VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Haziran 2018 Cuma | Anasayfa > Haberler > Güç, politika ırkçılık ve annelik
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Güç, politika ırkçılık ve annelik

Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Doris Lessing’in , özgürlüğün peşinde koşan, henüz 19 yaşında iken evlenerek kendini sıradan bir evliliğin içinde bulan,bir kadının dönüşümünü anlatan “Şiddetin Çocukları” dizisinin ikinci kitabı Türkçede.

GÜLÇİN AVUL


2007 yılında -88 yaşında- Nobel Ödülünü alan Doris Lessing 22 Ekim 1919 yılında ailesinin yaşadığı İran’da dünyaya gelir. Günümüzde Zimbabwe olarak bilinen 1923-1980 yılları arasında belirli dönemlerde Britanya Kraliyet Kolonisi olan Güney Rodezya’da büyür ve 2013 yılında 93 yaşında Londra, İngiltere’de hayatını kaybedinceye dek yaşamını Londra’da yerleşik olarak sürdürür.

Nobel ödül komitesi tarafından “Parçalanmış bir uygarlığı şüphecilik, tutku ve hayal gücüyle ele alan, kadın hareketini destansı bir dille anlatan yazar” olarak nitelenen, feministler arasında etkili bir figür olarak kabul edilen Lessing kadın, cinsiyet rolleri, komünizm, ırkçılık, aile, toplum, çevre gibi çok çeşitli temalar içeren roman, kısa öykü ve denemeleriyle İngiltere’nin savaş sonrası döneminin en önemli yazarlarından biridir.

Lessing’in “İyi Bir Evlilik” kitabı bir türlü hayatının kontrolünü ele alamayan Martha Quest isimli asi mizaçlı, zeki ve tutkulu bir genç kızın yaşamını ergenliğinden yaşlılığına kadar takip ederek, iki dünya savaşı arasında doğup büyüyen bir nesli anlattığı beş kitaplık “Şiddetin Çocukları” dizisinin ikinci kitabı. (Şiddetin Çocukları dizisi sıra ile Martha Quest (1952), İyi Bir Evlilik (1954), Fırtınadan Bir Dalgalanma (1958), Kara Kilise (1965) ve Dört Kapılı Şehir (1969) kitaplarından oluşmaktadır.)

Evlilik gerçeği
Roman, özgürlüğün peşinde koşan, daha özgür bir hayat hayali ile henüz 19 yaşında iken evlenerek kendini sıradan bir evliliğin içinde bulan, çocuk sahibi olmama kararı aldığı halde evliliğinin ilk aylarında hamile kalarak bir çocuk dünyaya getiren ve bir gün çocuğundan vazgeçen genç bir kadının, Martha’nın tüm bu süreçlerdeki duygu ve düşüncelerinin en dürüst ve doğal halinin bir tablosu. Yazar “İyi Bir Evlilik”te evliliğin aradığı özgürlüğü getirmediği gerçeği ile kısa bir zaman içinde yüzleşen Martha’nın kişisel hikâyesi ile 20.yy’da toplumun, annelik ve sevginin, ırkçı gerginliklerin olduğu bir şehrin, güç ve politikanın titiz bir incelemesini yapıyor.

Lessing Martha’nın kocası, annesi, babası, evli arkadaşları ile ilişkilerini anlatırken karakterlerin hislerine, olaylar karşısındaki tepkilerine odaklanarak kadın-erkek ilişkilerine 20. yüzyıl bakışını tüm gerçekliği ile ortaya koyuyor. Yaptığı betimlemeler ile konuşturduğu karakterlerinin söyledikleri sözcüklerin ötesinde kafalarından geçen gerçek düşüncelerini müthiş bir yazım sanatı ile okuyucuya sunuyor. Lessing’in usta yazım tekniği ile karakterler bir yandan konuşuyor, ağızlarından sözcükler dökülüyorken, bir yandan da büyük bir ustalıkla sözcüklerin ötesinde, sözcüklerden bağımsız her bir karakterin zihnini okumamızı sağlıyor.

Hamilelik döneminde kocaları tarafından yalnız bırakılan, hayatta üreme döngüsünü sürdürmekten başka bir amacı olmayan ev kadını haline gelen kadınlar… Kitapta Lessing’in kadın öfkesi ve can sıkıntısı ile ilgili betimlemeleri şaşırtıcı derecede dürüst: Martha her zaman evliliğini ve bebeğini bir gün terk edeceğine inanır; bu sadece bir zaman meselesidir. Eşi Douglas, orduya girdiğinde kendini hem sıkışmış hem de daha bağımsız hisseder. Güçlü iradeli bebeği Caroline’e ve annesine bir yandan şefkat duyarken bir yandan da nefret eder.

Kendisi de zamanında Komünist Parti üyesi olan yazar Lessing , Martha’nın kişisel tarihini savaşın yaklaştığı ve sonrasında yaşandığı bir çevrede, siyasi olaylar ile örerek komünizm ve ırkçılık konularını da usta bir dil ile işleyerek okuyucuya sunuyor.

“İyi Bir Evlilik”, 20. yüzyılın gerçek bir kızı olan solcu, bağımsızlığına son derece düşkün Martha Quest’in hikâyesi olsa da yüzyılımızın kadınlarının da kendilerinden çok şey bulacakları, içinde yaşadıkları toplumların kültürel kısıtlamalarına başkaldıran bir başyapıt.


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam