarların yeri de hâliyle yine “bizim” için diğerlerinden ayrıdır. Bazı yazarlar “bizim yazarlarımızdır”, bazı şiirler “bizim şiirlerimiz”. Bunun safiyane okur beğenisiyle ilgisi yoktur, zamanla ilgisi vardır, içinden geçtiğimiz zamanla, kendi zamanımızla… İşte Murathan Mungan’ı kendi kuşağının yazarları ve şairleri arasından alıp onu, “o çok başka yere” koyan, onu kendimizce bizim kılan şey sanırım biraz bununla ilgilidir. Birazdan biraz fazla olarak da, aşkla…
“Aşk İçin Ne Yazdıysam”da aşka dair yazılmış şiirlerini bir araya getiriyor Murathan Mungan. Okurlarını kendi zamanlarıyla ve kendi aşklarıyla bir kere daha yüz yüze getiriyor... Yalnız bir opera, nasıl da hiç eskimemiş orada öylece çalmaya devam ediyor; kendi aşkından ve arzularından kaçanların terastaki havlusu hâlâ öyle yalnız, rüzgârda çırpınıyor; hoşnutsuzluğumuzun kışları başlıyor hep; aşk uzaklaşıyor solgun ve diri bir kimsesizliğe benzedikçe, değişiyor oturduğumuz evler, sokaklar, gerisi hikâye gerisi tarih, gerisi aşka ve ölüme bahane kalıyor… Sayfaları çevirdikçe görüyorum ki, bizim için aşk, Murathan Mungan’ın şiirlerinde yaşamaya devam ediyor.

Şiir pek çoğumuza ergenlik yıllarında gelir. “Ben” olamadığımız ama koşulsuz bir “ötekiliği” yaşadığımız yıllarda. Murathan Mungan, genç yaşımızda alıp o koşulsuz ötekiliğimizden tutar bizi. Şairdir, eşcinseldir, Kürttür, solcudur... Ve benliğinin, kimliğinin bütün ötekilikleri şiirinin içine sinmiştir. Ötekiliğimizden tutar evet, ama bırakmaz bizi şair. Sözün zamana ait olduğu kadar zamanı bağlayan bir şey olduğunu bilir. İnsanın kendisi olamamakla başlayan hayatını, kendisi olamamanın trajedisiyle yaşayarak devam ettireceğinin farkındadır. O yazmaya devam eder, ister istemez biz de onu okumaya devam ederiz.
İnsanın kendini gerçekleştirme yolu
“Vazgeçmenin rengidir kahverengi/Giyinirken beni unut/soyunurken unutma”. Madem konumuz aşk, o zaman “ten”e bakalım. “Çünkü gerçekte ne sanıldığı gibi çıplak göz diye bir şey vardır, ne de çıplak ten; ikisi de giyiniktir, toplumsal tarihi ikisini de giydirmiştir,” der Mungan; aşk acısı dediğimiz şeyin ten’de yattığını, tenin kuşatılmışlığında olduğunu işaret eder. Aşk acısının, ten acısının ötesinde bir çıkış yolu da gösterir ama: “Ten” insanın kendini gerçekleştirme yoludur. Birey olamayışımızın temelinde haz yasaklı toplumsal yapıyı görür şair; toplumsal yapıyla baş edemeyen ten, hem yasaklıdır hep hem acılı. Kendini gerçekleştiremeyeceğinin de farkındadır bir yandan. Çıkış yolu bilinir ama gidilmez, gidilemez. Aşktan da, tenden de, kendi olma imkânından da ister istemez vazgeçilecektir. “Üzerine tuz atılmış kar rengi/seni beklediğim/kendiyle genleşen/noksanlığın tamamlanmaz geceleri/mahrumu olduğum hayat/nice kayıplarla aşk bilgeliği/binlerce neden dururken/vazgeçmenin rengiyle sevdim seni”
Her ne kadar 80 sonrası kuşak içine kapalı, politikaların, ideolojilerin dışında bulunsa da, bütün bu yaygın kanıya inat, aşkın, aşk acısının ideolojik bir şey olabileceğini, ideolojik bir “şey” olduğunu Murathan Mungan’dan öğreniriz. Kendini yaşayamamanın, kendi olamamanın trajedisini yaşayan insan hâliyle aşkı da yaşayamayan olarak kalacaktır... Geçmişle gelecek, Doğu’yla Batı, bilimle masal arasında kalacaktır... “Zamanla fotoğraflarla konuşur insan:/-Senin tekniğindeki deneyim/benim işlenmemiş acemiliğimde/ölmeden önce doğaçlar gibi kendini/aşk dediğin”

Maskeler ve roller
Roller ve maskelerin en çok yaraladığı yer aşktır çünkü. Gündelik hayat içinde, çalışırken, yaşayıp giderken bir şekilde hepsi idare edilir, bir maskeden diğer maskeye geçilir ama konu aşka geldiğinde maskeler ve roller, aşkın değil acının kapısını açarlar insanın önünde. Birini takıp birini çıkarırken, aşkla karşılaştığımızda bu içselleştirilmiş hâllerin arasında, iki elimizde birer maske olduğu hâlde kalakalırız. Mungan’ın aşk şiirlerinde iki yüzlü ataerki, bireyi öğüten modernizm, kaybedilmiş bir zaman olarak geçmiş bir araya gelir ve aşk acısında, aşkın imkansızlığında hepsi birden çözülüp giderler.

O:
Yüzünün aynası çağını şaşırmış
Ah min el aşk! levhası
iki kaşın arası nişangâh
iki kaşın arası uçurum
birinden kaçan diğerine düşer
çare değil
bakmak ya da bakmamak
kendini tarihe ya da arzunun çekim kipine bırakmak
kalp düğümü bilir bunun aşk olduğunu
bilir zamanı bükerken aşkın uzayı
kardeş olur gökdelenler çağıyla
ferhat’ın dağı

Onlar:
Sonrası elden teslim hayatlar,
günübirlik kargolar tek sesli kalabalığın kamuoyu
sökülen mühür dağlanan ten
çatlar cam altındaki kalbin levhası
Sonrası: yok sonrası...


“Aşk İçin Ne Yazdıysam”, her ne kadar kendi aşklarımızla, kendi geçmişimizle yüzleşme fırsatı veriyorsa da, Türkçenin yaşayan en büyük şairlerinden birinin, Murathan Mungan’ın şiiri üzerine bir kez daha düşünmek için de imkân sağlıyor. Üzerinde daha çok konuşmak, tartışmak umuduyla…


Paylaş