VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mayıs 2014 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Gücünü kuşanma yolculuğu
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Gücünü kuşanma yolculuğu

Bu bir yol kitabı mı? Evet. Ancak asıl; kulaktan dolma bilgiler, şehir efsaneleri ve başta “yağmur adam” olmak üzere filmlerle yanlış anlatılmış ve aktarılmış oztizmi konu alıyor. Hem de bir günceyle. “Sana Sarılırsam Korkma” otistik oğlu olan Andrea’nın babası Franco’nun kaleme aldığı otizmin bir ebeveyn gözünden arktarılmış hali.

AYLA AKBUAR



“Bazı yolculuklar daha yola çıkmadan başlar.
Hatta bazen çok daha önce.
On beş yıl önce hayat, sevdiklerimle birlikte, tanıdık, rahat ve huzurlu bir şekilde akıp gidiyordu. Sonra birden bire Andrea beni altüst etti, ceplerim boşaldı, kalbime açılan kapıların kilidi değişti. Her şey birbirine karıştı.
Bütün bunlar için birkaç kelime yetti: ‘Oğlunuz muhtemelen otistik’.

İlk tepkim inanmamak şeklinde oldu: Mümkün değil, yanlış bir tanı olmalı.
Sonra, o zamana kadar aralarında bağlantı olmadığını düşündüğüm ve bu konuda yanılmış olduğum anlaşılan bazı ufak tefek şeyleri kafamda birleştirmeye başladım.
o zaman içimde bir fırtına koptu, sonra iki fırtına, yedi tayfun.
O andan itibaren kendini büyük bir keşmekeşin içinde buluyorsun.”

Franco Antonello, oğlu Andrea’nın otistik olduğunu öğrendiğinde içinde kopan fırtınalar ve tayfunların onu terk etmeyeceğini, ancak oğluyla yaşadıkça ve onun gerçekliğini daha iyi tanıdıkça hafifleyeceğini deneyimleriyle anlıyor. Yaşadığı deneyimlerin en zorlusu ve en etkileyicisini de yazar Fulvio Ervas aracılığıyla bize anlatıyor “Sana Sarılırsam Korkma” isimli kitabında.

Kitap, baba Franco ve onsekiz yaşına gelmiş oğul Andrea’nın üç ay süresince yaptıkları Amerika kıtası seyahatlerini anlatıyor.
Bu bir yol kitabı mı? Evet. Ancak asıl; kulaktan dolma bilgiler, şehir efsaneleri ve başta “yağmur adam” olmak üzere filmlerdeki tiraj artıracağı düşünülen, etki yaratacağı kesin genellemelerle büyük bir olasılıkla yanlış ve eksik bildiğimiz otizm, otistik olmanın çarpıcı gerçekliği üzerine baba Franco’nun ağzından anlatılan bir günce.
Andrea onsekiz yaşına gelene kadar neler yaşandığına, hangi badireleri atlattıklarına dair çok fazla bilgimiz olmuyor.

Sadece satır aralarında geçmişe dair birkaç ipucu duyabiliyoruz, Franco’nun ağzından. Mesela, olası tehlikelerden çok korkmalarına rağmen, Andrea’nın okula tek başına gidip gelmesine izin veriyorlar. Bunun için sorumluluk belgeleri imzalamaları gerekiyor. “Anlaşılan o ki, okula yalnız başına giden otistik bir çocuk, öğretmenler, polisler, şehir sakinleri, tüm Avrupa otomobil sürücüleri ve buradan geçen Litvanyalı turistler için başlı başına bir sorundu.” Çünkü, okula gidip geldikten sonra Andrea’nın yüzündeki gülümseme bütün endişelerini yok edecek güzellikte. Bunu tek başına yapıyor olmasının özgüvenini ne kadar artırdığının da farkındalar. Franco’nun sözleriyle “özgür olmak sadece nefes almak değildir ve sadece kalbinizin çarpıyor olması yetmez.”
Bu yolculuk fikri, Franco’nun zihninde birden belirmiyor. Aksine, yavaş yavaş “bir virüs gibi” sessizce ve belli etmeden oluşuyor.

YOLCULUK TERAPİSİ
Her sene okul tatil olup tatil başladığında yaşıtları yaz kamplarına, Casentino dağlarındaki doğa kaçamaklarına, büyük anne ve büyükbabalarına gidip kafa boşaltırlarken Andrea’nın ne yapacağı, seçilen şeyin ona uygun olup olmayacağı, kiminle-nasıl ve ne tür bir aktivite yapacağı konusundaki çıkmazı ve çare bulma yönündeki cambazlıkları çok yorucudur zaten. Madem zor bir yaz olacak, o halde benzersiz bir tatil olsun deyip karar verir. Kararını verirken Andrea’ya sorar elbet, kararını ona dayatmaz. Şimdiye dek, dünyanın dört bir yanındaki geleneksel, deneysel, spirütüel ve tıbbi tedavileri denemişlerdir. Bu seferki tedavi babasının içine doğmuş, farklı bir tedavidir: Yolculuk terapisi.

“ ‘Uzaklara gidelim mi?’ diye sordum.
Bana kaçamak bir bakış attı ve gülümsedi. ‘Andrea, Amerika’ya gidelim mi?’
‘Amerika iyi.’ ”
O anda karar verilir, mümkün olan bütün Amerika’lar gezilecektir, ister iki ister üç tane olsun. Amerika “Durun, ne işiniz var burada? Ortalığı karıştırmaya mı geldiniz?” demediği sürece, bir ay ya da iki ay, yorulana dek durmadan, yorulunca durarak ama sonra daha da iyi hissederek dolaşmaktır hedefleri. Andrea’ya “Sakin mi yoksa hareketli bir tatil mi istersin?” dediğinde “Sakin ve hareketli” cevabını aldığında hiç de şaşırmaz Franco. Bu tatilin tuhaf, canlı, biraz pervasız ve biraz da tedavi amaçlı olduğunu bilerek 6 temmuzda çıkarlar yola. Önce ABD’yi bir baştan bir başa geçerler. Kırmızı bir Harley’in sırtında Miami, Key West, Tampa, New Orleans, Denton, Amarillo, Santa Fe, Denver, Tuba, Las Vegas, Los Angeles. Başarmışlardır. Birlikte “Biz kahramanız” diye bağırırlar Pasifik kıyısında. Bu zafer yolculuk heveslerini daha da kamçılar. Franco’nun arkadaşı Lorenzo da davet edip duruyordur. Harley’i bırakırlar ve Meksika’ya gitme kararı alırlar. Oradan Guatemala, Belize, Costa Rica, Panama ve son durak Brezilya. Ki bu son durak Andrea için hayatında dönüm noktası olacak bir deneyimi yaşatmak üzere onu beklemektedir.
Andrea çok fazla kelime kullanmaz. Babasına göre “yoğun” iletişim kurar, az ve öz. Duygularından çok bahsetmez. Duymasını öğrenenler o az sayıda kelimeden damıtılmış anlamları işitebilir.

İnsanların karnına dokunmayı, onlara sık sık sarılmayı, etrafa öpücükler atmayı, parmak uçlarında yürümeyi çok sever. Herkesin vereceği duygusal tepkilerden farklı tepkiler verir. Küçük yaştan itibaren bir danışman yardımıyla aldığı özel bir eğitim sayesinde hissettiklerini bilgisayarda yardımsız yazabilir. Ancak, eğer gerçekten isterse yazar. Her harften önce göğsüne bir kez vurur, sonra bir harf yazar. Bir göğse vuruş, bir harf... Evladının iç dünyasını bilmek isteyen bir ebeveyn için bu o kadar kıymetlidir ki...

DUYARLI, FARKLI VE YALNIZ
Franco en gelişigüzel ve sonuçsuz olandan en dokunaklısına kadar bütün yazılarını saklar. Onun dünyasına ait her kelime, hazinesidir çünkü. Yolculuk boyunca kendini kötü hissettiğinde, oğlunun ruhuyla yakınlaşmak istediğinde, bu kağıtlardan rastgele bir tane seçer ve okur.
Kitabı okurken otizm hakkında doğru bilinen bir dolu yanlışı farketme fırsatım oldu. Bunda elbet, tıp biliminin otizm konusunda bildiklerinin de yetersiz olmasının rolü büyük. Henüz çare bulunması, tedavi edilmesi gereken bir hastalık mı yoksa farklı bir varoluş biçimi mi olduğuna dair kesinleşmiş bir tespit bile yok. Kitabı okurken otistik bir beynin farklı işleyişini anlıyor insan. Ve farklılıkları nasıl da bir “hastalık” olarak görme eğiliminde olduğumuzu. Okurken şefkat ve empati duymamak elde değil. Olmaz denen şeylerin nasıl da oldurulabileceğini, bunun için umut, azim ve cesaret gerektiğini her satırda hissetmek umut veriyor.

Yazıyı Andrea’nın babasına yazdığı bir cümleyle bitirelim: “Benim normal, can sıkıcı ve terbiyesiz olduğumu sanıyorsun. Ben duyarlı, farklı ve çok yalnızım.”Farklı ve yalnız hisseden otistikleri daha iyi anlamak istiyorsanız kitabı okuyun ve hatta daha fazlası için; Andrea ve Franco’nun yolculuğundan kareler içeren www.andreaantonello.com ve otizm hakkında daha fazla bilgi veren www.tohumotizm.org.tr sitelerini ziyaret edin derim.

Sana Sarılırsam KorkmaSana Sarılırsam Korkma

Fulvio Ervas

Detay için tıklayın

Paylaş