VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
23 Temmuz 2012 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Gündüz doktor, gece yazar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Gündüz doktor, gece yazar

Murat Kınıkoğlu yeni kitabı “Ölmeden Önce”, Türkiye’nin Batılılaşmak yerine yüzünü Doğu’ya çevirmesine duyduğu endişe ile yazılmış bir roman.

Nazlı Berivan Ak

“Ölmeden Önce” yüzünü Batı’ya dönmek varken her geçen gün Doğu’nun daha da fazla yüceltilmesini endişe ve tepkiyle karşılayan bir tıp doktorunun romanı. Öyle ki, “Tarikatları öven, Mevlana’yı, sufizmi, batıni bilimleri öne koyan bunca kitap arasında, çağdaş değerleri anlatan bir roman yazmalıydım. Gölgede kalıp ortam ve zamana oynamak her ne kadar kazandıran ve başarıya götüren olsa da ben kanayan yarayı göstermeyi, yanlışa fener tutmayı tercih ettim” diyor.

Romanını kurarken yarattığı karakterler de çeşitli: İngiltere’de eğitim gören Şeyh oğlu Muhammed, kendini dünya nimetlerine kaptırmış Hacı Vakkas, güzel İngiliz kütüphaneci Jasmine...

DOKTOR YAZARLAR

Romanın içeriği ve kurgusu kadar, böyle bir kitabı bir tıp doktorunun kaleme alıyor olması da önemli, çünkü dünyadaki örneklerine baktığımızda doktorlar polisiye, gerilim türlerinden faydalanarak eserler verdiğini görürüz. Sir Arthur Conan Doyle, Sherlock Holmes serisini kaleme alırken yoğun polisiye ve merakı ön plana koydu, sürprizli sonlar, detaylarda gizlenen gerçekler usta bir kalemde yerini buldu. Günümüze geldikçe Robin Cook, bio-terörizm, organ nakli, farmakolojik yolsuzluklar, tıp skandalları ve komploları gibi konuları odak noktasına koyan romanlar yazdı. Gerilim bu sefer mesleki bilgiyle birleşiyordu. Anton Çehov, “Tıp benim sadık eşimdir, edebiyat ise metresim; birinden sıkıldığımda gecemi diğeriyle geçiririm,” diyerek kaleme aldı öykülerini; en büyük sadakati de belli ki edebiyataydı.

Türkiye söz konusu olduğunda daha farklı motivasyonlarla yola çıktığını görüyoruz doktor-yazarların. Aydınlanmanın neferleri sayılan bilim adamları yalnızca meslekleri üzerine çalışmakla yetinmeyip aynı zamanda ülkeyi değiştirme ve dönüştürme gibi kaygılar da taşımışlar, özellikle Cumhuriyet dönemi boyunca. Murat Kınıkoğlu örneğinde de benzer bir durum söz konusu: Türkiye aydınlanması, din, bilimle aydınlanıp yoz batı kültürüyle kirlenmekten ölesiye korkan kahramanlar, tarikat liderleri, geri kalmışlık ve bunlar üzerinden her şeyi bir kenara iten aşk. Evet, en çok da aşk.

Karakterlerin olduğu gibi iyi ve kötü olarak ayrıldığı, klişelerin ve ilk akla gelenlerin yaşandığı dünyalar ve dahası bile bile yapılıyor bu, mesajı doğrudan ve karmaşa olmadan iletmek için. Okul girişinde her defasında kimlik kontrolü yapmak için ısrarcı olan İngiliz görevli ve bundan sıtkı sıyrılmış Türk doktora öğrencisi. ‘Dini imanı para’ olan küçük figürler, yaptıkları büyük işler. Müslüman gencini yoldan çıkaran güzelliğiyle İngiliz kızı.

MESELEM VAR!

Murat Kınıkoğlu ‘tumturaklı cümleler’ kaygısından çok, kurgu ve verilen mesajın ön planda olduğu bir roman çalışması yapmak istediğini ifade ediyor, romancı olarak her ne kadar büyük iddiası olsa da “meseleli romanı”nın bir amaçla yazıldığını söylüyor ve ekliyor: “Romanın geliri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağışlanacak.”
Türkiye edebiyat dünyası düşünüldüğünde bir hekim olarak edebiyat topraklarından uzaklaştırıldığı ve hatta kimi zaman yok sayıldığı bilgisini de veriyor:

“Bozkırın Efendisi’ne gelen yorumlar son derece ilgi çekiciydi, soluksuz okuduğunu ifade eden okurlar, eski bir konuyu yepyeni bir dille incelemekten duyduğu heyecanı dile getiren kitap kurtları... İş edebiyat profesyonellerine geldiğinde ise derin bir sessizlik ile karşılaştım.”

Murat Kınıkoğlu’nun bir sonraki projesi ise bir film yapmak. Çok fazla ipucu vermek istemese de yine ses getirecek, mizahı ve eleştiriyi içinde barındıracak bir film olacak bu.

Murat Kınıkoğlu 511 sayfalık romanına farklı birçok karakteri ustalıkla yerleştiriyor. İlk bakışta kötünün çok kötü, iyinin ise sınırları ve gerçekleri zorlayacak kadar iyi olduğunu düşünse de okur, öykünün içine girdikçe her kahramanın kendi içinde zayıflıklar, kötülükler ve en çok iniş çıkışlar taşıdığını fark ediyor. Tam da anlatılan dönemin ruhunu yansıtan bir durum bu, dünya ve ülke değişirken karakterler de aynı kalmakta zorlanıyor, değişime bilinçli ya da bilinçsiz kendilerinden başlıyor.

Murat Kınıkoğlu’nun vurguladığı bir diğer nokta ise kutsal metinlerden alıntı yaparken gösterdiği özen. Öykü birçok dipnotla destekleniyor, inandırıcılığını artırmakla beraber böylece hikaye farklı edebi türlere de selam çakıyor, bir yönüyle “Ölmeden Önce” araştırma inceleme özelliği de kazanıyor.

Farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerde geçen hikaye insanda birleşiyor, bu yönüyle “Ölmeden Önce” durumu ve toplumu irdelemekten öte insana dair zayıflık ve zenginlikleri tartışmasıyla okuru kendiyle yüzleşmeye davet ediyor. Bir doktorun dilinden insan ruhuna dair çözümlemeler “Ölmeden Önce”nin dikkat çekici özelliklerinden biri. İyi bir roman yazarı olmanın en yüksek mertebe olduğunu ifade eden Kınıkoğlu, hekimlik ve diğer rollerin ötesinde bir durumun peşinde. İyi yazar olmayı böylesine önemseyen bir doktorun kaleminden “Ölmeden Önce”yi okumak yoğun bir deneyim olacağa benziyor.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam