VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mart 2015 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Gözleri bantlanan anılar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Gözleri bantlanan anılar

Jinekolog Feraye Sünev’in anılarından oluşan “Bacak Arasından Türkiye” kitabı, kadına şiddetin, tecavüzün boyutlarına hastanelerin acil servislerinden ve jinekolog sandalyelerinden bakıyor.


Kadına yönelik şiddet ve tecavüz denince aklımıza hemen şişmiş ve morarmış bir göz gelir. Ancak, otuz iki yıl boyunca kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak çalışmış olan Feraye Sünev’in anılarını okuyunca, kadına yönelik şiddetin boyutlarının morarmış gözlerde değil vajinada saklı olduğunu anlıyorsunuz.

“Bir Jinekoloğun Gözünden/ Bacak Arasından Türkiye” işte bu şiddetin en çirkin ve acı yüzünü anlatıyor. Yani karşımızda okumaktan keyif alacağınız birn kitap yok. Aksine okudukça, kendinizden, insanlığınızdan iğrnebilirsiniz; “Tüm bunlar olurken ben sıcacık evimde oturuyordum” diye kendinizi suçlu hissedebilirsiniz. Dahası kendinizi tehlike altında da hissedebilirsiniz, hele hele bir kızınız ya da kızkardeşiniz varsa. Kadınsanız zaten her türlü tehlikenin farkındasınızdır.
Nitekim Feraye Sünev’in daha kitabın ilk başında (sayfa 14’te) yer alan bir anısını okuduğunuzda tabiri caizse tokat yemekten beter oluyorsunuz. Çünkü onun bu anısı, randevu alınarak gelinen bir jinekolojik muayeneyi içermiyor. Burası bir acil servis ve can hıraş hastaneye yetiştirilen ise sadece 9 yaşındaki bir kız çocuğu. Tecavüze uğramış. Şöyle anlatıyor bu bölümü Sünev: “Acile girdiğimde sedyeyi gördüm.

Sedyenin üzerinde kırmızı bir battaniye var ve millet ona hizmet ediyor sanki. Tamam, içinde birisi yatıyor elbette, kırmızı bir battaniyeye sarılı getirilmiş belli ki. Etrafında hemşireler koşuşturuyor, telaş ve üzüntü kokusu tüm ilaç kokularını bastırmış, sanki tüm sancılar dinmiş, diğer hastalar bile hüzün ve saygıyla sessizleşmişler. Sedyeye daha dikkatli bakıyorum çünkü üstündekinin varlığıyla yokluğu bir. Beklentim kocaman karnı olan bir anne adayı olduğu için o anki şokumu bir türlü atlatamıyorum. Hayatım boyunca bu yaşta bir kız çocuğunun bacak arası kanlar içinde sedyede yattığını hiç görmemişim ki...

Çocuğun bacakları, kan kırmızısı battaniyenin rengiyle karışıyor sanki. Hâlâ inanamıyorum, bu kızımın ne işi var burada, neden bu halde? Eteğini yukarı doğru sıyırdıkça görüyorum ki kanların arasında siyah lekeler var. Bunlar kömür parçalarından bulaşmış. İç çamaşırı filan kalmamış zaten. Direkt manzarayla karşılaşıyorum. Kimse konuşmuyor, kızımız zaten sessiz, dışarıda ağlayan bir kadın ağıdı, sanırım annesi, tüm hastaneye hükmediyor. Ama nedense zaman akmıyor, duruyor, ağırdan satıyor hayat kendini; herkes öylesine üzgün, öylesine derbeder ki, kimse insanlığını ortaya koyup kızımın elini tutamıyor. ‘Yanındayım kızım, korkma!’ demek yürek ister. Sedyeye yaklaşınca yüzünü görüyorum, gözleri incecik deriden bir örtüyle kapalı, yüzü donuk ve mutsuz. İlkelliğin, merhametsizliğin, vicdansızlığın soğukluğu tüm bedenine yayılmış sanki. O an gözlerini aralıyor, baygın baygın yüzüme bakıyor; ona gözlerimle iyi bir enerji göndermek istiyorum. Tüm insanlar olarak onu o an koruyamadık, suçluyuz bunu biliyorum, ama bundan sonra onu yalnız bırakmayacağımızı hissettirmek istiyorum. O görüntü hâlâ beynimde, hafızamın mezar taşı gibi duruyor.

Gözlerimi kapatınca hatırlıyorum. Makatı ile vajinası bir olmuş. Kırmızı battaniyenin içinde nerede kanlar bitiyor, nerede et parçaları başlıyor?”

Sayfaları çevirdikçe, Sünev’in okurken bile insanın tahammül sınırlarını zorlayan bu anısının aslında son derece sıradan olduğunu fark ediyorsunuz. Çünkü sayfaları çevirdikçe benzer o kadar çok hikaye ile karşılaşıyorsunuz ki; taciz, şiddet, tecavüz, ensest... Ve biliyorsunuz, hepsi de gerçek, hiçbirinde abartı yok. Sonra uzun uzun düşünüyorsunuz, doğada hiçbir erkek dişisine bunu yapmazken, insan evladı bunu neden yapıyor diye? İnsan erkeği üzerine, yarattığımız ya da yaratamadığımız medeniyet üzerine uzun bir sessizlik ve yenilgi kaplıyor ruhunuzu ve Özgecan’ın cinayetinin neyin simgesi olduğunu çok daha iyi anlıyorsunuz.

Paylaş