VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
08 Ekim 2009 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Girit’in Romeo ile Juliet’i ve anayasa değiştiren aşkları
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Girit’in Romeo ile Juliet’i ve anayasa değiştiren aşkları

Her şey 55 yıl önce Girit’in İrakliyo şehrinde yaşandı. Şehrin en büyük ailelerinden birine mensup üstelik direniş lideri Kundokostas’ın, diğer büyük bir ailenin hem de milletvekili Petrakoyorgis’in kızı Tasula’yı kaçırmasıyla başlayan ve ardından kılıçların çekilmesiyle süren gerçek bir hikâye bu. Yıllarca sadece dilden dile anlatılan, asla yazılamayan... Bu aşk hikâyesi, iki güçlü ve köklü ailenin savaşına dönüşünce beraberinde ordunun sıkıyönetim ilanı da gelir, anayasa değişiklikleri ve basın sansürü de... Yazar Galanaki, işte yıllardır yazılamayıp sadece efsane gibi anlatılan bu hikâyeyi “Suskun Derin Sular” adı altında kitaplaştırdı.

Ümit Kurt

Çağdaş Yunan Edebiyatı’nın önde gelen yazarlarından olan Rhea Galanaki’nin kendi ifadesiyle edebiyat yargılamaz. Sadece bir insanlık dramını anlatmaya çalışır. Bunu yaparken ruhları, olayları, tetikleyici nedenleri, çatışmaları, zamanı ve mekânı daha net görebilmek için daima olayın bir adım gerisinde durur. Mesela şöyle anlatıyor Galanaki edebiyatın onun için ne ifade ettiğini: “Bu nedenle (edebiyat), her şeyi belli bir sıraya yerleştirip araştırma yapar, ‘gerçek’ ile ‘yalanı’, tüm muhtemel yorumları, bütün yazılı kaynakları karşılaştırır, olaya şahit olanları dinler, inceleme yapar, fikir yürütür ve el değmemiş o çekirdeğe dokunmaya çalışarak acıya ortak olur.” Ancak gerçekliği ve onu sarmalayan efsaneyi, yeniden bütünleştirme cüretini göstermeden önce, aynı zamanda onu kendi tarzı ve kurallarıyla adeta bir sanat eserine dönüştürmek için araya gerekli mesafeyi koymasını da bilir.

ÖNLENEMEYEN BİR AŞK

“Suskun Derin Sular” yukarıda yazarının edebiyatla ilgili görüşlerini bire bir yansıtan, 1950 yılında Girit’te yaşanan gerçek bir olaydan yola çıkılarak kaleme alınan etkileyici ve sahici bir roman. Öyle ki önce Yunanistan’da ulusal bir sorun hâline gelen bu olay, ardından uluslararası bir meseleye dönüşmüştü. Her şey Girit’in İrakliyo şehrinde yaşayan ve yörenin büyük ailelerinden birine mensup bir direniş lideri de olan Kundokostas’ın, yörenin diğer büyük ailelerinden (aynı zamanda büyük partilerden birinin milletvekili de olan) Petrakoyorgis’in kızı Tasula’yı kaçırmasıyla başlar. Artık Tasula’nın ailesi kanlı bir savaşa hazırlanmaktadır. Hatta dönemin gazetelerine göre ikinci bir “Troya Savaşı” ufuktadır. İki güçlü aile ve iki büyük siyasi partinin çekişmesiyle başlayan kriz, ordunun sıkıyönetim ilan etmesi, anayasa değişiklikleri, basının sansür edilmesiyle devam eder ve artık herkesin heyecanla takip ettiği yeni bir Romeo-Juliet gösterisine dönüşür. İşte Galanaki, yaşandığı yıllarda büyük gürültü koparan bu olayın ekseninde, Kundokostas ve Tasula arasında yaşanan büyük aşkı anlatıyor.
Galanaki elli beş yıl önce, Girit Adası’nda büyük patırtı koparan ve yazılı olmayan töre yasaları üzerine büyük ilgi çeken, bu tutku ve hüzün dolu eşsiz öyküyü gündeme getirerek onun aniden değişime uğrayan toplumun kendi içinde, üzerinden geçmiş olan uzun zamanla giderek hazmedilmesini, ayrıca hafızalardan asla silinmemesini sağlıyor. Bazılarını yazarın çocukluğundan, büyüdüğü kent olan İrakliyo’dan hatırladığı dramın tüm şahıslarını, sanki kendi sevdiği, yakını olan insanlarmış gibi büyük bir sevecenlikle yeniden gündeme getiriyor. İki yıl süren bir macerayla şahıslar kadar isimler de öylesine efsaneleşmiş ve öylesine sembolleşmişler ki “daha sonraki yaşamlarından adeta bağımsızlaşmış” diyor Galanaki ve bizden bu bağımsızlaşmaya özellikle dikkat etmemizi istiyor.
“Bir tarafta yakışıklı bir kahraman olan Kundokostas’a koşarken ve öte yandan yine yakışıklı ve mert bir komutan olan milletvekili babasına doğru sürüklenip duran, ama aynı zamanda sel gibi duygulara ve şiddetli olaylara karşı koymak için o kadar genç ve hazırlıksız olan bir genç kız.” Tasula’nın vazgeçemeyeceği iki güçlü erkeğin, derin ve büyük farklılıklara rağmen belli noktalardaki benzerliklerini görmezden gelemeyeceğimiz iki kahraman... Bu kaçırılma olayı, Girit’te çok iyi bilinen ve tamamen tipik bir kaçırılma olduğu için ve kahramanlarının kimliğimden bağımsız olarak yarım yüzyıldan fazla bir süre canlı bir efsane gibi yaşadığı için dolayısıyla onların daha sonraki yaşamlarından bağımsız olarak, artık bir bu öykünün yalnız iki yılını kapsayan bir sembole dönüştüğünü burada tekrarlamak gerekiyor...

TRUVA’NIN GİRİT VERSİYONU

Aynı şekilde bu kaçırılma olayı onların kimliklerini de aşıyor. Sadece yaşadıkları bir tutku-hüzün nedeniyle Yunan tarihinin küçük bir paragrafının kahramanları olsalar da... Bu mesele, hem Yunanistan basınında hem de yabancı basında bir “Truva savaşının Girit versiyonu” ya da “Girit’in Romeo ve Juliet’i” veya “Yeni Erotokritos” gibi manşetlerle yer aldı. “Tasula’nın kaçırılması” olayının savaş sonrası dönemde Atina’daki tüm basın organlarının gelişmesinde bir dönüm noktası olmuştu. Olay basit bir kız kaçırma durumunun dışına çıkmış, iki taşra şehrinin (İrakliyo ve Anoya) ve iki ulusal partinin çatışması hâline dönüşmüştü.
“Bir bilmece olduğu kadar bir efsane de olan bu kaçırılma olayının asıl önemli ve doğrudan kaynağı, o gururlu ve doğuştan erkek olan insanın hapse girmesiyle” başlıyor. Bugüne kadar gizli ve hiç araştırılamamış olan bu kaynak, sessiz ve derin sularından tutku-hüzün aşkının daha duygulu, daha samimi ve daha değerli delilleriyle fışkırıyor. Bunlar Kundokostas ve Tasula’nın mektupları... Tasula’nın Kundokostas’a yolladığı yirmi mektup, elli beş yıl Kundokostas tarafından büyük bir kutsiyetle saklanmış. Kundokostas’ın basit, samimi ve etkileyici mektupları, bir volkan patlamasının fotoğrafını çekmeye cüret eden eski bir sokak fotoğrafçısının çektiği küçük bir siyah beyaz fotoğraf gibi gelmişti Galanaki’ye.

PEK ÇOK ŞEY HâLâ SIR

Galanaki’ye göre “Tasula’nın kaçırılışı” ile ilgili pek çok şey biliniyor olsa dahi daha pek çok şey, olayları yakından yaşayanlar için bile hâlâ sır olarak kalmaya devam edecek ve suskunluk yasası bozulmayacak. Sözün özü, Rhea Galanaki, bu sıra dışı olayı, bütün kaynakları inceleyerek ve olayın kahramanlarından Kundokostas’ın arşivini de tarayarak, bütün gerçekliğiyle kronolojik bir roman biçiminde okuyucuya sunuyor.
Ve son olarak Galanki, bu olaya karışan ve derin tarihsel kökleri olan iki büyük ailenin itibarının yarattığı tüm saygınlık ile bu öyküyü yeniden gündeme getiriyor. Böylece bu kitabın Girit’in engin ve sessiz sularında, atılmış olan ağları dikkatle toplayarak olaya tamamıyla uzlaşma yönünde bir katkıda bulunacağını umuyor.

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam