VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ekim 2017 Pazar | Anasayfa > Haberler > Gittikçe daha da yalnızlaşıyoruz
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Gittikçe daha da yalnızlaşıyoruz

“Lümpen Sözlüğü” ve “Klişeler Kitabı”nın kitapların yazarı Levent Tülek, 14 öyküden oluşan yeni kitabı “Pitbull”da yaşadığımız çağı gerçeküstü bir fonda anlatıyor. Uzun yıllardır sıkı dost olan Levent Tülek ve Turgay Kantürk bir araya geldi; Kantürk sordu, Tülek cevapladı.

TURGAY KANTÜRK


"Pitbull”adlı öykü kitabı için Levent Tülek’le bir araya geldik. Şanslıyım ki, kitabı kitap çıkmadan okuyanlardan birisiyim. Çok keyif aldığım öyküler oldu. Ben 26 yıl kadar geriye döneceğim. Meslektaşız ama ilgilerimiz de birbirine benziyor: İkimiz de tiyatrocuyuz, tiyatronun çeşitli alanlarında yönetmen olarak, oyuncu olarak çalıştık. Ben şiire ağırlık verirken Levent daha çok mizaha yakın duran şeyler yazıyordu. Yazdığını biliyordum. Zaman zaman da paylaşıyorduk birbirimizle yazdıklarımızı. Levent’in mizaha olan ilgisi iki kitaba dönüştü yıllar içerisinde. Fakat Levent gizliden gizliye öykü yazan biriydi. Ve nihayet 2017’de yazdığı öykülerle, edebi öykülerle, mizahı bir kenara bırakarak, yepyeni öykülerle okur karşısına çıktı. Bu vesileyle samimi bir röportaj yaptık.

Dünyayı önyargıdan arındırmak istiyorum

* Yazmak ne demek senin için?

Yazmak bence şizofrenik bir durum. Başka bir kişiliğin varmış gibi geliyor, yazarken. Ben onu çok seviyorum. İnsanların, arkadaşlarımın, dostlarımın, akrabalarımın beni yıllardır gördüğü yer hep sahneydi. Görsel bir dünyanın içinde beni görüyorlardı. Edebiyat ise çok istediğim bir alandı. Çok özel, çok ikincil gibi duran ama hep değer verdiğim bir meraktı. Dediğin gibi mesleğimiz oyunculuk, tiyatro. Yazmak, bambaşka bir dünya. Yazmak benim için arkada duran önemli adam gibi.

* Bir taraftan da yazmadan duramayan birisin. Ama ilk defa bu kitapta o kadar sert bir cümleyle edebiyata giriş yapıyorsun ki: “Elinizdeki kitap sizi ısırmıyorsa bu edebiyat yüzündendir.” Bu cümle “Ben edebiyat yapıyorum,” ağırlığını taşıyor. Bu konuda ne dersin?
Çok doğru söylüyorsun. Bu öyküyü sana ilk gönderdiğimde, ilk söylediğin şey bu olmuştu. Öykü yazarken şöyle bir çekincem vardı: Benim bir dünyam var ve bu dünyayı bir önyargıdan arındırmak istiyorum. Bu önyargı neydi: Mizah yapıyor ve yazıyordum, “popüler” olma durumum da var. Bir kere bu soru bana soruldu: Oyunculuk açısından bir isminiz var, “şöhret” sahibisiniz, bir de kitap yazayım mı dediniz? Çok ağır bir şeydi. Ben bu önyargıyı kırmak adına aslında daha başlarken bombayı koymak istedim.

* “Benim dünyam” dedin. Kitapta çok kalabalık ve yalnız insanlar var. Kahramanların ya kaybetmiş ya kaybetmeye aday ya da gerçekten bugün olmayan eskimiş insanlar. Fakat o kadar şenlikli ve farklı şekillerde ki... Abartılı kostümler içindeler. Kahramanlarına yakın mısın?
Çok yakınım. Tiyatroda bir şeyleri abartırız ve kendimiz aslında ne yaparsak yapalım, ne kadar sadeleştirirsek sadeleştirelim prograsif bir dünya yaratırız. Bu protest karakterleri kasıtlı kullandım. Biraz mesleğe de göz kırparak, bu yüzden Sheakespere Önemli en son öykü. Kahramanlarım yalnız ama abartılı kostümler giyiyorlar. Aynen yaşadığımız dünya ve bizler gibi. Niye elimizde sürekli telefonlarımız var ve kendimize selfie yapıyoruz? Gittiğimiz yerlerde çok eğlenmeye çalışıyoruz, her şeyi çok abartıyoruz... Paylaştığımızı zannediyoruz ama sonuçta baktığımız tek şey var: Tıklanma sayısı, beğenilme sayısı... Bu bizim ne kadar yalnız olduğumuzu gösteriyor aslında. Daha çok beğenilelim, daha çok kalabalıklaşalım istiyoruz. Gittikçe daha da yalnızlaşıyoruz.

* Kahramanların eski de bir taraftan... Bazen böyle naftalin kokuyorlar. Tuhaf eski bir dünyanın kahramanları. Oradan çekip çıkarılmış gibiler. Öykülerinde hayatının içinden gelen tatların da olduğunu fark ettim. Şaşırtan, sürprizli olmak gibi bir derdin de var.
Tiyatrodan kalan bir refleks bu. Benim insanlara bir şey anlatırken geçmişi kullanarak anlatmak gibi bir derdim yoktu. Okuduğumda bu tadı aldım ve çok hoşuma gitti. Oturduğum, yaşadığım evin renkleri ahşap ve sepya tonlarında. Bu gelenekçi sepyalık değil ama çok modern, bütün yeniliklere açık olduğumuz bir yaşama dair. Bir yandan da saflık arayışı. O saflığı, o çocuksuluğu bir arayış gibi düşünüyorum. Bir çocuk tiyatrosu hikâyesi yazmak benim için önemliydi. Şu anda yaşadığım binayı yazmaktansa anneannemin yaşadığı Üsküdar’daki binayı yazmak çok daha heyecan vericiydi. Geçmişe baktığımda ıslakaladığımız, unuttuğumuz bütün o resimlerin ne kadar değerli olduğunu anlamaya başladım. Bunu anlatmadan geçemezdim.






* Öykülerin şaşırtıcı ve biraz da gizemli. Baktığımız çok normal gördüğümüz dünyaya başka bir gözle bakıp bundan bir sürpriz çıkarmaya çalışan bir öyküleme tavrın var. Bu da bir takım bilimkurgu yazarlarının kullandığı şeyleri de çağrıştırıyor. Mesela Ray Bradbury tadı var. Senin öykülerin “alacaaydınlık kuşağı” gibi bir yer. Alacakaranlık değil. Bütün bu anlattığın umutsuzluk ve kaybetmişliğe rağmen umut taşıyor öykülerin.
Ben ne kadar karamsar bir insan olursam olayım, hep umutluyumdur. Şuradan kaynaklanıyor bu: Çocuksu tarafımı bırakmadım ve bırakmamaya kararlıyım. Bu fantastik dünyayı masallardan ödünç aldım ve bu masalları hâlâ yaşıyorum. Bunlar bizi çocukken çok etkiledi. Bir kurgunun içerisinde bunları yerleştirmek hoşuma gitti. Bunu da zaman zaman kullanmak istedim. Mesela çocuk oyunları yaptığımda bile bu dünyayı daha kolay yakaladığımı hissettim. Bu “alacaaydınlık dünya” biraz beni anlatan bir dünya. Gerçekten bu dünyaya bir kurguyla da ulaşmadım. Senin bahsettiğin o kurgu biraz da tiyatrodan, senaryo geleneğinden gelen bir şey. Giriş, gelişme, sonuç meselesi benim içime işlemiş. Bundan kurtulmaya çalıştım. Öykü çok özgür bir alan. Edebiyat özgür bir alan. Aynı zamanda öykü çok da zor bir alan. Kendimi öykülerde ifade edebilmekle, üslup geliştirmekle çok uğraştım. Bunu oluşturmak da yıllarımı aldı diyebilirim.

* Peki, kitabın adı Pitbull. Kitabın içinde köpekler cirit atıyorlar. Doğal olarak, doğada kaybetmiş sokak hayvanlarının yaşamıyla kaybeden kahramanlarının yaşamları örtüşüyor mu sanki?
Evet, örtüşüyorlar. Bu kendimin metaforu gibi. Vitrin camında kendime baktığımda ne kadar çirkin bir köpek olduğumu gördüm aslında. Çoğumuzun yaptığı ama daha çok kendimizin yaptığı o sorgulama, kendimi eleştirme, özeleştiri noktasında gittiğim yer, hepimizin gittiği yer, yabancılaştığı nokta bu. Bir yabancılaştırma imgesiydi köpek. Bu yüzden köpek her yere giriyor öykülerde. Bir de köpeğe atfedilen dostluk dediğimiz şey var ya, “Köpek insanın en iyi dostudur,” söylemi. Köpek aslında doğada yaşayan bir hayvandır, biz onu binalara, yanımıza alıyoruz. Ve zaman zaman onların ihanetine uğruyoruz ama genellikle biz onlara ihanet ediyoruz. Oradan baktığımız zaman aslında biz de böyle yaşıyoruz. Kendimi zaman zaman çok sıkışmış hissediyorum. Bir hayvan gibi, bir plazanın on sekizinci katında yaşıyormuş gibi hissediyorum. O zaman kendimi sokağa atmak istiyorum. Bunun için bahaneler üretiyorum: Gezmek istiyorum, oynamak istiyorum... Oyun alanını böyle yaratıyorum öykülerde.

* Son olarak kitap yeni çıktı. Peki şimdi masanda neler var?
Masamda maymun iştahımla yazdığım bir cümleden tut, bir takım sayfalara kadar uzanan bir sürü çalışmalar var. Bunlar öykü taslakları, roman taslağı olan şeyler. Gerçi roman çok iddialı bir konu. Öykü yazmayı çok seviyorum ve yazmaya devam etmek istiyorum. Keza senaryo yazmayı da çok seviyorum. Hep görsele doğru giden bir yazma biçimini kurcalıyorum. Birkaç şey var masamda. Bir tane “Lunapark” adını koyduğum bir çalışma var mesela. İlk defa bunu paylaşıyorum. Bir sene kadar bununla uğraşacağım. “Daha iyi bir dünyaya giriş” şeklinde bir alt başlığı var. Son zamanlarda çok sık duyduğum şey, insanların ülkeden ya da şehirden gitmek, kaçmak istemelerine yönelik. Oraları bir lunaparkmış, renkli bir dünyaymış da oraya girmeye çalışıyormuşuz gibi hissediyorum. Oraya girmemiz için bir bilet paramızın olması gerekiyor, oyuncaklara binmek için paramızın olması gerekiyor... Bir de göçmenlik durumu var. Sadece bizim yaşadığımız bir problem değil, tüm dünyanın yaşadığı bir sorun. İnsanların daha rahat ve özgür hissedebilecekleri ülkelere gitme istekleri. Bunu gerçekleştirmek için hayatlarından vazgeçmeleri ve yeni bir cehenneme girmeleri meselesi. Pitbull’da çok bireysel hikâyeler anlattım ama biraz daha bu konulara girmek istiyorum.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163