VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Eylül 2014 Pazar | Anasayfa > Haberler > Gitmek isteyip de gidemeyen yolcu
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Gitmek isteyip de gidemeyen yolcu

Öykü yazarı Sıtkı Silah, ‘yolculuk’ları odağına alan yeni öykülerini “Giden Yolcu” kitabında bir araya getirdi. “Öykülerinin temelinde bir dava olmadığını “ söyleyen Sıtkı Silah’la “Giden Yolcu”yu ve edebiyatını konuştuk.

İPEK CEYLAN ÜNALAN


İlk öykü kitabınızın adı “Gelen Yolcu”ydu. Yeni kitabınız ise “Giden Yolcu”. Aralarında konu bakımından bir benzerlik mi var, ya da bir ironi?

Her iki kitapta da yolculuk hikayeleri yer alıyor, benzerlikleri bu. Konu bakımından-kimi öyküler arasında bir tür dirsek teması varsa da- bağımsızlar. Yirmi üç kısa öyküden oluşuyordu “Gelen Yolcu”, Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkan “Giden Yolcu“da ise biri uzun yirmi bir öykü paylaştım okurla. Yol da benzer hacimli bir kitap olacak gibi.
Yolculuk Üçlemesi fikri işin başında yoktu aslında. “Gelen Yolcu”nun bile bir öykü kitabı projesi olmadığını itiraf etmeliyim. İlk yayıncımla roman üzerine sözleşmiştik. Ona bir ay boyunca-bir itiraf daha, “Gelen Yolcu”yu bir ayda yazdım- genişletip büyüterek romana dönüştürebileceğim kısa hikayeler, sinopsisler yolladım. Yayıncım içlerinden birini seçecek, ben de o metnin üzerinde çalışacaktım hesapta. Bir ayın sonunda hangisinin roman için daha uygun olacağını sorduğumda, ‘Ne romanı, sen bir hikaye kitabı yazdın!’ demişti. Sonra baktım ki yolculukla ilgili anlatacaklarım var daha, bitmemiş. Üçleme fikri böyle doğdu işte. Bunun bile yeteceğinden kuşkuluyum ya, neyse.

Peki “yolculuk” kelimesi nereden geliyor? Sizin hayatınızda yolculukların nasıl bir yeri var?

Hayatımda yeri önemlidir yolculuğun. Bir seyyah sayılmam, hem de hiç, ama düşü ya da korkusuyla öncesi, türlü çeşitli sonuçlarıyla sonrası hep damgasını vurdu bana yolculuklar. Gittim, geldim, döndüm, kaldım. Cemal Süreya’nın dediği gibi, “büyük sözler söyleyip hemen ayrıldığım da oldu”...




“Giden Yolcu” adlı kitabınızdaki “Renkler”adlı öyküde çok sayıda alanda faaliyet göstermeye çalışan ancak bunu en az elemanla yapmaya çalışan bir işadamı var. Çalışanlarına birden fazla iş yükleyerek maliyeti kısmaya çalışıyor. Buradaki amacınız kapitalist sistemin geldiği noktayı mı eleştirmek?

Haklısınız, Aziz Nesin parodilerini andırıyor o öykü, daha çok da bolca mizah katılmış bir Orhan Kemal öyküsünü. İşçi-işveren ilişkisini en iyi o anlatmıştır çünkü. Öykülerimin temelinde bir dava olmadığını söylemeliyim, en azından toplumsal bir dava. Apolitiktir hikayelerim. Tabii bu beni de apolitik yapmıyor...

Sedat ve Turgut arasındaki işveren-çalışan ilişkisi dizilerden filmlerden aşina olduğumuz böbürlenen patron ve salak olmadığı halde salak muamelesi görüp sürekli ‘’ Saçmalama Turgut! ‘’ azarına maruz kalan tipik bir işçi. Sizce hangi durum topluma daha çok zarar veriyor, Sedatların artması mı Turgutların artması mı?

Turgutların Sedatlara özenmesi. Daha doğrusu, Turgutların düşlerinin Sedatların gerçekleriyle sınırlı kalması, en tehlikelisi bu işte.

“Balkon” öykünüzde size dair gelen bazı eleştirilerle ilgili serzenişleriniz var. “Kulak ardı edemem, az sayıda okurum olduğundan söylediklerini daha bir önemsiyorum” diyorsunuz. Size gelen eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Haklı veya haksız bulduklarınız var mı?

Genelde olumlu eleştiriler alıyorum. Bu, daha çok yolum olduğu anlamına da geliyor olabilir, bilmiyorum. Haklı ya da haksız olarak nitelendirmek değil de, anlamaya çalışıyorum o eleştirileri, değerlendirmeye. Geçenlerde, daha çok soru sormaya başladığımı söyleyen oldu, örneğin. Cümlelerimin kısaldığını fark etmiş bir diğeri, nedenini soruyor. Bu arada, öykülerimin kısalığından şikayet eden de var, aynı nedenle öven de...

Öykülerinizden birinde “Tavsiyeye en çok ihtiyacı olanlar, çevrelerine en çok nasihat verenlerdir” diye bir sözünüz var. Neden böyle sizce?

Zayıflığına tanıklık etmek istemiyor insan, dillendirmeyeyse hiç mi hiç yanaşmıyor. Çok kişi tanıdım öyle, bilgelik ve şefkat doluymuş gibi göstermeye çalıştığı öğütlerinde kendi zayıflıklarının ipuçlarını verdiğinin farkında bile olmayan. İnsana ve hayata dair buna benzer gözlemlerime yer veriyorum öykülerimde, çok sık olmasa da.

İmgelem sıkça kullanıyorsunuz...

Evet, çünkü şiirden geldim, imge içime işlemiş. Uzun uzun anlatmak yerine şiirden faydalanıyorum kimi zaman. İyi bir şiir okuru olduğum söylenebilir, bana sorarsanız hikayeler yazan bir şairim hatta. Allah’tan soran olmuyor, yoksa açıklayamazdım bu tuhaf durumu...

Hikayelerinizi kısa tutmanızın nedeni de şiire olan yakınlığınız mı peki?

Şiirden kalma bir alışkanlık, beğeni ya da diyelim ki bir el ayarıyla, uzatmıyorum öyküleri, sündürmüyorum. Yapamıyor, yapmak da istemiyorum açıkçası. Sahtekarlıkmış gibi geliyor, bir paragrafta anlatılabilecek olanı sayfaya yaymak. Hem kimsenin okuru sıkmaya hakkı yok, hikayenizi anlatır ve gidersiniz. Ben bilmez miydim Turgut’un Beşiktaşlılığından söz etmeyi, bahanesini bulup bir maç anısını koymayı öyküye. Dolgudan kaçınmakla kastım bu işte, metnin ana amacına hizmet etmeyen ayrıntılara yüz vermemek... Duyduğum en sağlam hikaye tarifi bir sinemacıdandı. “İyi bir hikaye, sıkıcı kısımları çıkarılmış yaşamdır” diyordu Hitchcock. Sıkıcı ve gereksiz kısımları, diyorum ben de.

KORKULARIMLARIMDAN BESLENİYORUM
Karakterlerinizi nasıl oluşturuyorsunuz?


O konuyu çok önemserim. Hikaye, karakterleriyle birlikte gelir bana zaten. Belki detaylı tasvir yapmıyorum ama her biri kanlı canlı karşımdaymış gibi hissetmişimdir hep. Ayrıca öyküde değinmediğim özelliklerine de hakimimdir. Bahsettiniz diye söylüyorum, mesela Turgut’un Beşiktaş taraftarı olduğuna kalıbımı basarım, ya da patron Muhlis Bey’in gardırobundaki gömlekleri renk ve markalarıyla sayabilirim, vb. Balzac, karakterlerinin gerçekten var olduklarına inanırmış. Henüz o noktada değilim neyse ki...

Öykülerinizi yazarken nelerden besleniyorsunuz?

Korkularım çok etkili olur. Tezat gibi gelecek ama mizaha çokça yer veriyor olmamın da nedeni bu sanki. Sık sık absürde başvurmam, gerçeği çarpıtıp karikatürize ederek onu katlanılır kılma çabamdan başka bir şey olmasa gerek. Hayaller de besliyor öykülerimi, gitmek isteyip de kalan bir yolcunun renkli hayalleri. Yalnızca kaygılardan karılmış bir hikaye değil benimkisi elbette.

Giden YolcuGiden Yolcu

Sıtkı Silah

Detay için tıklayın


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Mayıs 2017 Yıl : 13
Sayı : 159